"CRM" kategorisindeki yazılar:

16 Mart 2021 Salı

CRM Ödevleri

CRM dersi ödevlerini yaparken şu noktalara dikkat edilmesini rica ediyorum.

😉

Ödevleri mutlaka size verdiğim 2 e-posta adresime birden gönderin. Herhangi bir e-posta adresimde sorun olduğu takdirde, diğerinden ödevinize ulaşabilmek isterim. Ola ki ödevinizi görmemişimdir. Notları açıkladığımda SIFIR görüp “ödevimi göndermiştim” dediğinizde, diğer posta kutusundan da kontrol etmemi sağlar.

İsteyenler ayrıca İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin uzaktan eğitim ortamlarına da yükleyebilirler.

😉

Kişisel ödevlerde ödevi gönderdiğiniz dosyayı Odev_#_SOYADI_ADI şeklinde kendi soyadınız ve adınızla isimlendirmenizi (sadece latin harfleri kullanılması ve SOYADI_ADI büyük harf ile yazılmasını) rica ediyorum.

Bir öğrencim, bu talebimi harfiyen uygulamış ve bana ödevini şöyle göndermişti.

Talimatlara harfiyen uyulması güzel ama kendi soyadınızı ve adınızı yazmanızı rica ediyorum. Örnek: Odev_2_OZMEN_UGUR

😉

Uzaktan eğitimde, grup çalışması zor oluyor.  Eğer grup ödeviyse, bir sektörün CRM projesini adım adım gerçekleştiriyoruz. Bu durumda Odev-#-sektör-konu şeklinde (Örneğin Odev-3-sigorta-segmentasyon) isimlendirilmesini rica ediyorum.

😉

Ayrıca belirtmedikçe ödevlerin Word dosya şeklinde hazırlamanızı tercih ediyorum. 12 puntodan daha büyük bir font kullanmazsanız ve satırlar arasında 1.5’dan daha fazla aralık bırakmazsanız sevinirim.

Kısa olan ödevi çok görünsün diye 14 punto ve 2 aralıkla yazanları görünce, ilkokul esprileri geliyor aklıma…

Neden ödevinizi Word dosya şeklinde hazırlamanızı istiyorum? Ödevlerini erken gönderenler olursa (benim zamanım da uygunsa) hemen feedback veriyorum. Her hangi bir cümle, hatta kavram geçince hemen yanına görüşlerimi veya feedback’i yazmak için… Örneğin:

Odev-2

Dikkat etmişseniz, kırmızı yazılanlar (benim yazdığım geri bildirimler) oldukça fazla. Geri bildirimlerin öğretici olduğunu düşündüğümden, mümkün olduğuncaayrıntılı geri bildirim yazmaya çalışıyorum. Ödevi hazırlayanların da aynı özeni göstermesini bekliyorum.

Bazı arkadaşlarımız, sanırım “ödevlerini değiştirip kötü not vermeye hevesli bir eğitmen” olduğumu düşünerek, PDF dosya ile gönderiyorlar. Alınmıyorum ama ister istemez daha az feedback alabiliyorlar.

😉

Eğer ödeviniz 1 sayfadan fazlaysa her sayfanın başına isim ve soyadınızı (Word’un header / üstbilgi özelliğini kullanarak) yazmanızı; her sayfanın sonuna sayfa no / toplam sayfa (Word’un footer / altbilgi özelliğini kullanarak) yazmanızı istiyorum.

Bazen tüm ödevleri kağıda çıktı alıp, elimde kırmızı kalemle okuyorum. Bazı notlar yazıyorum. Sayfaların üstüne ve altına isim / soyadı / sayfa no yazılmasını istememin nedeni bu. “Kağıtlar karışmasın, zaman kaybetmeyeyim” istiyorum.

CRM eğitimi aldığınıza göre, paydaşlarınızın hayatını kolaylaştırmak gerektiğini biliyorsunuz (veya öğreniyorsunuz).  Lütfen, bu eğitimdeki en önemli paydaşınız olan eğitmenin hayatını kolaylaştırarak işe başlayın.

😉

Kapak veya sunum sayfası yapMAmanızı, doğrudan ödevinizi yazmanızı bekliyorum.

Şöyle bir kapak sayfası görünce dehşete kapılıyorum. Tekrarlıyorum: lütfen kapak sayfası yapmayın.

😉

Ödev sorusunu yazarak başlamanın, “ne yazıyordum acaba” diye unutmayı engellediğini düşünüyorum. Soruyu yazdıktan sonra, doğrudan yanıtı yazmaya başlamanızı tercih ediyorum.

Örneğin: “Havayolu ve GSM sektörlerinde segmentasyon için kullanılabilecek kırılımları (kriterleri) yazınız.” ödevine:

Hangi Sektörde bir ürün üretiyor olursanız olun ilk yapmanız gereken bu ürünü satın alacak müşteriyi en iyi şekilde TANIMLAMAK ve daha da önemlisi TANIMAKTIR.

Şirketler hedef kitle analizini yaparken , hem ekonomik hemde sosyal durum farklılıklarının doğru şekilde belirlemesi stratejik bir önemdedir. Diğer sektörlerde ki gibi yanlış segmentasyonun sonucu doğacak yanlış strateji ve saptamalar çok hızlı bir şekilde müşteri kaybına yol açacaktır.

Sonuç olarak sektörler kendi hedef kitlelerini belirleyerek onlara hitap eden ürünler üretmekteler ve çok yoğun bir rekabet içerisindedirler. MÜŞTERİ’yi en iyi tanıyan ve ürününü belirlemiş olduğu müşteri grubu için en etkin şekilde sunan şirketler her zaman kazançlı çıkacaklardır kuşkusuz.

Peki hedef kitleye yönelik stratejiler nasıl oluşturulmalı?

Bu noktada segmentasyon kavramı işin içinde girmekte ve pazarlamacıların yol haritalarına ışık tutmakta.Segmentasyonun amacı elimizdeki mevcut müşteri verilerine bakarak benzer demografik özelliklerde ki mğşterileri ayrıştırıp, benzer segmentte ki müşteri gruplarına yapacağımız benzer tekliflerle müşterilerim yaşam boyu değerini arttırmak olmalı.Bu duruma doğru segmentteki kişiye, doğru zamanda, doğru teklifin yapılması da diyebiliriz.

Ancak böylelikle rakiplerimiz arasında farklılaşarak müşterilerimizin yaşam boyu değeri arttıracak,dolayısıyla şirket karlılığımızı arttıracak stratejilere ulaşabiliriz.

Havayolu ile seyahat çağımızda lüks olmaktan çıkmış olmakla birlikte müşteriler arasındaki statü farklılıklarının devam ediyor olması farklı stratejilere ve konseptlere sahip havayolu şirketlerinin ortaya çıkmasını doğurmuştur. Bunlara örnek verecek olursak Düşük Maliyetli Taşıyıcılar (Low Cost carrier) ve İş Jetleri (Business Jet) grubu. Ayrıca Bayrak Taşıyıcı (Flag Carrier) dediğimiz ülkeleri temsil yetenekleri (birçoğu özelleşmiş olsa da) olan grup vardır ki onlar dahi statü farklılıklarını gözetmek zorunda kalarak yan firmalar kurmaktadırlar.

diye başlamayın.

Veya “Spor salonu için müşterinin işlevsel tanımını yapın[1] , [2] , [3] ödevinde

Bir spor salonu düşünün ki müşterisini bağlamak için çeşitli kampanya ve ilgi çekici seçenekler kullansın. Bunlar spor salonu müşterisi için yeterli olacak mıdır? Evet, yeterli olacaktır. Çünkü spor salonu için müşteri, lokasyonunu doğru oturtabildiyse yani kendisine bağlayacağı müşteri profili ile spor salonuna harcadığı masraflarını eşitleyebiliyorsa bu doğru stratejiyi yakalamak için iyi bir adımdır. Müşterisine Dünya standartlarını yakalamayı vadedip bunu da gerçekleştirebiliyorsa artık hedeflediği marka olma yolundaki başarısını sağlayabilmektedir. Yani müşterisi gittiği salonun adını söyleyip markayı duyan kişinin de buranın bir spor salonu olduğunu bilmesi o kişinin markasının prim yaratma çabalarının iyi sonuç verdiğini göstermektedir.

Yaşadığımız şehirde hemen hemen her semtte spor salonları mevcuttur. Özellikle son dönemlerde inşaat sektöründeki patlamalarla site kavramı gelişmiş ve bu siteler mahallelerin yerini alarak her biri içerisinde birer hatta bazen ikişer spor salonları barındırmaktadır. Mesela lüks semtler diye adlandırdığımız yerlerde açılan spor merkezleri sporun dışında orayı tercih eden kişilerinin beklentileri doğrultusunda konsept geliştiriyor. Spor salonu artık o kişilerin kişiliğini yansıtan mekanlara dönüşüyor. Spor dışında kütüphane, restoran – kafe, sosyalleşme hatta iş adamlarının iş bağlantılarını bile yürütebildikleri yerlere dönüşüyor. Bu durum sizin müşteri yelpazenizde sadece oraya spor yapmaya gelenler değil sosyal ortamdan faydalanmak isteyen müşterilerle çeşitleniyor. Müşteri stratejisi doğru oturtulursa bu yelpaze daha da genişletilebilinir. Her ne kadar amaç spor yapmaya gelen kişileri hedeflemek olsa da bütününe bakıldığında aslında oraya sadece kişileri çekme çabası yapılmaktadır. Bu da bir spor merkezinin CRM için geliştirdiği çabasını göstermektedir.

diye yazmayın.

Belki hikaye veya roman yazarı olmak istediniz ama kaderin rüzgarları sizi MBA’ya sürükledi. Olsun. Artık MBA’dasınız. Tıpkı iş hayatında olduğu gibi, kısa ve özlü yanıt verirseniz kazanırsınız. Zaten MBA sizi iş hayatına hazırlamak için var.

Yukarıdaki gibi uzun uzadıya yazarsanız… Hepsi doğru olsa bile, ödev açısından gereksiz bilgilerdir. Daha fazla not almanıza neden olmaz ama eğer yanlış varsa, notunuzun düşmesine neden olabilir.

Birinci soruya “Müşterinin geçmiş uçuşlarında ki yurtiçi, yurtdışı …” gibi bir cümleyle; ikinci soruya “Spor salonu için müşteri, üyeliği olan ve…” diye başlanılması daha verimli olur.

Özetle, lütfen sadece ödevde sorulanı yanıtlayın. İçinizi dökmeyin.

😉

İş hayatımızda olduğu gibi, en iyi ödev (asgari koşulları yerine getirdiği takdirde) 10 üzerinden 10 alıyor, diğer ödevler ona göre notlandırılıyor. Bu nedenle her ödevi en az 2 kere okuyorum. Önce hiç not vermeden genel düzeyi öğreniyorum. Sonra en kapsamlı ödevi örnek alıp, diğer ödevleri değerlendiriyorum.

Ödev notlarını açıklamadan önce, çok ayrıntılı bir yanıt rehberi hazırlıyorum.

😉

Ödevleri değerlendirirken elbette hata yapmamaya çalışıyorum. Ancak eğer hata yapmışsam düzeltmek ve öğrenciye hak ettiği notu vermek isterim. Hak ettiğinden az not alan öğrencinin yukarıda yazdığım yanıt rehberini veya şahsen ödevine yazdığım feedback’i okumasını, o rehbere göre nerede hak ettiğinden daha az not verdiğimi belirtmesini tercih ediyorum.

Hocam, ödev notum beklediğimden az geldi. Tekrar bakar mısınız?” taleplerini kabul etmiyorum.

Görmemiş veya yanlış değerlendirmiş olabilirim. “Şurada yazmıştım, görmemişsiniz” denilmesi beni rahatsız etmez, yanıt rehberini okumadan itiraz edilmesi rahatsız eder.

😉

Ödev formatı eksik / yanlış olanlar 10 yerine 8 üzerinden not alıyorlar. Gerçek iş hayatında format hatası olduğunda ihaleye girilemiyor veya amaç hasıl olmuyor. Ben sadece 2 puan kesiyorum. Mesele şekilcilik değil. MBA sizi iş hayatına hazırlamak için oluşturulmuştur. İş hayatında geçerli kuralların, burada da geçerli olması doğaldır.

😉

Ekinde dosya veya çok sayıda okumak üzere link gönderdiğim mesajlar, bazı adreslerden geri dönebiliyor. Benden gelen mesajların spam hanesine düşmesine karşı önlem almayı öğrencinin sorumluluğuna bırakıyorum.

😉

Öğrencilerimin ismiyle yayınlayacağım [a] , [b] , [c] çok güzel ödevlerle karşılaşmayı umuyorum.

 13 Haziran 2013
EKLEME 1: 1 Nisan 2014
EKLEME 2: 5 Haziran 2016
EKLEME: 16 Mart 2021

14 Mart 2021 Pazar

RFM’in Doğrusu – 1

Linkedin’de “BigQuery’de SQL ile RFM analizi yaptık. Amacımız müşteri kitlesi içinde hangilerinin sitemiz için daha değerli olduğunu bulmaktı. K-means clustering ve BigQuery makine öğrenimi algoritmasını kullanarak her kullanıcıyı RFM değerlerine göre segmentledik. ” diye başlayan bir çalışma okudum.

Çalışmayı yapan arkadaş, adım adım tüm çalışmayı yazmıştı. Esinlendiği kaynak olarak da şu yazıyı referans vermişti.

Referansta da “User Segmentation using RFM analysis in BigQuery ML and Visualization in the Data Studio” (BigQuery ML’de RFM analizi kullanarak Kullanıcı Segmentasyonu ve Data Studio’da Görselleştirme) denilmiş.

RFM ile ilgili en çok yapılan hata, RFM sonuçlarına göre segmentasyon yapılmasıdır. Oysa, önce segmentasyon yapılmalı, sonra segment bazında RFM çalışması yapılmalıdır.” diye yorum yazdım.

Gerekçeyi de eklemek için daha önce bu konuda yayınladığım yazıları [1] , [2] , [3] tekrar okuduğumda yeteri kadar açıklamadığını ve bu vesileyle, RFM’i yeniden anlatan bir yazı yazmak gerektiğini düşündüm. Danışmanlık yaptığım bir mobilya şirketi için RFM modeli hazırlamıştım. IT ile sorun yaşıyorlardı ve “asgari IT kullanarak müşteriyi anlamaya” ihtiyaçları vardı.

Benim tasarımım ve onların müşteri deneyimi birikimiyle birlikte oluşturduğumuz RFM modelini hayata geçirdiler. Hatta kısa süre sonra erken uyarı sistemi olarak kullanmaya başladılar. Birkaç sene sonra da bir MS CRM Dynamics çözüm ortağı ile anlaştılar.

Bu çözüm ortağının kurucusu beni buldu. O kurumla birlikte yaptığımız RFM modelinin (ki artık sadece RFM denemezdi) ne kadar kullanışlı olduğunu görmüş ve modeli tasarlayanla tanışmak istemiş.

RFM analizi bir devirler çok konuşulan bir yöntemdi. Bu yazıda, geleneksel RFM’in neden bugünkü veri ve teknolojik ortamda geçerli olmadığını ve nasıl değişiklik yapılırsa, asgari IT desteğiyle başarılı sonuçlar alınabileceğini anlatacağım.

😉

RFM İngilizce bir kısaltma.

  • R: Recency (Müşterinin en son alışverişinden bu yana ne kadar zaman geçtiği = Zaman açısından yakınlık)
  • F: Frequency (Müşterinin belirli bir zaman diliminde yaptığı alışveriş sayısı = Sıklık)
  • M: Monetary (Müşterinin F için temel alınmış belirli zaman diliminde ne kadar ciro yaptığı = Ciro)

Geleneksel RFM analizlerinde R, F ve M’nin her biri 1 – 5 arası gruplara ayrılır. Sonra sıralanır. 5-5-5 olan müşteriler çok değerlidir; 1-1-1 olan müşteriler olmasa da olur.

Bazı geleneksel (bugünkü veri yönetimi ortamında bence KESİNLİKLE YANLIŞ olan) RFM hesaplamalarında bir kurumun tüm müşterileri aynı ölçeklerle değerlendirilir ve analiz sonucunda “hangi müşterilerin değerli olduğunun bulunacağı” düşünülür. Bu yöntem için neden KESİNLİKLE YANLIŞ dediğimi anlatayım.

Önemli not: RFM’in geleneksel şekilde kullanılması kesinlikle geleneksel modelleri bugün uygulayanların suçu değil. Yerli – yabancı birçok kaynakta RFM bu şekilde yazılmış.

Eğitimlerimde, neden yanlış olduğunu ve doğrusunu uzun uzadıya anlatıyorum. Yukarıda referans verdiğim [1] , [2] , [3] yazılar yeterince açıklayıcı olmadığı için burada aktarmaya çalışacağım. Uzun bir yazı olursa, lütfen kusuruma bakmayın.

😉

RFM demek İngilizcede FRM demekten daha kolaydır ama bence önce F ile başlanmalıdır.

“Neden?” diye sorarsanız… R (zaman açısından yakınlık) aslında F (sıklık)’ın bir sonucudur. Alışveriş sıklığı fazla olan, örneğin ayda 3 kere mağazaya (veya e-ticaret sitesine) gelip alışveriş yapan bir müşterinin R değeri ister istemez 0 – 10 gün arasında olur. R aslında F’den türeyen bir değer olduğu için, F’de temel aldığınız süre (tanımda “belirli bir zaman diliminde yaptığı alışveriş sayısı” demiştik) yani o ZAMAN DİLİMİ, çalışmanın en önemli parçasıdır.

Bana “R aslında F’nin doğal sonucu olmayabilir. Zaman dilimini bir yıl alırsak ve yılda 3 kez gelmiş ama son 10 aydır hiç uğramamış olabilir” derseniz, size iki soru sorarım.

1 – RFM analizini ne amaçla yapıyorsunuz?

2 – RFM analizini hangi sıklıkta yapmayı düşünüyorsunuz?

Bu soruya yanıt olarak yılda bir, iki yılda bir gibi uzun bir süre verirseniz,

3 – Neden o zaman dilimini seçtiniz? diye üçüncü soruyu sorarım.

Bu üç sorunun yanıtları, F’in temeli olan zaman dilimine nasıl karar verdiğinizi sorgulamaktır.

Zaman diliminin seçimi çok önemlidir. Temel alacağınız zaman dilimi sektörler arasında değişiklik gösterir. Mevsimsel etkisi olan (abiye konfeksiyon gibi) sektörler ile zaten sıkça gidilen (süpermarket gibi) sektörleri aynı zaman diliminde değerlendiremezsiniz.

Konaklama sektöründe bile farklı zaman dilimleri üzerinde çalışılır. Şehir oteli ile tatil köyü farklı ölçütler kullanır. Tatil köyü veya kayak otelleri (eğer RFM yaparlarsa) en az bir yıllık zaman dilimi almalı ama değerlendirmeyi 3 – 4 sene boyunca her sene RFM analizi aldıktan sonra yapmalı. Bir yıllık zaman dilimi aldığında da ertesi sene turizm sezonu başlarken değil sezon biter bitmez analiz yapılmalıdır. Yani, bir yıllık zaman dilimi aldıktan sonra “müşteri 10 ay önce 3 kere gelmiş” demek için haklı ve geçerli bir senaryonuz olmalı.

Örneğin: Daha turizm sezonu açılır açılmaz, havalar ısınmadan gelen yaşlı turistlerden olabilir. Bir başka yaşlı turist grubu da havaların sıcaklığı azaldıktan sonra Eylül gibi, tatil köyü kapanmadan hemen önce geliyordur. Aslında aynı segment.

İşte bu nedenle, “önce segmentasyon , sonra RFM çalışması yapılmalı” diyorum.

Dikkat ederseniz, “RFM analizi yapılmalı mı?” diye de sorguluyorum. Özellikle bugünün veri kaynayan ortamında.

Sorunun yanıtını da vereyim: Eğer kurumunuzdaki BT ekibi CRM konusunda çok yetkin değilse RFM’i erken uyarı sistemi gibi kullanabilirsiniz. Kullanabilirsiniz ama… önce bazı konularda ön çalışma yapmanız gerek.

😉

F’e (alışveriş sıklığına) tekrar bakalım.

Bir mağaza veya dükkan için “oraya çok sık giderim” dediğinizde… Eğer işyerinizin yakınında bir lokantayı söylüyorsanız “haftada 2 – 3 kez” anlamına geliyordur. Ama spor malzemeleri satan bir mağaza ise, ayda bir kez bile oldukça sık sayılır.

Demek ki… sıklık kavramı, işyerinin özelliğine, sektörüne, sattığı ürün veya hizmete göre değişiyor.

😀

Çalışmanın bundan sonrasında hem mobilya, hem mutfak aletleri (buzdolabı ve bulaşık makinesinden mutfak robotu, tencere tava, tost makinesine kadar ev için gerekli hemen her alet) hem de ev tekstili ürünleri (yatak çarşafından havlu ve bornoza, halıdan döşemelik kumaşa kadar hemen her tekstil ürünü) satan bir mağazalar zinciri olduğunu düşünerek devam edeceğim.

Not: İstanbul’da daha bir dikey uzmanlaşma var. Mobilya, mutfak aletleri ve ev tekstili ürünleri satanlar ayrı markalar altında zincirler oluşturuyor. Anadolu’da birçok şehirde, ev için gerekli hemen her şeyi satan mağazalardan görmüşümdür. Bazıları “çeyiz mağazası” olarak sıfatlanıyor.

RFM’in temeli olan F’yi hesaplarken 5 (en sık) için şu kavramı kullanırız: Mağazadan çıkmıyorlar” veya “mutlaka uğruyorlar” dediğimizde hangi sıklığı esas alırsınız? diye sorarız. Evlenmenin (veya birlikte yaşamanın) arifesinde olan çiftler için “haftada 2” gibi bir sıklık olur.

Şehirdeki en bilinen mobilya + mutfak eşyaları + ev tekstili satan markasınız. Evlenmenin hemen öncesinde olan müşterileriniz haftada bir-iki kere gelecekler. Bazen çift olarak, bazen (parayı ödeyecek olan) baba ve annelerle mağazanızı ziyaret edecekler. Çoğunlukla bir şeyler satın alacaklar. Evdeki eksiklerini tamamladıkça size gelmeleri azalacak.

Aynı çift, birlikte yaşamaya başladıklarının ikinci senesinde yine “mağazadan çıkmıyorlar” denildiğinde ayda bir sıklık düşünülür. Bebek olacağı haberini almışlarsa, sıklık yine artar.

Çalışmanın sonunu beklemeden buraya ekleyeyim. Sadece 3 başlık (R ve F ve M) yetersizdir. Son satın alınan 3 – 4 ürün de bir başka sütun olarak yer almalıdır.

Gelelim orta yaşta birine… Onun için “çok sık uğrar” dediğimizde muhtemelen ayda bir-iki ziyaretten bahsediyoruzdur. Birden sıklık artmışsa… ya ev-ofis çalışmaya geçmiştir, evi düzenlemek için alışveriş yapıyordur; ya boşanma öncesindedir, yeni ev düzenliyordur; ya da çocuğu evleniyordur ve parasını o ödeyecektir.

DİKKAT: Burada 3 önemli konudan bahsediyorum.
1 – Neden son satın alınan 3 – 4 ürün bir başka sütun olarak yer almalı?
2 – Neden önce segmentasyon, sonra RFM çalışması yapılmalı?
3 – RFM analizini neden yapıyorsunuz?
sorularının yanıtını anlatıyorum.

Bu sektörde RFM Analizini erken uyarı sistemi olarak kullanacaksanız, en geç ayda bir kez hazırlamanızı öneririm. Böylece müşterilerinizin yaşam evresindeki değişiklikleri anlarsınız.

Önemli bir noktayı da atlamayalım. Geleneksel RFM modeli kesinlikle yaşam boyu değeri (YBD) ölçmek için kullanılamaz. YBD gelecekle ilgilidir, oysa geleneksel RFM sadece geçmişi gösterir. Geleceğe ilişkin ipuçları görmek isterseniz, bahsettiğim eklemeleri yapmanız gerekir.

Bu arada, son satın alınan 3 – 4 ürün sadece yaşam evresi değişimini ölçmek için değil, rekabete kaybınızı ölçmek için de kullanılır.

Evlenmeye (veya birlikte yaşamaya) karar vermiş bir çift önce yatak odası takımı alır, sonra mutfak, sonra salon, vb… diye müşteri deneyim haritası çıkarmışsanız, neleri sizden satın almadığını da görürsünüz. Onları muhtemelen rakiplerinizden almışlardır.

İşiniz bitmedi: Yukarıdaki ev-ofis çalışmaya karar vermiş veya boşanmış kişi örneğini de dikkate almalısınız. Sizinle sık alışveriş yapabilecek her persona için deneyim yolculuğu haritası çıkarmalı ve RFM analizinizi anlamlandırmalısınız.

😀

Yazı çok uzadı ve RFM’in sadece F’inden bahsettik.

Buraya kadar yazılan kısmı özetlersek,

  • Her sektör, hatta her kurum için (F’nin dolayısıyla R’nin temeli olan) ayrı zaman dilimleri söz konusu.
  • Her segment için ayrı RFM yapılmalı. Dolayısıyla, önce segmentasyon, sonra RFM yapılır.
  • Yakın geçmişte çok alışveriş yapması, (evlilik öncesindeki çift örneği gibi) aynı şekilde devam edeceği anlamına gelmez. Dolayısıyla, basit tahminler için bile geleneksel RFM modelini kullanamazsınız.
  • 5-5-5 ölçekli RFM modeli, bugünün veri ve teknoloji ortamında artık hükümsüzdür.

RFM’in kalan R ve M harflerini ve RFM çalışmasının yanına eklenmesi gereken diğer maddeleri daha sonra ele alacağım. Hepsini bir araya getirdikten sonra, abone olanlara bir kitapçık şeklinde sunmayı amaçlıyorum.

.

11 Mart 2021 Perşembe

Sosyal CRM ile Risk Tahmini

Veri Yetmez yazısının sonunda

Yarın, bankaların sosyal medya verilerinden yola çıkarak proaktif risk değerlendirmesini nasıl yapabileceğini aktaracağım. İzlemede kalın.

demiştim ama ertesi gün yazamadım. Araya bir de Algoritma ile Düşünmek – 2 yazısı girdi. Neyse ki zaman bulabildim.

😉

Olay, kamu verilerinin görece şeffaf olduğu, halka açık olması gereken bilgilere “ticari sır” denilmeyen, şeffaflık ile mahremiyet arasındaki çizginin kamu yararına zorlandığı bir ülkede geçiyor.

Banka, proje finansmanı konusunda uzman. Rüzgar tribünleri, tren yolu hatları gibi devlet projelerinin finansmanını yaptığı gibi, büyük yatırımlar yapan özel kurumlara da kredi sağlıyor. İrili ufaklı 150 bin müşterisi var. Bu müşterilerin banka ilişkilerindeki her davranışı zaten anlamlandırılıyor. Halka açık şirketse zaten birçok finansal bilgi açık. Fazlası da var…

Bir kurum için kamu web sayfalarında (aşağıdaki maddelerin bazılarını Türkiye’ye uyarladım) ve binlerce on-line gazetelerde, bloglarda, on-line ilanlarda açıklanan verilere göre:

  • Yeni patentler almışsa,
  • Kapasite artırım belgesi almışsa,
  • Mevcut tesisini büyütmek için ihale açmışsa,
  • Yeni yatırımı için teşvik belgesi veya vergi indirimi almışsa,
  • Fabrikasının yanındaki araziyi satın almışsa,
  • Yöneticiler, yeni yapacakları yatırımlar hakkında demeç vermişlerse,
  • vb…

yani yatırım hazırlığı yaptığına dair anlamlı veriler varsa, kurum bankaya başvurmadan önce onlar kuruma gidiyor. Haklı bir gerekçeyle…

Burası çok önemli. Bankada CRM projelerinden sorumlu olduğumda her CRM yazılım şirketinin satışçıları en az ayda bir kere ziyaret etmek isterlerdi. Sanırım amirlerine “şu kurumları ziyaret ettim” diye hesap veriyorlardı. Sekiz – on tane şirket vardı. Çok zamanım gidiyordu. Sonunda bu iş için ayırdığım zamanı azaltmaya karar verdim.

Hepsine “Ziyarete gelme. Bana haber ver, amirin ararsa az önce çıktı diyeyim. Hem senin hem de benim zamanım boşa harcanmasın. Git bir yerde kahve iç. Parasını da ben veririm. Eğer sizi ilgilendiren bir aşama, proje filan olursa ben seni ararım, hiç merak etme” dedim.

Banka, gereksiz arama ve ziyaretleri ortadan kaldırıyor ve arama nedeni varken ziyaret ediyor.

Sadece yeni satışlar için değil, riskleri azaltmak için de aynı şekilde izleme yapılıyor.

  • Bir bina veya arazisini satışa çıkarmışsa (hatırlayalım, SONY küçülmeye, binalarını satarak başlamıştı),
  • Şikayet sitelerinde veya sosyal mecralarda olumsuz yorumlar çok artıyorsa,
  • Kamu yetkililerinden ceza, vb. almışlarsa,
  • Haklarında davalar açılıyorsa,
  • Müşterilere mal veya para iadelerinde sorun yaşıyorlarsa,
  • vb…

yani iyi yönetilmediğine dair ipuçları artmışsa, diğer finansal kurumlardan önce risklerini azaltmaya çalışıyorlar.

😉

Bitmedi… Veri analiz ekipleri fırsat veya risk göstergelerinin ne kadar doğru olduğunu sürekli ölçüyorlar.

  • İş fırsatı var dediklerimizin ne kadarı satışa döndü?
  • İş fırsatı olduğuna dair hangi mecralar daha fazla öngörü barındırıyor?
  • Veri analizi ekibinin Araştırma ekibine gönderdiği ipuçları ne kadar anlamlı?
  • Risk var dediklerimiz gerçekten riskli miydi? Ne kadar zaman sonra, kurum olumsuz sona geldi?

Bununla da yetinilmiyor. Müşteriye teklif yapıldı.

  • “Müşteri kabul etmediyse neden reddedildi?” diye analiz yapılıyor.
    • Fiyat mı yüksekti? Daha ne kadar aşağıya inebilirdik?
    • Kime kaybettik?
    • Başka kayıp nedeni var mı?
  • Teklif kabul edilse bile, inceleme yapılıyor.
    • Doğru fiyatı mı verdik?
    • Daha yüksek fiyat verebilir miydik?
    • Olası bir karlılığı mı kaybettik?
    • Bizden başka teklif veren olmuş muydu?
  • Böylece fiyat optimizasyonu yapıyorlar.

🙂

Bu bilgileri Sayın İbrahim Gökçen‘den almıştım.  İbrahim Gökçen, 2010 senesi Güz döneminde İstanbul Bilgi Üniversitesi MBA programındaki CRM dersi katılımcılarına Sosyal CRM anlatmıştı. Öncesinde sosyal mecralardan paylaştığım için sınıftaki tüm sıralar dolmuştu. Ayakta izleyenler olmuştu.

Daha sonraki yıllarda, gerek derslerde gerekse eğitimlerde İbrahim beyin sunumundan çok yararlandım.

🙂

2010 senesinde bir Sosyal CRM konferansında “Dünya’da ikiyüzbin izleyiciden bir milyona en hızlı çıkan kurum biziz” diyen GSM operatörü yöneticisine “Sosyal CRM sizi kaç kişinin izlediği değil, sizin kaç kişiyi izleyebildiğinizdir” dediğimde sadece o kurum değil, dönemin genç SMU‘ları da tepki göstermişlerdi. O dönemlerde “izleyici sayınızı arttırırız, engeyçmın sağlarız” diyorlardı.

SMU = sosyal medya uzmanı.

😛

Ben, başka bir konuya odaklanmak istiyorum. 2010 senesinden önce, B2B finansman gibi verinin daha zor anlamlandırıldığı sektörde bu kadar ayrıntılı çalışmalar yapılabiliyorken, B2C iş yapan bankalar ve GSM operatörleri neden bize hâlâ hiç ilgimiz olmayan mesajları gönderiyor diye merak ediyor musunuz?

Ben de merak ediyorum.

Not: Daha az detaylı olarak ilk yayınlandığında yapılan yorumları da okumanızı öneririm.

😉