"Hariçten Gazel" kategorisindeki yazılar:

14 Eylül 2020 Pazartesi

Dilek-şart ile konuşmak

Kırk küsür sene önce bana “Sonsuz sayıda maymunu sonsuz sayıda daktilonun önüne oturtur ve sonsuz zaman verirsen, dünyadaki bütün romanları yazarlar” demişti. Mühendisti. Ben de ODTÜ İşletme’de okuyordum.

Bir sayısalcı olarak, sözelcileri (bu arada edebiyatı da) küçümsemeye çalışıyordu. Var ya, bazı cümleler o kadar anlamsızdır ki, yanlışı düzeltmek istemezsin. Ben de öyle davrandım.  Hani “halanın … olsa, amcan olurdu” kadar anlamlı bulduğumu söyleyebilirim. Ona “Sonsuz sayıda maymunu sonsuz sayıda daktilonun önüne oturtur ve sonsuz zaman verirsen, dünyadaki bütün mühendislik formüllerini yazarlar” bile demedim.

Üstelik, ODTÜ İşletme’de okuyordum. ODTÜ İşletme, fen puanıyla öğrenci alıyordu ve üniversiteyi ilk bindebir’in içinde kazanmıştım. Yani “sayısalcı” sayılırdım.

  • İşin içine sonsuzluk kavramı girdiğinde, 3 tane sonsuz (maymun, daktilo, zaman) gerekmediğini, ölümsüz tek bir maymunun önüne daktilo verildiğinde, romanların ve tüm bilimsel formüllerin yazılacağını Haluk Mesci ağabeyin Facebook paylaşımı sayesinde düşündüm. Bu hem benim, hem de mühendisin eksiği olarak kayda geçsin

Dilek-şart ile konuşmak” konusuna o zaman takmaya başladım.

Dilek-şart nedir diye merak ediyorsanız ve “halanın …sı olsa, amcan olurdu” cümlesi yetersiz kalmışsa şuraya bakabilirsiniz.

  • Değerli arkadaşım Ulaş Vardar’ın eklemesi “bütün dünya buna inanSA, bir inanSA, hayat bayram olSA..” diye devam eder.

Zaman içinde bilimsel ve akademik konulara merakım arttıkça, “dilek-şart ile konuşmak veya düşünmek” kavramı kafamda 2 ayrı yöne ilerledi.

Biri varsayım oluşturmakla ilgiliydi. Bu olumlu tarafı. Koşullara göre strateji belirlemeyi, hatta hepsinden önce olası koşulları saptamayı ve farklı yönleriyle değerlendirmeyi gerektirir. Birkaç yazıda varsayım yapmanın önemi ve hayal görmek ile arasındaki farklara değindim. [1], [2], [3], [4], [5].

İkincisi ise, pek olumlu değil. Dilek-şart konuşmaların çoğu bana “…-mış gibi yapmak” gelmeye başladı. İşini düzgün yapmayan herkes “atım olsaydı Üsküdar’ı geçerdim”; “bal tutabilseydim, parmağımı yalardım”; “komşuda pişseydi, bize de düşerdi”; “erik dalı gevrek olmasaydı en üst dallara çıkardım”; “yağmur yağmasaydı, trafik sıkışık olmazdı, derse yetişirdim” diye anlatır da anlatır. Bahane ile gerekçe arasındaki farkları da birkaç kez konu etmiştim.

Bir de, bu ikisinin arasında (bir buçuk diye düşündüğüm) durum var. Zamanla, dilek-şart kipini yol gösterme veya eleştiriyi nazik olarak anlatmak için de kullanılabileceğimi anladım. “Sen elbette daha iyi bilirsin lakin… şöyle yapsaydın, belki daha hızlı sonuç alırdın”. Bu cümleye itiraz gelirse hemen “sen bilirsin” diyorum. (Elbette daha sonra “ben demiştim” demek için hazır bekliyorum. )

🙂

Eğer sürekli dilek-şart kipini kullanıyorsanız, lütfen iyi düşünün.  “… -mış gibi” yapıyor olabilirsiniz.

Resim şuradan alıntıdır

15 Kasım 2019 Cuma

Sayıperver

Birkaç gün önce, Özer Dölekoğlu’nun Linkedin mesajında şunu gördüm:

Hemen yorum yazdım: “İyi ki hatırlattın. Sayı hastaları için bir yazı düşünüyordum. Sayende giriş bölümü oluştu.

Hemen sonra, Sevgili Göktuğ Okan Oğuz da görüşünü belirtti: “Ugur Ozmen çoğu sayı hastası da değil esasında. Orjinal olduklarını sanıyorlar böyle yapınca. Bu tarihte birşey yapınca bunu anlatırken ki gülümsemelerine bakmalı.” Göktuğ’a hak veriyorum. Bana garip geliyor ama 5 Mayıs, 6 Haziran, 7 Temmuz tarihlerinde evlenmek için üstün çaba sarfedenler var. Evlenme tarihinizde gün/ay aynı olsun ama 11 Kasım biraz sorun yaratabilir. Dünya Bekarlar Günü diye ilan edilmiş de…

😛

Lakin, gerçek sayıperverler de var. Saati sorduğunuzda “3:15” değil, “Üçü çeyrek geçiyor” değil, “Piyi bir geçiyor” diye yanıtlayan mı istersiniz; π sayısının virgülden sonraki 100 hanesini ezbere bildiği için kendini üstün hisseden mi?…

  • Neyse ki bu şekilde saati söyleme özelliği sadece 03:10 – 03:30 arasında kullanılıyor.

14 Mart‘ı “Pi Günü” olarak kutlayanlar var. İçlerinden bazıları 19 Temmuz tarihini de “Dünya Fenerbahçeliler Günü” olarak kutluyor. İnsanın kendisini mutlu kılacak eylemler ve kutlamalar yapmasına itirazım yok. Hatta destekliyorum. Bunca olumsuzluk arasında keyifli an yakalamaya çalışmak güzel bir düşünce biçimi… Ne var ki bana çelişkili gelen bir durum ortaya çıkıyor. “Bir karar verin. Tarihleri kutlarken, gün/ay mı olacak, ay/gün mü” diye sormak istiyorum.

  • Nedense taktım bu konuya… Yoksa ben de sayı hastası olmaya mı başlıyorum.

Bu sayıperverlerden biri 19 Kasım 1999 tarihinde, e-posta ile ulaşabildiği herkese “Bugün çok önemli bir gün” diye mesaj göndermişti. “Hele ki saat 19:59… Bir benzerini bin küsür yılboyunca kimse göremeyecek.”

  • O yıllarda sosyal içdökmelerin sadece e-posta zincirleriyle sınırlı olmasına ne kadar sevinsek az.

Bilin bakalım: 19:59 – 19.11.1999‘nın sonraki bin küsür yılın milyonlarca dakikasından bu kadar farklı kılan özelliğini… Bulamadıysanız, ben söyleyeyim… Sayılar tek-çift diye ayrılıyor ya! Tüm sayıların tek olduğu en son tarih bu.

Yanlış hesaplamadıysam  11:11 – 11.11.3111 tairhine kadar bir daha hepsi tek takamlı tarih olmayacakmış. Sizi ne kadar ilgilendirdi bilmiyorum ama bunu önemseyenler var. 1112 yıla yakın süre boyunca… (Neyse… İsterseniz, “tam olarak kaç yıl/ay/gün… hatta saat/dakika sonra” diye kendiniz hesaplarsınız. Engel olmayayım.)

😉

Sayılar bitmez. 20 Aralık 2012, saat 20:12’de 20:12 – 20.12.2012 furyası vardı. Maalesef 13’üncü ay olmadığı için sonraki yıllarda bu keyif yaşanmadı. Sayıperverleri üzdü.

😛

Size keyifli hafta sonu diliyorum. Bir bahane bulun (sayısal da olabilir) ve mutlu olun.

😀

 

15 Ekim 2018 Pazartesi

Hackathon @ Pisano

13 – 14 Ekim’de, Pisano Hackathon vardı.

Yazılım geliştirme konusunda çalışan gençlere açık bu etkinliğin jürisinde yer aldım.

13 Ekim sabahı başlayan hackhathon, 14 Ekim saat 18.00’de çalışmaların jüriye sunulmasıyla son buldu.

14 çalışma sunuldu. Sn. Serkan Kocaman’ın da Linkedin’de belirttiği gibi (resim aşağıda) çok başarılı çalışmaları izledik ve değerlendirdik.

Hafta sonu, Cumartesi ve Pazar günü derslerim olduğu için, sadece jüri zamanında uğrayabildim.

  • Not: Linkedin’de çıkan paylaşımlar: [1] , [2] ,[3]

🙂

Bu hackathon’da projeleri nasıl değerlendirdiğimi şeffaf şekilde ortaya koyuyorum.

Önce, gerçekten önemli bir soruna çözüm arayıp aramadığına baktım. Kendisinden başka kimsenin önemsemediği bir sorunu abartıp, çözüm üretmeye çalışan (neyse ki) pek yoktu. (Geçmişte bazı start-up sunumlarında bu olguyla sıkça karşılaşmıştım.)  Tam not = 12 idi.

Sonra, işaret ettiği sorun için uygulanabilir bir çözüm getirmesini değerlendirdim. Önemli soruna parmak basıp, uygulanamaz öneri getirenlerin notu burada düştü. (Hele bir tanesi… Ahh ki ne ahh…)  Ağırlığı biraz daha az olduğundan 8 üzerine not verdim.

Önerilen çözümün ürünleştirme özelliği, üçüncü değerlendirme kriteriydi. Bu noktayı, (itiraf edeyim; tarafsız olduğumu söyleyemem) mesleki açıdan değerlendirdim.  “Sunulan çalışma benim elimde olsa ne yaparım” diye düşündüm. “Önemli bir soruna, uygulanabilir bir çözüm üretmişse, kesinlikle ürünleştirilir” diye baktım. Çalışma grubu yeterince ürünleştirmese bile, bilen biri tarafından ürünleştirilebilirse iyi not verdim. Ağırlığı 7 puan idi.

Görsellik için de 3 puanı uygun gördüm.

Projeleri, bu 4 kriterde 12 + 8 + 7 + 3 = 30 üzerine değerlendirdim.

Önemli bir noktayı unutmayalım. Ben kodlama bilmediğimden yukarıda anlattığım gibi değelendirdim ama… bu bir fikir yarışması değil yazılım hackathon’uydu. Bu notları verdikten sonra, yazılım kökenli jüri üyelerinin önermeleri doğrultusunda, yazılıma verilen notları çarpan olarak değrlendirdim.

Dolayısıyla, benden yüksek not alıp, yazılımı iyi olmayan proje de elendi.

😉

Sunulan 14 çalışmanın çoğunu beğendim. Üzerinde çalıştıkları bazı sektörlerdeki bürokratik sınırlamaları bilmiyorlardı ama açıkçası not verirken bunu dikkate almadım.

Gelecekleri çok parlak olan tüm katılımcıları gönülden kutluyorum. Burada ödül almamış olanların bile, çok başarılı işler yapacaklarına inanıyorum.

🙂