"pazarlama" kategorisindeki yazılar:

20 Ekim 2025 Pazartesi

Startups Think They Don’t Need Strategy – Until They Do

Every few months on , I come across the same confident declaration: “Startups don’t need strategy!”

Recently, a consultant friend shared a post making exactly that claim. An entrepreneur replied instantly: “Bro, I’m a startup. I don’t deal with strategy, positioning, brand, marketing. I need sales. I need customers. Bring me customers first, then we talk.

This reaction isn’t unusual. I’ve heard variations of it many times throughout my career. Entrepreneurs often assume strategy is a luxury — something you deal with after growth, not before it. But the story below shows why this thinking can quietly limit a startup’s potential.

 

How It Started: A Young Team and a Simple Idea

A few years ago, before I had my share of disappointing startup experiences, I joined an initiative that matched early-stage teams with experienced advisors. One day, they paired me with a four-person team building something in my domain: customer experience measurement.

Their setup was simple:
They placed freestanding tablets in stores. Customers tapped a smiley–neutral–frowny scale to express satisfaction. The team collected these responses and reported them to the retailer.

That was it: a device, a simple interface, and a report.

When we first met, they introduced themselves as a software company building customer-feedback devices. Their success metric was clear: “How many devices did we sell?”

In their minds, they were a product company.

But I told them something I’ve believed for years: Every product eventually becomes a service.

Their device was similar to this, but not mobile

 

My First Recommendation: Stop Seeing Yourself as a Device

I explained that customer experience doesn’t begin or end at a store entrance. It spans dozens of touchpoints — before, during, and long after the purchase. A single device capturing in-store feedback was just one fragment of a very long journey.

My suggestion was simple but strategic:

Don’t position yourselves as a device company.
Position yourselves as a company that monitors the entire customer experience.”

They liked some of what I said… but later I learned they thought the advice was exaggerated. They continued focusing on device installations as their core success metric.

End-to-end customer experience

 

 

Reality Forces the First Pivot

Then something interesting happened.

Retailers began telling them:

We sell as much – sometimes more – through e-commerce.
That’s where we need feedback.”

Suddenly, the in-store device didn’t look so strategic anymore.

The team came back to me, and we started exploring what feedback collection could look like across all touchpoints, not just physical ones. They implemented several ideas and even began getting international clients.

It felt like healthy progress.

 

Second Recommendation: From Reporting Data to Designing Experiences

As they expanded, they began collecting feedback from multiple points in the customer journey. At this stage, I introduced them to customer-identity unification and deeper analytical approaches.

Then I told them:

“You’ve outgrown being a feedback-reporting company.
It’s time to become a company that designs customer experience.”

Most companies claiming to “design CX” do so superficially — with workshops and sticky notes. They rarely use actual data. But this team had data. They could identify not just what customers were doing, but why they felt the way they did.

Still, they thought claiming to design customer experience was too ambitious.
After all, they were all software developers with limited CX background.

 

The Moment Everything Changed

Despite their hesitation, the company grew. They even made the shortlist for two global brands — one with stores in Turkey.

Both brands told them almost the same thing:

We already have all the data.
What we need is not more feedback collection.
We need root-cause analysis and clear actions to reduce dissatisfaction.

That was the moment the team realized something:

They were competing not against device vendors…
…but against companies that could translate customer signals into operational change.

They did not win those global clients. But the loss was a strategic awakening.

A colleague reminded them: “What did Uğur tell you?

 

So, Do Startups Need Strategy?

The story doesn’t end there — dashboards, journey design, communication frameworks, and more followed. But we can pause here, because the central lesson is clear:

Many entrepreneurs proudly say:

“I’m a startup. I don’t do strategy.
Just bring me customers.”

Some even find mentors who reinforce this belief.

But the pattern repeats itself:
Teams who avoid strategy grow in the wrong direction — or not at all.
Teams who embrace strategy build something that survives.

I’ve seen both outcomes many times.
Maybe I’ll share more of those stories in another post.

06 Mayıs 2025 Salı

Mağaza Segmentasyonu

Birçok şirket, mağazaları için

  • AVM mağazası
  • Cadde mağazası
  • Sokak arası mağazası
  • Okul mağazası (üniversite kampüsü içinde mağaza açtıysa)

gibi mağazanın yerine özgü sınıflandırma (veya segmentasyon) yapar. Yanlış değil ama eksik.

Bu mağaza segmentasyonu çoğunlukla müşteri özellikleri açısından değil, İnşaat Departmanı açısından yapılan bir sınıflamadır. Artık, mağaza segmentasyonunda da müşteri ağırlıklı sınıflamaya geçmeliyiz. Hatta, müşterilerin gün içinde değişen özelliklerini dikkate almalıyız.

Daha iyi anlaşılması için örnek vereyim.

Starbucks’ın İstanbul’da Kanyon AVM’de ve Cevahir AVM’de ikişer mağazası var. Dördüne de “AVM mağazası” mı diyeceğiz?
Bir de Cevahir AVM önünde, Mecidiyeköy otobüs duraklarının yanında “cadde mağazası” var.

Değişen Müşteri Özellikleri

Bu mağazaların müşterilerini (dışarıdan, elimizde alışveriş verileri olmadan) incelediğimizde şöyle kanılara varabiliriz:

Kanyon AVM’de eksi 1 katta Gültepe kapısının yanındaki mağaza sabah 07.00’de açılır. Sabah saatlerinde müşterileri çoğunlukla etraftaki plazalarda çalışan beyaz yakalılardır. Az bir farkla kadın ağırlıklı olduğunu gözlemledim.

Cevahir AVM’de eksi 1 katta, Mecidiyeköy metro durağının çıkışına yakın mağaza da sabah 07.00’de açılır. Erken saatlerdeki müşterileri yine beyaz yakalılar ama orada erkek ağırlığının daha fazla olduğunu düşünüyorum. Biraz da öğrenci geliyor.

Kanyon AVM’de gıda katındaki mağaza da 10.00’da açılıyor. Öğle saatlerinde gittiğimde, aşağıdaki mağazanın kalabalığına girmek istemeyen, nispeten orta-üst kademelerde olduklarını düşündüğüm müşteriler görüyorum. Saat 13.30 olduğunda, işe dönmek için mesai saati sınırlamasına takılmayan yöneticilerin keyifle Türk kahvesi içtiğini gözlüyorum.

Cevahir AVM’de gıda katındaki mağaza saat 10.00’da açılıyor. Öğle saatlerinde gittiğimde, Ortadoğu ülkelerinin dillerini (Arapça, Farsça, İbranice) duyuyorum. (Yukarıdaki resim, bu mağazaya aittir.)

Cevahir AVM önündeki mağaza da saat 10.00’da açılıyor. Gördüğüm kadarıyla saat 16.00’ya kadar, Cevahir AVM’de alışveriş yapan kadınların dinlenme durağı gibi hizmet veriyor. Sonra öğrenci baskını oluyor. Bej pantolon veya etek, lacivert ceketli gençler ortalığı sarıyor. Hava kararmasına yakın saatlerde öğrenciler gidiyor ve yerini beyaz yakalı erkeklere bırakıyorlar.

Önemli not: Yukarıdakiler kişisel gözlemlerim ve (belki de) önyargılarım. Veriye dayalı olmadığı için yanılma ihtimalim yüksek. Yine de anlatmak istediğim kavramları değiştirmiyor.

Segmentasyon Soruları

  • Bu mağazaları AVM mağazası / cadde mağazası diye sınıflamak yerine, ağırlıklı müşteriye göre sınıflamak gerekmez mi?
  • Hatta, müşterilerin saat bazında değişen özelliklerine (öğrenci, beyaz yakalı, alışverişçi, vb.) göre değişen sınıflama daha doğru olmaz mı?
  • Müşterilere katma değerli hizmetler sunacaksak, AVM / cadde ayrımına mı bakacağız, müşterilerin özelliklerine mi?
  • Bugünün teknolojisiyle, müşteri için deneyimlerini kişiselleştirme (hatta hiper kişiselleştirme) ile tasarımı yaparken, mağazalarımız için de değişen zamanlara göre segmentasyon yapmamız gerekmez mi?

Sizce ne zaman başlarız?

(Başka sektörlerden örneklerle devamı var. Bizden ayrılmayınız)

Eş zamanlı Linkedin’de yayımlandı.

11 Şubat 2025 Salı

Nesil Tartışmaları – 1

LinkedIn’de sevgili Bülent Fidan, Z nesli konusunda görüşlerini paylaştı. Tartışmaya beni de davet etti.

Benim de üzerinde zaman harcadığım ve anlamaya çalıştığım bir konu olduğu için oldukça uzun yorumlarla katkıda bulunmaya çalıştım. Bir pazarlama yöneticisi olarak (hani, horoz ölür, gözü çöplükte kalır misali – emekli de olsam) müşteri ve tüketici davranışlarını ve ardındaki kök nedeni anlamaya çalışıyorum. Bu yazı (ve takip edecek olan yazı dizisi) nesil tartışmaları konusunda ayrıntılı görüşlerimi ve yorumlarımı içeriyor.

Ön kabuller ve Varsayımlarım

Bir nesil araştırmacısı değilim. Başta Evrim Kuran olmak üzere, nesil araştırmacılarını takip etmeye çalışıyorum. Bu konuda derinliğine bir araştırma yapmadım. Sadece bir-iki kere, danışmanlık sürecinde müşteri deneyim haritası çıkarırken Y ve Z neslinden seçilmiş personaları inceleme şansım oldu. (Bulguları ve yorumlarımı başka bir yazıda paylaşacağım)

Bundan sonraki kısımları yazmadan önce varsayımlarımı ve ön kabullerimi sıralamak isterim. Böylece, ne tarafa çekersen oraya gidebilecek bir zemin değil, sınırları belli bir tartışma alanı oluştururuz.

Bence:

1- Gelenekçiler, Bebek üreticileri, X, Y, Z nesli gibi ayrımlar kabaca belirlenmiş segmentasyon çalışmalarıdır. Temel olarak gelişmiş ülkelerde metropollerde yaşayan tüketiciler temel alınmıştır. Bugünün veri okyanuslarında kişiselleştirmenin (hatta hiper kişiselleştirmenin) zirvesini ararken, kabaca belirlenmiş segmentlerden yola çıkarak karar vermenin pek de doğru olmadığını düşünüyorum.

2- Benim (15 seneden beri) kabul ettiğim yaklaşım şudur: Bir neslin düşünce ve ulus, din, ırkçılık, siyaset, vb. konularındaki bakış açısını 11-14 yaş arasındaki olaylar şekillendirir. (Bu yaklaşımı Tamara (Tammy) Erickson’un bir sunumunda dinledim ve benimsedim.) Ekim 2011 tarihli sunumunda farklı nesillerden oluşan ekiplerde, aşağıdaki noktalara dikkat etmeyi öğütledi. Konuşmanın ABD’de yapıldığını, dolayısıyla belirtilenlerin çok anglo-sakson olduğunu unutmayalım. Kendi sitesinde diğer bazı ülkelerdeki çeşitli nesilleri de anlatmış.

3- Bu iki varsayımı kabul etmekle birlikte, kişilerin bakış açılarını etkileyen en önemli faktörün içinde yetiştiği aile yapısı (büyük aile / çekirdek aile; ataerkil / anneye de önem verilen aile; memur çocuğu / esnaf çocuğu / çiftçi çocuğu; vb.) inanırım. Hep birlikte buluşulan ortamlarda (çoğunlukla akşam yemekleri) yapılan yorumlar ve anlatılan öyküler, çocukların davranışlarını ve ahlakını şekillendirir.

4- Yukarıda sayılan ilk iki nesil (Gelenekçiler ve Bebek üreticileri = savaş görenler ve onların çocukları) global rüzgarlardan benzer şekilde etkilendi. Büyük şehirlerde veya taşrada yaşayanlar arasında önemli farklar oluşmadı. Daha sonraki nesillerde gelişmiş ülkelerle diğerleri ve büyük şehirlerde yaşayanlarla diğerleri arasında önemli farklar oluştu. Teknoloji bu ayrımı azaltmadı, aksine artırdı.

5- Kuşaklar

  • Gelenekçiler: 1946 öncesi doğumlular
  • Bebek üreticileri: 1946-1965 doğumlular.
  • X kuşağı: 1966-1982 doğumlular.
  • Y Kuşağı: 1983-1999 doğumlular.
  • Z Kuşağı: 2000-2012 doğumlular (Bir kısmı 25 yaşında ama bazıları 11-14 yaş arası olaylarını görmedi veya tanımlayamadı)

Bu yazı ve takip edecek olanlar, bu temel varsayımlar altında yazılmıştır.

Y ve Z öncesindeki nesiller

Bülent Fidan’ın LinkedIn yorumunda “şimdiye kadar kuşaklar, en etkileyen olaylara bakılıyor ve ona göre – sonradan –  tanımlanıyordu” diye vurgulamıştı. Bu görüşe katılıyorum.

Tamara Erickson’un Ekim 2011 tarihli sunumunda tuttuğum notlara göre:

GELENEKÇİLER, 11-14 yaşları arasında 2’inci Dünya Savaşı sonunu gördüler.

  • Savaş malzemesi üreten firmalar, tüketim ürünleri üretmeye başlamış (geçiş, değişim)
  • Kutlama zamanı (ekonominin yeniden doğuşu)
  • Birlik zamanı
  • Taşraya çıkış zamanı (ikinci ev, turizm, vb…)

11 yaşındakinin gözüyle düşünün, bir parçası olmak istediğiniz muhteşem bir dünya. Bu nedenle onlar,

    • katılımcılar
    • kurumlara sadıklar
    • kuralları ve hiyerarşiyi kabul ediyorlar
    • para önemli
    • başarı ve başarısızlık ölçülüyor

 

BEBEK ÜRETİCİLERİ, 11-14 yaş arasındayken

  • Küba krizi
  • Vietnam
  • İdealist Kennedy
  • Kadın hareketleri
  • Çelişkiler, protestolar,
  • Hiyerarşiyi “olduğu gibi” kabul etmeme
  • Dünyayı değiştirme çabası
  • Kaynak sıkıntısı
  • Küçük sınıflar (sınıfta yeterli yer olmadığından sabahçı / öğlenci diye çift tedrisat yapılması)
  • Yeterli iş yok (müzik durunca bir sandalyeyi kapmamışsan dışarıda kalıyorsun)
  • Biri kazanırsa diğeri kaybeder (zero-sum game) ortamı

ile yaşadılar. Bu nedenle

    • rekabetçi
    • çalışkan,
    • idealist,
    • hızlı hareket eden,
    • çocukları başarılı olsun diye her şeyi yapmaya hazır.

Kişisel notlarım: Yukarıdaki sıfatlar genelde bana uygun olmakla birlikte, kendime baktığımda 11-14 yaşları arasında beni etkileyen olaylar:

    • Aya ayak basılması
    • Televizyonun Türkiye’ye gelmesi (Sabah açıldığı saatten akşam kapanışa kadar TV önünde zaman geçirenler)
    • Muhammed Ali’nin dünya boks şampiyonluğu
    • 12 Mart Muhtırası
    • Mahalle arkadaşlığı
    • St Joseph orta okulunda her konuda yarışma havası (en olumsuz anılarım)
    • Montaigne’in Denemeler isimli kitabı (İlk defa 14 yaşımda ve sonra defalarca tekrar okudum)

Bizim nesil, sadece çocuklarına değil, kendi ebeveynlerine de bakıyor. Hem torunlara, hem de anne-babalarına bedava bakıcı olarak görev yapıyor. Bir arkadaşımın “Ebeveynlerim bana 21 yıl baktı, ben onlara 40 yıldan beri bakıyorum” cümlesini eklemek isterim.

X NESLİ‘nin 11 – 14 yaşında Anglosakson dünya şöyleymiş (Büyük kısmı TR için de geçerli).

  • Sorunlu ekonomi
  • Artan boşanma oranları
  • Anne’nin çalışma zorunluğu (evine kendi anahtarıyla giren çocuklar)
  • Artan işsizlik (anne-babasının eve gelip “iş olursa bize haber vereceklermiş” dediğine şahit olan çocuklar)

Araştırmalarda “uzay mekiğinin infilak etmesi” o dönemin önemli olayı olarak vurgulamışlar. Bu nedenle

  • kurumlara güvenmeyen,
  • arkadaş gruplarına güvenen,
  • 3 – 4 kariyer seçeneğini korumaya çalışan
  • 3 – 4 ayrı yerden para kazanma yolunu gözleyen
  • çeşitli fırsatlara aynı zamanda iştahı olan
  • karar veremeyen

bir nesil.

Kişisel eklemelerim: Türkiye’de o dönemde ne olduğuna bakarsak:

    • 12 Eylül darbesi
    • “Benim memurum işini bilir” cümlesi
    • TRT tekelinin yıkılması, özel radyolar ve TV kanalları

Cemil Türün‘ün eklemeleri 

    • Her gün sokaklarda öldürülen gençler
    • Kenan Evren’li yıllar
    • ODTÜ’ye girerken askerlerin üstümüzü araması
    • Özal’lı yıllar. 
    • Reagan, Thatcher ve Özal ile gelen global planlar
    • KDV
    • Kooperatiflerin kapatılması
  •     İyi Şeyler 
    • internet, web sayfaları,
    • olumlu bir teknoloji atmosferi. 

İsmail Yaman‘ın eklemeleri 

    • Berlin duvarının ve Doğu Blokunun yıkılması
    • TV’den Canlı yayınlanan Körfez Savaşı
    • Yugoslavya iç savaşının başlangıcı

Bir yandan Berlin duvarının yıkılışının ve Doğu Blokunun dağılışının yarattığı iyimser bir atmosfer diğer yandan etkileri günümüze kadar uzanan iki ayrı savaş (Körfez savaşı ve Yugoslavya’nın bölünmesi). Sonucunda sizin de belirttiğiniz gibi kurumlara güvensizlik hele ki ülkemiz şartları da düşünüldüğünde epey yüksek oluyor.

Alper Oğuz‘un eklemeleri

    • Enflasyon, rüşvet, hayali ihracat haberleri ile devlet mekanizmasına olan güvenin oluşamaması.
    • DGM’ler.
    • Bilişimin hızlanması. C64, Amstrad gibi daha ilkel teknolojilerden PC’lere, Pentium işlemcilere, Windows gibi grafik
    • UI’lere yolculuk. Ama nicelik-nitelik dengesinin niceliğe kayması.
    • Berlin Duvarı’nın yıkılışı.
    • ABD-Irak savaşı.
    • Önce çevirmeli modemler ile bağlandığımız BBS’ler (ve Hitnet) üzerinden, daha sonra internetin gelişi ile sanal ortamlarda sosyalleşme ve arkadaşlıklar.
    • Ünlü rock gruplarının Türkiye’yi turnelerine dahil etmeye başlaması (çok yaşa Ahmet San) 

 (Cemil Şinasi Türün ve İsmail Yaman ve Alper Oğuz‘a teşekkür ediyorum.)

========================================

Bir nesilden diğerine bıçakla kesilir gibi geçiş olmadığını unutmayalım. Burada baskın özelliklerden söz ediliyor.

Kişisel ekleme: X ile Y arasında, 1980 – 1984 doğumlu olanlar içinde çok sayıda bizim yaş grubumuzla yakın bakış açıları olan gençler tanıdım. Kimileri “ara kuşak” veya “kayıp kuşak” diye tanımladılar ama özellikle bu dönemi işaret eden kaynak görmedim.

 

Devamı var

Neden Y ve Z öncesi nesli yazdığımı açıklayayım. Öncelikle, bir blog yazısının çok uzamamasını istedim. Hatta bunun bile uzun olduğu kanaatindeyim.

Bülent Fidan’ın da dediği gibi, Z nesli için şimdiden ahkam kesmenin pek de doğru olduğunu düşünmüyorum. 15 yıllık aralarla nesil farklarına bakıldığında, henüz bazı Z nesli insanlarını etkileyen olayları anlayacak zamanın geçmediği görüşündeyim. (Yine de okuduklarımdan ve yaşadıklarımdan tortuları yazacağım.)

Ayrıca, Y ve Z arasındaki benzerliğin farktan daha fazla olduğunu düşünüyorum.

.

Not 1: Eş zamanlı olarak LinkedIn’de yayınladım. LinkedIn formatının kısıtlayıcı olduğunu ve metin aynı olsa bile paragraflar arası esnekliğin mesajı daha iyi verdiğini düşünüyorum.

Not 2: Kapak resmi yaklaşık 20 sene önce çekildi. Anneannem, annem ve kızımla birlikte 4 nesil bir arada tek resmimiz.