"yaşamın içinden" kategorisindeki yazılar:

13 Mayıs 2022 Cuma

Eline Yapışır

İnsanın işine gösterdiği özen (veya özensizlik) zamanla eline yapışır.

😉

Özen, çocuklara küçük yaştan verilmesi gereken bir alışkanlık olmalı. Örneğin, sadece ödevlerini yapmak değil, güzel yazmak… Kendi eşyalarını ve oyuncaklarını toplamasını sağlamak. Size evde iş yaparken veya mutfakta yardım ettiğinde, düzenli bırakmayı öğretmek… Zamanla eline yapışır, alışkanlık haline gelir.

İş hayatında, bazen “doğru işi yapmak” ve “işi doğru yapmak” arasında tartışmalar olur. Doğru işi yapanların çoğunlukla özensiz davranıp “yaptım işte, daha ne istiyorsunuz” dediğini görmüşümdür.  Siz çocuklarınıza daha küçük yaştan “doğru işi yapmakla yetinmemeli, onu da doğru yapmalısın” diye öğretmelisiniz.

🙂

Dün dostlarla oturduk, sohbet sohbeti açtı. Birçok konu konuşuldu. Bu arada bir yazılımcıdan da bahsettik. Arkadaşlarımızdan biri “Sanırım çok iyi yazılımcı… epey pahalı” dedi. Diğeri “Pek iyi sayılmaz… yazdığı kodu gördüm” deyince konuyu irdeledik. Öznemiz, bir ajansın müşterisi için çalışmış. Öylesine, müşterinin o anda sorununu çözen “günü kurtarır” bir iş yapmış.

Kişi özelinde durmayıp, genel eğilimi konuştuk. Bazı ajanslarda çalışan yazılımcıların advergame, app, facebook uygulamaları gibi işlerde günü kurtarır çözümleri alışkanlık haline getirdiğini, aynı ajansın başka müşterisinde bile kullanılacak bir ürün oluşturmadığını ve zamanla bu tutumun yazılımcının eline yapıştığını tartıştık. Daha sonra hemen her işlerinde, öylesine (anlık, geçici) bir çözüm üretiyorlar ve kalıcılığını pek umursamıyorlar.

Yazılım ürünü oluşturma konusunu, birkaç sene önce eski arkadaşım İlhan Bağören ile yazışmıştık. Türkiye’de “yetenekli yazılımcılar olduğunu ama genelde müşteriye özel işler yapıldığını, başka yerlerde (hatta yurt dışında) kullanılacak ürün oluşturma konusunda pek zayıf olunduğunu” söylemişti. Dün masamızda konuşulanlar da benzer idi.

😮

Aşağıdaki resimde torunumla nane fidesi yetiştirme çalışmamızı görüyorsunuz. Sapına zarar vermeden yaprakları ayırıyoruz, sonra da taç yapraklı kısmını üstünde sapların geçebileceği kadar delikler olan içi su dolu kaba yerleştiriyoruz. Bir dede olarak torunumu germeden ve sıkmadan, her konuda özen göstermenin önemini örneklerle ve uygulamalı şekilde aktarmaya çalışıyorum.

Bir süre sonra bana “Dede, sen sadece kes getir. Yapraklarını ayırıp deliklere yerleştirme işini ben yapacağım” dedi. “Yaprakları koparırken sapını kırmamak çok önemli” diye anlatma fırsatı buldum.

😀

Küfürlü konuşmak da insanın diline yapışır, bir süre sonra düzgün konuşamaz. İçinde “mq” geçmeyen cümle kuramayanlar veya sadece “yâni… aynen…” kelimeleri ile konuşalar var ya… Öyle…

😉

Burada, “eline, diline…” klişesinden bahsetmeyeyim. Bir işi düzgün ve özenli yapmak, kişinin kendisine saygısının ifadesidir.

Diğer şekilde yaparsanız, elinize ve/veya dilinize yapışır. Kolay söküp atamazsınız.

.

 

 

 

12 Şubat 2022 Cumartesi

Sürdürülebilirlik Çabaları

Bugünlerin en önemli konularından biri sürdürülebilirlik. Bu konu, artık küresel bir konu. Yine de, “konu tüm Dünya’yı ilgilendiriyor, sadece beni değil” demememiz ve her şeyi başkalarından beklemeden elimizden geleni yapmamız da gerekiyor.

Kurumların bazıları “kendi varoluşlarının devam etmesini” aynı kavram ile anlatıyor ama onların söylediği sürdürülebilirlik değil devamlılık.

🙂

Covid-19 yaygınlaşmaya başladığında, çeşitli yasaklar ve önlemler başlamadan önce İstanbul’a 2 saat mesafede bir köye göçtük. Uzun bir süreyi orada geçirdik. Elimizden geldiğince İstanbul’a gelmeden yaşamaya çalıştık. O dönemde benim de bazı çabalarım oldu.

Dikkat: Burada yazılanlar kesinlikle bir önerme veya örnek gösterme değildir. “Şehirden gelip bağdakine akıl öğreten” biri değilim. Naçizane, bireysel çabalarımı aktarıyorum.

Tarımla uğraşanların hayatının ne kadar zor olduğunu gözlüyorum. Geçimimi tarımdan sağlamadığım için deneme yapma şansım (hatta lüksüm) var. Eğer başarılı olursam, tüm köy bundan yararlanır ve ekosisteme yarar. Başarısız olursam, sadece benden çıkar.

🙂

Önce organik atıkları bir yerde biriktirmeye ve kompost gübre yapmaya karar verdim. Bir varil alıp altını genişçe deldim. Tüm gıda artıklarını oraya döktük. Kestiğim dikenleri ve bahçedeki yabani otları da üzerine koyduğumuz için, çok fazla kokmadı ama hoş koktuğu da söylenemezdi.

Internet’ten araştırdım ve az kullanılmış bir dal öğütme makinesi buldum. Satın alıp sobada yakılmayacak kalınlıkta (3 cm’den ince) dalları öğütücüden geçirdim. Başparmak boğumu kalınlığında yongalara bölüyordu. Dallar çok inceyse, 8-10 cm uzunlukta bırakıyordu.

Köyde, sobaya uymayacak incelikte dalları yakıyorlar. Benim dal öğütmem ilk önce garip karşılandı.

Yemeklerimizden çıkan meyve kabuklarını, sebze artıklarını parçalara böldüm.

Daha önce varile döktüğümüz artıkları artık bu tahta yongası yığınının içine koyabilirdim. İlk anda manzarası pek güzel olmayabiliyor.

Yenilmeyen organik ne varsa yonga yığınına döktük.

Elbette böyle bırakmadım. Çapayla veya dirgen kullanarak atıkları tahta parçaları içine gömdüm.

Arada, tahta parçalarının üzerine toprak da döktüm. Resimlerde bazı meşe yaprakları görünüyor ama onlar yakındaki ağaçlardan dökülenler.  Aslında, dal öğütmek için bile çok ince olan dalları ve dökülen yaprakları da ayrı bir (hatta iki) yere yığdım.

Resimde önde köşesi görünen yığın bir yıl önce öğütülen dallar, solda etrafı tahtalarla çevrili olan ise yapraklar ve ince dallar; arkadaki yığın bir diğer yaprak-dal yığını. Sonradan bu yığınları birleştirdim. Şimdi küçük bir tepecik oluştu. Bunları malç gibi kullanmak için topluyorum. Malç olarak serilemeyenleri ise yükseltilmiş bahçede zemine yayacağım.

Sağda, arkada ilk yükseltilmiş bahçe denemelerim var. Kısmen başarılı oldu. Daha çok okumam ve çalışmam gerek.

Resimleri sonbaharda çekmiştim. Önde açık renkli görülen tahta parçaları şimdi topraklaşmış durumda. Bildiğiniz kara toprak. İçinde pembe solucanlar cirit atıyor. Yaklaşık 4 metreküp kadar kompost gübre elde etmiş oldum. Köydeki komşularımız da tahtanın verimli toprağa dönüştüğünü gördüler. Belki artık öğütülebilir olan dalları yakmazlar. Bendeki makineyi kullanabilirler.

🙂

Elbette sadece organik gıda artıkları ile sınırlı değil. Isırgan otundan böcek kovucu şurup yapmak, yumurta kabuklarını sebze fidelerinin etrafına yaymak, sobada yanan odunların külünü eleyip kuru ve sıvı gübre için kullanmak da var. Dönüştürülebilen her şeyi tekrar kullanmaya çalışıyorum. Her ne kadar verimli toprak üretmeye çalışsam da, susuz tarıma da kafayı taktım. Onu da denemeye çalışacağım. Yukarıda vurguladığım gibi, umarım köyün ekosistemine bir katkım olur.

Sosyal mecralarda uzun süredir vurguladığım bir cümleyi burada tekrarlayayım.

Platform emperyalizminin karşısında sadece platform kooperativizmi durabilir.

😀

19 Ocak 2022 Çarşamba

Büyük Boşluk

2006 senesinde ugurozmen.com sitesini açmıştım. 2008’de blog haline getirdim. O dönemden bu yana, en büyük arayı vermişim. Bir önceki yazı, 6 Ekim 2021 tarihli. Serhat Akkılıç ile yaptığımız sohbetin podcast’ini 15 Ocak 2022‘de blog’a taşıdım. 2008’den beri ilk defa 3 aydan fazla süren boşluk oldu.

Yazacak malzeme mi bulamadım? Aksine… Dostlarımla tartıştığımız birçok olay oldu. Defalarca dönüşüm veya veriye dayalı pazarlama sohbetlerine katıldım. Bu dönem Bilgi Üniversitesi MBA programında Dijital Dönüşüm dersini alan katılımcılar hep orta ve üst yönetimdendi. Çok keyifli sohbetlerimiz oldu.

Sonuçta yazmaya değer birçok veriye dayalı düşünme veya dönüşüm malzemesi oluştu. Ayrıca, bir konaklama zinciri için uçtan uca CRM çalışmasına başladım. 2001’de, Dışbank’ın CRM projesini başlatmaya çalıştığım yıllara dönmüş gibiyim.

Proje paydaşlarıma, benzer projelerde çalışanlara, blogu izleyenlere  ve eğitimlerime katılanlara yardımcı olması için bazı konuları paylaşabilirim. Elbette kurumun adı ve süreçler hep gizli kalacak. Zaten şu ana kadar danışmanlık yaptığım veya eğitim verdiğim hemen hiç bir kuruluşun adını paylaşmadım. Bu şekilde devam edeceğim.

🙂

Son 2 – 3 aydan beri birçok kurum “2022 trendleri” beklentilerini açıkladılar. Bazıları, geçmiş yıllarda söylediklerini ve gerçekleşme durumlarını da paylaştı. “Geçen sene şunu iddia etmiştik, yanılmışız; şu konuda ise doğru düşünmüşüz” gibi… Her sene başında kehanet açıklayan kişi ve kurumların da böylesi hesap vermelerini görmek, okumak isterim.

Trendler deyince hemen geçmeyin. Gerek MBA eğitimlerine , gerekse diğer eğitimlerime katılanlara mutlaka şunu söylüyorum: “Bilgisayarınızda veya bulutta 2 tane klasörünüz (folder) olsun. [1] Trendler ve [2] Makaleler. Gerek sektörünüzle ilgili dikeyde, gerekse genelde okuduğunuz (bildiğiniz dillerdeki) tüm trend raporlarını birinci klasöre, yine mesleğinizle ve sektörünüzle ve ileri vadeli kişisel hedeflerinizle ilgili her türlü makaleyi de ikinci klasöre koyun. Boş zamanlarınızda bir göz atın.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde MBA programında Dijital Dönüşüm dersini alan katılımcılarla karşılaştığımız her trend raporunu paylaşıyoruz. Bilgi paylaşarak büyüyor. Hepimizin Trendler klasörü doldu, taştı.

😉

Yaklaşık 20 yıl önce, özenle seçtiğim ve ilk işine ekibimde başlayan arkadaşımız, uluslararası bankanın Dijital Kanallar Ürün ve İş Geliştirme Direktörü oldu. Türkiye ofisinde değil, yurtdışındaki genel merkezinde…  “Sana ne, onun başarısı” diyeceksiniz ama çok gururlandım, çok sevindim.

Yanlış anımsamıyorsam Fransızların “Annesinin elini kızının mutfağından çekemezsin” diye bir atasözü var. “Anne gelip mutfağa girer” anlamına gelmiyor. “Annesinden öğrendiği gibi yapar” denilmek isteniyor. Aynı kavramın, ilk işe girildiğindeki amir için de geçerli olduğunu düşünürüm.

Sevincimi ve gururumu paylaşan bir mesaj gönderdim. Yanıtı:

Çok teşekkür ederim Uğur Bey… Kariyerimin başında IT’nin dilinden iyi anlamak, süreçlerin detaylarına hakim olmak, trend’leri takip etmek gibi birçok konuda bana çok güzel vizyon kattınız ve bana güzel kapılar araladınız. Üzerimde emeğiniz büyük, sevgiler 😊.

Bu yanıtı okuyunca ayaklarım yerden kesildi. Mutlulukla doldum.

Özetle, “trendleri takip edin”. Bu aylar, trendler klasörüne başlamak için de çok uygun.

😉

Pandemi sırasında ailecek Hendek’in bir köyüne yerleştik. Oldukça uzun süre boyunca orada yaşadık. Bu sırada sebze meyve yetiştirmeye çalıştık. Elbette permakültür uzmanı kesilmedim ama deneme yanılma ile bazı bilgiler biriktirdim.  Bu dönem, bazı edinimlerimi de paylaşacağım.

😉

Okul dışında eğitimler de uzaktan yapıldı. Bazı kurumların eğitim sayesinde “kaşıkla verirken sapıyla çıkarttığı” olgular benimle paylaşıldı.

İnsan Kaynakları Bölümü (özellikle İK-Eğitim) çalışanları konusunda fikirlerimi biliyorsunuz. O konuda da birkaç yazı yayınlayacağım.

🙂

Arayı kapatamaz ama yine sıkça yazmaya çalışacağım. Umarım…

😉