10 Eylül 2008 Çarşamba

Cehaletin cesareti

Galiba bir İran öyküsü… Adam orta yaşı çoktan geçmiş. Hanımını yıllar önce toprağa vermiş, çocuklar evlenip kendi hayatlarını yaşıyorlar. Tek başına kalmış köyünde… Geçim kaynağı ve tüm varlığı bir damızlık boğa… Boğasına gözü gibi bakıyor. Anadolu’da bazı yerlerde olduğu gibi, alt katta ahır var, üst katta kendisi kalıyor.

Bir kış günü… Ortalık ne zamandır kar altında… Adam günlerdir evde tek başına oturmaktan sıkılmış. Arkadaşları ile meyhaneye gitmiş.

Günlerdir kar altında yiyecek bulamayan bir aslan, açlıktan ötürü dağdan inmek zorunda kalmış. Ahıra girmiş ve boğayı yemiş. Karnını iyice doyurmuş. Dışarının soğuğuna çıkmak istememiş. Ahırda güzelce uzanmış. Karnı tok, biraz kestirmiş.

Akşamın ilerleyen saatlerinde, adam meyhaneden çakır keyif dönmüş. Her seferinde yaptığı gibi, önce ahıra girmiş. Zifiri karanlıkta boğa zannettiği aslanın sırtını sıvazlamış. “Aman sen iyi ol benim en değerli varlığım” demiş. Gitmiş yukarı kata, yatmış uyumuş.

Aslanın karnı zaten iyice tok. Hiç sesini çıkarmadan adamı izlemiş. Sonra kendi kendine söylenmiş: “Cehalet böyle bir şey işte… Burada benim olduğumu bilse, ne gelir okşar, ne de yukarıda yatar”

Ben de iş hayatında, kendi boyunu aşacağı baştan belli olan işlere “ben yaparım” diyerek atlayanları görünce bu öyküyü hatırlarım.

En iyi sonuç, yarın boğayı bulamamak; en kötü sonuç, aslanın sabah kahvaltısı olmaktır.

Etiketler: ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Cehaletin cesareti” yazısına şu ana kadar 4 yorum yapılmış:

  1. Hikaye çok güzel ama son iki cümle için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.
    Hikayede cehaletin potansiyel zararları asıl nokta iken siz bunu iş hayatında yüksek sorumluluk alan (atlayan) insanları en iyi ihtimalle kötü bir sonucun beklediğini belirtmişsiniz.
    Şahsi fikrim şu: Boyundan büyük işlere kalkışanlar, ilk günden yetkin olmayabilirler ama gittikleri yol boyunca deneyim kazanarak büyük hedeflere ulaşmamaları için bir neden yoktur. Burada baştaki yetkinlikten daha önemli bir nokta vardır o da başarma azmi.
    Ben iş hayatımdaki ilk günüme, bir Kobi’ yi ihracata açma görevi ile başladım. Tecrübesiz bir insanın kaçması gereken yüksek bir sorumluluktu bu. ” Ben yaparım ” diyerek atlamak çok şükür, boğayı bulamamak ya da aslana kahvaltı olmakla sonuçlanmadı.
    Bu gittiğim zorlu yolda da her fırsatta gençlere ilham kaynağı olan sizin gibi hocalarımızdan yararlandım. Gençlere, kafalarını koyduklarını her ne pahasına olursa olsun yapmalarını, (boylarını aşsa bile) en azından deneyecek kadar cesaretli olmalarını öğütleyen hocalarımızdan.
    Eğer boyundan büyük işlere kalkışan cahiller! olmasaydı biz Apple, Virgin, Oracle, Google, Facebook gibi şirketlerden mahrum kalacaktık ve iş hayatı her zamankinden daha sıkıcı bir yer olacaktı.
    http://hasanbasusta.blogspot.com/2007/07/bluetooth-reklam.html ‘de yazdığım örnek gibi cehalet başarı için gerekli kavramlardan biridir. Bence, Richard Branson’un başarısını sağlayan “Cahil olmak” – yani, her konuyu en ince ayrıntısına kadar inceleyip, planlamadan, harekete geçmek – ile “cahil kalmak” arasındaki farkı iyi bilmesiydi.

  2. Yorumunu buraya değil de e-mail adresime gönderen bir dostum şöyle yazmış:

    “Cehaletin Cesareti’ni çok sevdim. Ama acı acı gülümsemekten de kendimi alamadım, nedense o cehalete genellikle “Sosyal Cesaret”, “Girişkenlik”, “İsteklilik”, “Yaratıcılık” gibi isimler takılır. Galiba bu da cahiller arası dayanışmanın sonucunda gündeme gelen bir iltifat yöntemi.”

    Kesinlikle katılıyorum. Şimdi de, cahil cesareti ile girişkenliği / yaratıcılığı / istekliliği ayırt etmek için uğraşmamız gerekecek… Dilbert’de (Scott Adams) okuduğum bir bölüm aklıma geldi:
    – Neden işyerindeki kararların çoğunu sarhoş Madagaskar maymunları alıyormuş gibi görünüyor?
    – Kararlar vakti olanlar tarafından alınır, kabiliyeti olanlar tarafından değil.
    – Neden kabiliyeti olanlar hep meşgul?
    – Vakti olan insanların yarattığı sorunlarla uğraşmaktan…

  3. Böylesi bir cesaret ile başlanılan her bir başarı öyküsü karşılığında onlarca hezimet öyküsü var. Kitaplaştırılmadığı için okuyanı yok. Maalesef çok referans da verilmiyor. Hezimet öykülerinin daha iyi ders verdiğine inanırım. .

    “Bireylerde Esneklik” isimli yazıda bahsettiğim vizyon ile cahilin cesaretini karıştırmamak gerek. Apple, Virgin, Oracle, Google, Facebook gibi örneklere baktığımızda da bu durum açıkca görülür. Vizyonerlik ile cehaleti bir tutmak, en azından başarıları küçümsemek, tesadufi zannetmektir. İtiraz ederim.

    Hani konu da açılmış… Kendimden örnek verdiğimde, “ben yaparım” deyip de yaptıklarım şu anda cebinizdeki kredi kartlarında duruyor. “Ben yaparım” dediklerim için, cesaret diye bir sıfatlamam yok. Pazar zaten o ürüne / hizmete hazırdı. Ben herkesden önce yola çıktım. Ben, “vizyon” diye adlandırıyorum.

  4. Bilmemenin hayatı kolaylaştırdığı bir örnek daha…

Yorum Yazın