23 Aralık 2008 Salı

Kapılara sığamamak

ABD’de çalışıyordu. “Tersine beyin göçü” sloganı vardı. Türkiye’ye çağırıldı. “Prens”lerden biri olarak geldi. Kendi sektörünün en büyük kamu kuruluşunun başına geçti.

Benimle ilk dolaylı ilişkisi yeğeni sayesinde oldu. (Bu yeğenin hatalarını [1] ve [2] ve [3] yazdım. Okuyun, inanmakta zorluk çekersiniz ama eğlenirsiniz.) Genel Müdürümüzü arayıp “Senin pazarlama müdürün yeğenimi fırçalamış” diye konuşmuştu. Bir çok kere 🙂 ..

Kamu kuruluşunda geçen yıllardan sonra, özel bir bankada Genel Müdür oldu. Şekil şartlarına düşkünlüğü ile, örneğin ceketini iliklemeden önüne gelenleri odasından kovmasıyla “özel bankacılık tarihi”ne geçti.

Önceleri bunu anlayamamıştım. Böylesi bir bozulma nasıl gerçekleşebilirdi.

😮

Bir gün o kuruluşa bir proje için gittim. Yeni (kendisinden sonraki) Genel Müdür dört metre enindeki merdivenden – “ağır ol molla desinler” misali – hemen her basamakta dura dura çıkıyordu. Arabadan inerken sırtına paltosunu koymuşlar. Palto giyilmiş değil, pelerin misali sırtta duruyor. İki eli arkasında, palto omuzda…

O sırada merdivenden inmek zorunda olanlar iyice kenara çekiliyor, duvara yapışıyor, duvar ile özdeşleşip neredeyse kabartma insan figürü oluyorlardı. Genel Müdürün “merdiven herkese yetecek kadar geniş” diye düşünmediği, önünden kaçılmasından keyif aldığı sağına soluna bakışından belliydi.

O zaman anladım bozulmanın nedenini. Koltuk insanı esir alıyor.

🙁

Etiketler: , , , , , , ,

Kategori: İş hayatı, yaşamın içinden

“Kapılara sığamamak” yazısına şu ana kadar 14 yorum yapılmış:

  1. Küçük tiranlar der Don Juan Matus bunlara. Çünkü evrenin isteiği herşeyi yaptırma gerektiğinde öldürme gerektiğinde yaşatma gücü karşısında adı bile anılmayacak kadar küçük iradelerinin büyüsüne kapılmışlardır. Bu büyü onları aynada devleştirmiştir. Genelde kalıpları da büyür bununla birlikte. Bu ego taşınması zor ego binlerce insanca taşınırken bu egoyu altedebilen muhteşem insanlar da vardır. Onlara Savaşçı denir. Bu savaşçılar iş hayatının karkarışık ilişkiler ağında gerektiğinde yerlere kapılarak ama gram yağ ve yalakalık yapmadan o şirketi ve çalışanlarını EGO’ül KEBİR’in 🙂 vahşetinden korurlar. İşleri zordur ama onlar zekidir ID temelli egoyu nasıl yöneteceklerini bilirler. Aslında sistemin gerçek yöneticileri kendileridir. Yapmaları gereken tek şey o vahşi saldırgan boğayı yularını hiç bırakmadan delice kırmızılara yönetmektir. Yani zeki savaşçılar için kapılara sığmayan yöneticiler keskin gözleriyle ruhunuzun en derin yerlerine uzanan satranç ustası stratejik ve vahşetini gizleyecek becerideki korkunç yöneticilerinden daha iyidir.

    Çünkü bu ikinci grup koltuğa yapışmaz, gittikleri yerde diz çökmüş insanların üstüne otururlar.

  2. bu tipler kendilerine hayran hayran bakılmasını, her dediklerinin onaylanmasını ve kendilerine yer turulmasını, rakiplerinin hep kötülenmesini isterler. çok kolay ikna olur ve etki altında kalırlar. azıcık gazı alınıp, parlatıldığında yanındakinin emirlerinin, kendi düşüncesi olduğunu sanıp, olduğu gibi yaparlar.
    şimdi savaşçılara geldiğimizde, her ne kadar kendi egolarını denetim altına alsalar da, onurları bu tipler önünde boyun eğmelerinin önüne geçer. işlerini çok iyi yapsalar da şişik egoların en sevmedikleri adam olurlar. ihtiyaç duydukları kadarıyla sistemde tutar, en ufak bir zayıflıkta anında postalarla. savaşçı akışa direnmediğinden, kendi potansiyelini gerçekleştireceği yere rahatça ulaşır.
    şimdi soru onun bunun yeğenleri olan ve iktidar koltuklarına da yapışmış olup, işi gücü savaşçılara yıkanlardan nasıl kurtulmalı? bana göre kurtulunmuyor, çünkü matrix gibiler. her yerdeler.

  3. “Koltuk insanı esir alıyor.” Doğru. Esaret bittiğinde bu abiler de bitmiş oluyor…

    Koltuktayken içten hatır sormalar, koltuk sonrası açıkca yüze söylenense bile, çoğunun pişkinlikle umarsamazlığına tosluyor. Taa ki gerçekten tek başlarına kalana dek.

    Esasında “yapay güç” sadece koltukla da gelmiyor.

    Bir kurumda telefonunun ucundaki bir müşteri temsilcisinden tutun, internette paylaştığı içerikle “dünyanın kendi ekseni etrafında döndüğünü düşünen” kişilere kadar… Onlar her yerlerdeler.

    Güçsüz bir adamın hazımsızlığı “kötü koku” yayar etrafına. Aldın mı o kokuyu, uzak durmak en iyisi.

  4. Abi sen yine iyi yazmışsın, benim kuzen var adam biletçi yahu biletçi, “koltuğa oturdummu kral oluyorum” diyor “kimse bana karışamaz” “küfür ediyorum kime bişey diyemez” diyor. Valla bravo.

  5. Arzu,
    Epey bir yaşanmışlık seziyorum cümlelerinde… Bunlardan tam olarak kurtulunamaz. Her yerdeler. Belli bir moktadan sonra, etkilerinin az olduğu işleri seçebiliyorsun. Nasıl olduğunu, bir yazıda anlatmayı umuyorum. Unutmazsam…

    Süleyman,
    Son satırlar çok doğru… O satranç oyuncusu için bilmeden savaşabilirsin bile… Anladığında, cellatın tahtasında kellen duruyor bile olabilir.

  6. Tunç ve Hüseyin,
    Dediğiniz gibi, oturduğu koltuğun “makam” sıfatı olmasa da olur. Otobüsün ya da taksinin şoför koltuğunda, çağrı merkezindeki döner koltukta, sınıftaki “hoca” sandalyesinde, ekranın arkasında, tapu dairesinde, biletçi koltuğunda … Bunlardan çok var.

    İbrikçi’yi anlattığım yazıyı, bununla birlikte okuyabilirsiniz. http://ugurozmen.com/?p=150

  7. Geçen gün Patronumla olan “Annual Review”‘im geldi aklıma. Kendisi vizyon sahibi ve çalışanlarının her zaman yükselmesini hedefleyen, potansiyellerinin bilincine varmasını isteyen bir kişidir. Bana “Bilgi Birikimi” ve “İnsanlık” kavramlarından bahsetti. Bilgi birikimi bir yere kadar seni yükseltir, ondan sonra İnsanlık gelir (Yaşamın boyunca önemli olsa da ) ve sakın bu yetini kaybetme dedi özellikle de çalışma arkadaşlarınla…

  8. Özellikle İbrikçi yazınız ve bu yazınız gerçekten çok çarpıcı, çekilen çoğu sıkıntıyı artık günümüzde Bürokrasi olarak adlandırıyoruz. En basit örneği şehir kütüphanelerinde görevlilerin keyfi olursa içeri girebilmek gibi bir mantık var mıdır? Bir diğeri bu müzelerimiz yahu 16 da müze mi kapanır? Turistler zaten o saatlerde gezilerine yeni yeni başlamış oluyor. İyi çalışmalar.

  9. Bu prens’in yeğenine yaptığı torpillere ait örnekler için…

  10. koltuk esir alıyor diyoruz ya, kanımca koltuktan çok masa önemli! çalıştığım tüm ajanslarda ilk masam hep heyecan verdi, mutluluk verdi, başarı getirdi 🙂 koltukta oturunca ne oluyor o insanlara hiç empati kuramıyorum. hele ki biletçi amcayla 🙂

  11. Bir benzer sonuç da bu yazıda…

  12. […] seçim olmuş, iktidar değişmiş. Sonra da Kamu Bankası’nın Genel Müdürü değişmiş. Kapılara sığamayan bir kişi […]

  13. Özel sektörden gelip, kamu kuruluşunda zaten var olan “Burası Devlet” bakış açısına hemen uyum sağlayanlar, hatta bundan fazlasıyla yararlananlar…

  14. Nasıl da önemsemiştir ünvanını… Ceketini iliklemeden gelenleri odasından kovmuştur belki de… (Arkada -yıllar önceden- Mavi Sakal grubu’nun “Bu müdür, müdür müdür?” şarkısı duyulur)

Yorum Yazın