24 Temmuz 2024 Çarşamba

Lider ve/veya Yönetici değil, Amir krizi

LinkedIn’da sıkça “lider – yönetici farkı” içerikleri görüyorum. Son söyleyeceğimi baştan vurgulayayım: bu topraklarda, özel sektörde de kamuda da lider ve/veya yönetici sorunu yok. Neden derseniz, buralarda amir (emreden, buyuran) krizi var.

 

Lider Gerekli mi?

Doktora eğitimi sırasında, sosyal psikoloji eğitmenimiz (çok saygı duyduğum bir profesördü) çeşitli konuları bizlere dönem ödevi olarak verdi. Benim payıma “liderlik” düştü. Sayın profesörün beklentisi “kaç türlü güç var, kaç türlü liderlik var, güç ile liderlik arasındaki ilişkiler, lider olunur mu yoksa lider doğulur mu” gibi konularda bilimsel yaklaşımlardan bir derleme yapılarak sınıfta sunulmasıydı.

Açıkçası, ben de ödeve aynı düşünceyle başladım. Önce bir içerik planı oluşturdum. Sonra çerçevenin içini doldurmaya geçtim.

O sırada bir gazetede (dönemin deyimiyle) “sekiz sütuna manşet” bir haber-yorum okudum. Aradan yirmi beş – otuz sene geçtiği için tam hatırlamıyorum ama “Liderlerimize sahip çıkalım” veya “Liderleri yıpratmamalıyız” gibi bir başlık vardı. Altında cumhurbaşkanı, başbakan, genelkurmay başkanı, bazı parti başkanları, bazı bakanlar, bazı sanayiciler… 10-12 kişinin vesikalık resimleri.

Başlığı okuyunca çelişki rahatsız etti.  Liderlik tanımı ve “liderler bizim korumamıza muhtaç mı” sorusu aklımda köşe kapmaca oynadı. Kendi içimde sürdürdüğüm bilişsel tartışma sonunda  eğitmenin beklentisi dışına çıkmaya karar verdim.

Sunum günü geldiğinde, beklentilere uygun başladım. Gücün tanımı, liderlik biçimleri ve aralarındaki ilişkileri anlatan kısa bir giriş yaptım. Sonra 7-8 doktora adayının oluşturduğu sınıfa şu soruyu sordum.

– Avrupa’nın en ileri refah düzeyi hangi ülkelerde?
– İskandinav ülkeleri, İsviçre ve Almanya…
– Aklınızda İskandinav lider adı var mı?

Eski İsveç Başbakanı Olof Palme’den bahsedildi. Başka isim kimsenin aklına gelmedi.

– İsviçreli lider biliyor musunuz? diye sordum.

Yakın arkadaşlarımızdan biri o dönemde Birleşmiş Milletler’in Cenevre’deki ofisinde çalışıyordu. Bir sohbetimizde “Sokaktaki İsviçreli, bakanların adını bilmez” demişti.

Sınıfta kimse yanıt vermeyince, Giyom Tel’i hatırlattım. Neredeyse 600 yıldan beri, popüler bir lider çıkaramamış bir İsviçre vardı.

– Alman lider hatırlıyor musunuz? diye sordum.

Hemen hepsi eski Başbakan Willy Brant yanıtını söylediler. Bazıları Hitler dedi. Başka isim çıkmadı. Tam istediğim gibi gidiyordu. Gazete görselini koydum. Bizde neden sürekli lider üretimi olduğunu doktora sınıfına sorgulattım.

Oldukça tartışmalı geçen bir saat sonunda, düzgün işleyen sistemleri olan kurumların (ülkeler dahil) lider üretmek zorunda olmadığı konusunda uzlaştık.

Sunumu, “liderlik ile sistemli yapılar arasındaki çelişkileri” vurgulayarak bitirdim. Sayın hocamız “Beklentim bu değildi ama güzel bir doktora dersi oldu” dedi.

 

Geçmişten Beri

Doktora döneminde – ki o zaman yaklaşık 20 yıldan beri iş hayatındaydım, şimdi 45 sene oldu – üzerinde epey düşündüğüm bir konu vardı. “Neden yönetim bilimlerine ait kavramların hemen hepsi Latince veya İngilizce kökenli… Neden bunca zaman Avrupa’yı titreten atalarımızdan pek kattı veya kavram alınmamış”. Bizim taraflardan katkı arayınca, pek hoş olmayan kavramlar dışında bizden alıntı olmadığını gördüm. Daha sonraki bulgularım ise, daha olumsuzdu.

Bunca zaman üzerinde kafa yormama rağmen fark etmediğim bir konuyu, özellikle son zamanlarda anladım. Bu ülkenin sorunu liderlik / yöneticilik değil. Her ikisinde de veriler ve raporlar var. Her ikisinde de düzey arttıkça artan sorumluluk var ve her ikisinde de farklı düzeylerde geri bildirim alma ve ona göre hareket etme zorunluğu var.

Bunların hiçbirinin (veriler, raporlar, sorumluluk, geri bildirim, vb…) önemli olmadığı bir yönetim şekli varsa, liderlik / yöneticilik konularını tartışmak bana çok lüks – hatta anlamsız – gelmeye başladı. Bence Türkiye’de birçok kurumda liderlik / yöneticilik değil amir (emreden, buyuran) tarzı baskın.

Amir olunca verdiği emrin sorumluluğunu üstlenmeye, verilere ve raporlara gerek kalmıyor. “Verdiysem ben verdim” deyiveriyor. Yetkiler arttıkça sorumluluklar artmıyor, yönetim gereklerinin aksine azalıyor. Zaten yaygın kültür de sorumluluk değil kazançlara odaklı. Örneğin “bal tutan parmağını yalar” diyor.

Yüz küsür yıllık okulun mezunlar derneğine başkan olurlar. O zamana kadar eski mezunlar “ağabey”dir,”siz” diye hitap edilir. Mezunlar derneği aslında bir STK’dır ama başkan olunca , siz’lerin büyük kısmı “sen” olur. Başkalarına YASAK olan, kendine “elbette serbest” oluverir. Hani, “bal tutan…”

 Her fırsatta “gönüllülük esası” ile iş yaptıklarını söylerler. Ama davranışlarını eleştirirseniz, sanki onlara değil “derneğe saldırıyormuşsunuz” gibi olayı çevirmeye çalışırlar. Mezunlar derneğinde bile…

Emirleri sorgulamak yerine, yapmak öğütlenmiş. “Emir demiri keser” denilmiş. Zaten, amirin emri ile sınırlandırmaksızın sorgulama pek önerilmiyor. Durum böyle olunca, büyükler küçüklere “baş ol da istersen soğan başı ol” diye öğütlemiş.

Bana da söylenmişti zamanında. “Benden CEO olmaz, ama iyi bir ikinci adam olur” kararını verdiğimde, yakın çevremden (özellikle deneyimli büyüklerimden) çok sayıda kınama duymuşumdur

Krizlere bakıp  “benzeri defalarca yaşandı” veya “bir bilenin sözünü dinleseydi” diyorsanız, o vakada lider veya yönetici yoktur, amir (emreden, buyuran) vardır. Eğer danıştıysa, mutlaka birileri “sakın ha” demiştir ve o dinlememiştir. Elbette, eğer danıştıysa…

 

Bugüne gelirsek

Yakın geçmişte, “bildiğiniz en müşteri odaklı kurumları / markaları söyleyin” diye sorduğumda, “sosyal mecralara yansıyan müşteri sorunlarının kurucu-CEO’lar tarafından çözüldüğü marka / kurumlar” örnek gösterildi.  “Sorunları kurucu-CEO’ların çözmesi, marka / kurumun müşteri odaklı olduğunu mu gösterir, aksine hiç kimsenin müşteri odaklı karar verme yetkinliği olmadığı için her konuya CEO’nun müdahil olmasını mı gösterir?” sorusuna düzgün yanıt alamadım. (Aldığım en belirgin tepki, sosyal mecralarda sorun gidermesi bilinen bir kurucu-CEO’nun beni ve onaylayanları takipten çıkmasıydı. Linkedin’de 1’inci ilişki düzeyinden 3’e düşmüştüm. )

Şunu anladım: Lisans üstü düzeyinde eğitimi olanlarda bile, sistem değil tek karar verici önemseniyor. Kurucu-CEO’ların çoğunluğu zaten sistem oluşturma değil “demiri kesme” peşinde.

 

Sözün Özeti

Yönetici ve/veya patron kaynaklı krizlerde tekrar tekrar gündeme gelen ve hemen her biri yabancı kaynaklardan tercüme edilmiş ve infografik veya sunum sayfası gibi hazırlanmış olup sanki ilk kendileri hazırlamış gibi altında imza olan bu lider / yönetici karşılaştırmaları sadece komik kaçmıyor. Bunların sosyal mecralarda paylaşılmasının işe yaradığını da hiç düşünmüyorum.

Biz amir olmanın, veriler ve raporlarla ilgilenmemenin, hesap vermemenin, geri bildirim almamanın, sorumluluktan kaçmanın kurumsal ve toplumsal maliyetini konuşmalıyız.

Ekleme: Daha okumadan konusunu beğendiğim bir makale.

Resim

 

Etiketler: , , , , , , , , , , , ,

Kategori: İş hayatı

“Lider ve/veya Yönetici değil, Amir krizi” yazısına şu ana kadar 4 yorum yapılmış:

  1. Ali Altunterim
    Uğur Bey yazınızdaki “Oldukça tartışmalı geçen bir saat sonunda, düzgün işleyen sistemleri olan kurumların (ülkeler dahil) lider üretmek zorunda olmadığı konusunda uzlaştık.” cümlesi ile aslında toplumsal hastalığımızı doğru bir şekilde teşhis etmişsiniz.
    Peki bu hastalığın tedavisi nedir diye sorsak cevap bellidir: “Kurallara uymayı becerebilirsek sorunumuz çözülür”. O zaman soru şurada düğümleniyor: Acaba biz ne zaman medeni olmanın kurallara uymakla başladığını kabul edeceğiz. “Kabul edeceğiz ” diyorum çünkü neyin doğru olduğunu biliyor ama kibirden mi, arsızlıktan mı, çok bilmişlikten mi yoksa uyanık geçinmekten mi bilinmez bir şekilde kurallara uymanın medeniyet olduğunu kabul etmiyoruz.
    Çok faydalandığım bir yazı oldu. Elinize sağlık!
    ===================
    Uğur Özmen
    Çok doğru bir kavrama değinmişsin sevgili Ali Altunterim .

    Uyanık geçinmekten mi bilinmez…” Uyanık olmayı, akıllı olmaya tercih etmek ve doğruyu bilmesine rağmen…
    Bu konuda 14 sene önce https://ugurozmen.com/yasam/akilli-mi-uyanik-mi bir şeyler yazmıştım.

    Bugüne geldiğimizde, uyanık kişi amir olunca kurallara uymama özendiriliyor. Sonra hep birlikte bir sarmalda yaşıyoruz.
    ===================
    Sami AYKAÇ – Emekli
    Ali Altunterim Ali Abi ellerine sağlık, Çok güzel açıklamışsın

  2. Dr. Tekiner KayaCo-Founder at Sobesos Management Consultancy and Training Ltd
    Yöneticilikte yetişmemiş, zaman geçirmemiş kişinin lider olması mümkün değilken, lider/yönetici ayrımını tartışmak…. Ülkede çok ciddi.bir amir problemi var. Beyaz yaka amirler, nitelikli olmadıkları ve sahadan kopuk oldukları (ve işlerine geldikleri) için, saha yönetimini mavi yaka saha amirlerine bırakıyor. Ve onları yetiştirmiyor, takip etmiyor, uzmanlık desteği vermiyor. Kimi zaman da bununla uğraşmak istemiyor. Sonuç: Uzmanlık/mühendislik/bilimsel yaklaşımdan uzak üretim… “Yönetilmeyen Üretim”. Bunun sonuçları: düşük motivasyon, düşük verim, düşük kalite, müşteri memnuniyetsizliği, yüksek maliyet vs vs.
    ================
    Ugur Ozmen
    Dr. Tekiner Kaya
    Katılıyorum.
    Lider / yönetici konularını konuşmak artık komik (hatta anlamsız) gelmeye başlamıştı. Bir de “Herkes liderdir” mealinde kitap okudum (daha doğrusu okumaya başladım ama devam edemedim).
    Bunun üzerine yazmaya karar vermiştim.
    Yorumunuz için teşekkür ederim.
    ================
    Dr. Tekiner Kaya
    Ugur Ozmen ben teşekkür ederim. E liderlik piyasası yıllık 400 MİLYAR $’a dayanınca, herkes liderlik ile ilgili birşeyler yaratmaya çalışıyor. Herkes lidermiş… Bizim problemimiz, yöneticilikte. Etkin sistemleriniz, mekanizmalarının varsa, zaten lidere ihtiyaç olmuyor

  3. E. Mert Ural Sales and Marketing /Geological Engineer / Automotive Sales Counselor and Instructor / Thinking and questioning to create value
    İster iş hayatı, ister toplumsal hayat olsun toplulukların beklediği bir “kahraman” olması kaçınılmaz gerçeklerden.
    Yazıda örneklediğiniz “amir” yani buyuran ve emreden kişi dikey hiyerarşinin kaçınılmaz ögesidir. Dikey hiyerarşilerde işin başındakinin niteliksel olarak değerlendirilmediği topluluklarda iş sadece ağızdan çıkan “buyruk” ile sınırlanır. Niteliği göreceli düşük (son dönemde liyakat olarak geçen) kişilerin, nicelik olarak fazla(!) olan kesimi sadece duyusal olarak yönlendirmesi yeterlidir. Sonuçlardan bağımsız olarak bu göreceli (!) başarı da getirebilir.
    Ancak, kişilerin yetilerinden çok doğru sistemler inşa etmeye odaklanmak vb önlemlere başvurmak çoğu zaman emek ve çaba gerektirdiği için kültürel yapılar da bahane edilerek bir çok planlama atlanır ve atlanmaktadır.
    Güç Mesafesi Endeksi (Power Distance İndex) Malcolm Gladwell’ in de bahsettiği üzere kültürel bir bariyer yarattığında buyruk iş çözücü görülecektir.
    Unutmamalı ki ; hukukun temeli de “buyruk” tur. Ama arada ussal olarak fark yaratan buyruğun sebebi ve sonucuna dair sorgulamalara da yer açılarak temellendirilmiştir.
    Teşekkürler.
    ========================
    Uğur Özmen
    E. Mert Ural
    Haklısınız, “doğru sistemler inşa etmek emek ve zaman gerektiriyor” ve az gelişmişliğin kültürü bunu reddediyor.

    Bu doğrultuda baktığımda “toplulukların beklediği bir “kahraman” olması kaçınılmaz gerçek” değildir. Az gelişmişliğin yansımasıdır. “Neden (kurumlarda ve devletlerde) demokrasisi gelişmiş toplumlar kahraman arayışında değil” diye düşünmemiz gerekir.

    Yorumunuzda geçen “sadece duyusal olarak yönlendirmesi yeterlidir” konusunda da soru işareti var. Amirler çoğunlukla duyusal olarak değil, çıkardığı yasalar ve bozduğu hukuk yoluyla yönetiyor.
    Hukuk, toplumsal düzenleme unsuru olmaktan çıkıyor ve amirin buyruğuna / aracına dönüşüyor.
    ===============
    Bir ekleme yapayım. Şans eseri şimdi gördüm.
    https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mine-g-kirikkanat/dahi-ve-yalniz-2231942
    Demek istediğimi bir örnek üzerinden vurgulamış.
    .
    Diyor ki:
    Atatürk öldüğünde, Türkiye yasal düzenlemeleri, özgüveni ve taze güçleriyle pırıl pırıl bir ülkedir. Napolyon, İngilizler tarafından Sainte Helene Adası’na ölmeye gönderildiğinde ise Fransa her üç erkeğinden birini savaşlarda yitirmiş; cansız, kansız ve yenik bir ülke.
    Ama önderlerin arasındaki bu yapıcılık ve yıkıcılık farkı, Fransa’nın Napolyon’dan bu yana DÜŞÜNCE zenginliğinde sürekli ilerlemesini; Türkiye’nin Atatürk’ten beri sürekli gerilemesini engelleyememiştir.
    Acaba neden?
    Kuşkusuz toplumların geçmişten gelen entelektüel birikim varlığı, yokluğu ya da kalitesinden kaynaklanan bir gidişat ayrılığı söz konusu
    .”
    .
    Sanırım aynı fikirde olduğumuz nokta bu. Kültür…

  4. M. Serdar Kuzuloglu Knowledge Monger
    Amirler iyidir
    =========
    Ugur Ozmen
    M. Serdar Kuzuloğlu
    Her amir senin gibi olsa…
    .
    ============================================================
    .
    Ahmet Emin FıçıcıSenior International Product Manager I OTC – Consumer Healthcare I Pharma – FMCG I MBA I Digital Marketing
    Sınırları belirlenmeyen her güç zehire dönüşüyor. İlgi ile okudum
    =========
    Ugur Ozmen
    Ahmet Emin Fıçıcı , haklısınız.
    Gücün sınırlarını belirlemek çok önemli. Kuvvetler ayrılığı bu nedenle gerekiyor. Ek olarak, “çıkar çatışması” kuralı getirilmeli.

    Kendisi ve yakın çevresi için yararlı olan hiçbir işlemi yapamamalı.
    Örneğin: https://ugurozmen.com/yasam/cikar-catismasi
    ve https://ugurozmen.com/yasam/cikar-catismasi-2
    .
    ===================================================================
    .
    Ilyas KaracaBrand Management and Growth Strategist
    Kesinlikle katılıyorum… Hatta sırf bu vb konulardan oluşan başlıklarda bence yayınlar bile yapılmalı/yapmalıyız.
    =========
    Ugur Ozmen
    Ilyas Karaca
    Kültürel bir unsur olarak, atasözü ve deyimleri konu ederek başlanabilir.
    =========
    Ilyas Karaca
    Ugur Ozmen Her programa uygun konuklar da alabiliriz.

Yorum Yazın