1 December 2009 Tuesday

Nakit yönetimi

Hani bir elemandan bahsetmiştim. İlişki yönetiminin ustasıydı. Sonra terfisini yazmıştım.

Bir ara bizden ayrıldı. Bir sigorta şirketinde çalıştı. 2 ay sonra geri döndü. (Yıllık izinlerden saydık.) Onun sayesinde, sigorta satışı işine başladık. Bizim 20 kişilik ekibimiz daha ilk yılında, bankanın 400 şubesinin iki buçuk yılda yaptığı satışı yapıverdi.

Eleman da işten ayrıldı ve sigorta acentesi oldu.

😛

Başarısını sürdürdü. Daha acenteliğinin ikinci yılında o sigorta şirketinin en çok ciro yapan acentesi oldu.

Şirketin Pazarlama’dan sorumlu Genel Müdür Yardımcısı arkadaşımdı. Bir sohbette “Benim eleman nasıl?” dedim.  “Önümüzdeki sene iflas edecek” dedi. Şaşırdım.

Elemanın tüm gelirleri kar zannettiğini, nakit yönetimini düzgün yapmadığını söyledi. Ben elemana durumu anlattım. Uyardım.

“Merak etmeyin Uğur bey… Ben herşeyi hesapladım” yanıtını aldım.

😛

Maalesef söylendiği gibi oldu.

Firmalar, ana sermaye sorunundan daha çok işletme sermayesi sorunundan etkilenir.  Yanlış nakit yönetimi, en büyük cironun kazanıldığının hemen ertesinde şirket batırır.

Tüm gelirlerini kar zanneden herkese bu öyküyü anlatıyorum.

🙁

Etiketler: , , , , , , , , , ,

Kategori: İş hayatı

“Nakit yönetimi” yazısına şu ana kadar 7 yorum yapılmış:

  1. Hocam bir muhasebeci olarak şunu söyleyebilirimki. Ana sermaye denilen kavram zaten ülkemiz firmalarında çok fazla değil. Fakat işletme sermayesi denilen sürekli döndürülen para çok büyük olabilirken insanlar bu paranın hepsinin kendilerine ait olduğunu düşünüyorlar ve bu yanılgıya kapılıyorlar.

    Zira kar yapmış ve karını dagıtmak zorunda olan firmalar temettü yani kar dagıtımı yapmak için kredi bile çekebiliyorlar.

  2. Diğer bir taraftan “gelir” kavramı da tartışılır acentelik konusunda. Bir başkasının parasını yönetiyor olmaktan dolayı, tahsilat riskleri daha çok önem kazanacaktır. Piyasa şartları gereği “klasik acente söylemidir bu” aracısı olduğu kurumu finanse etmeye niyet eden acentenin sıkıntı yaşayacağı aşikardır ve matematiksel olarak mümkün olmayan bir konudur. Çok sevdim GMY’nin öngörüşünü 🙂

  3. Türkiye’de işletme sahipleri işleri yoluna girer girmez işletme sermayesini önce lüks bir arabaya sonra metresine ve duruma göre pavyona veya club lara yatırır.İş yerindeki bilgisayarı yenilemek yerine evdekini yenileyip diğerini işe getirir.
    Türkiye ekonomisini yönetenlerde aynı bu şirket sahibi girişimcimiz gibi davranır. Makam arabası alırlarken en lüksünü alırlar. Öyleki Almanya başbakanında o model ve donanımda araç yoktur ama engelli vatandaşlar için alınan tekerlekli sandalyeler en basitidir.

  4. Küçük işletmelerde özellikle büyük bir sıkıntı da ortakların şirket içerisinde yaptıkları harcamalara gerektiği gibi kayıt etmemeleridir. Bu bir süre sonra büyüyerek hesabı verilemez bir masraf olarak çıkıyor.

  5. Hele ki ortaklar arası rekabat baş gösteridğinde sonuç korkunç oluyor. Ortağın birinin payına düşen karla birlikte üzerine kendi servetinden eklediği para ile aldığı BMW 5.20, sonra şirketin diğer ortaklarınca şirketin kaynakları kullanılarak alınır ve tüm şirket alınan ekstra 2 tane 5.20 BMW ile yaşamaya başlar.

  6. Sağlıklı nakit akışı için… bu link’teki yazıyı okuyun.

  7. Girişimcilerin anlamadığı bir diğer konu da, Net Kar‘ın neden pasifte yer aldığıdır. “Tüzel kişilik” kavramı ile açıklanabilir.

Yorum Yazın