"Adrasan" etiketli yazılar:

22 Mayıs 2009 Cuma

Adrasan'da 3 gün (3)

Adrasan hakkındaki ilk yazıyı bloguma eklerken çok düşündüm. Yolculuk yazıları benim konum değil. Yıllardır gittiğim hemen her yolculukta resimler çektim. Bazıları için bir şeyler de yazdım. Ama onları sadece aile içinde tuttum.

“Adrasan’da 3 gün” yazıları için bir gezi / yolculuk blogunda misafir olmayı, kendi blogumda yazmaya tercih ederdim. Blogumu iş hayatı / yönetim / pazarlama / CRM çizgisinden dışarı taşırmak istemiyorum da…

Aslında, ilk yazıyı da ikinci yazıya giriş bölümü olması için yazmıştım. Doğrudan yönetim yanlışlarına girişmiş olmayayım diye…

😉

Adrasan’ın eskiden kalma güzel bir özelliğini sabahın erken saatlerinde gezerken fark ettim. Fırıncı ekmekleri pansiyondaki bir torbaya asıp gitmişti. Kimsenin araklamayacağını bilerek… (Resimdeki torbada, 6 – 7 tane ekmek var.)

adrasan_koy_01

Büyük şehirlerde bile, ekmeğin, sütün, yumurtanın, hatta yoğurtun kapıya bırakılıp gidildiği günleri görmüş biri olarak, çok keyiflendim.

Friendfeed’de FMK benzeri bir hareket duyunca, bunu da yazmak istedim.

🙂

Dün biraz anlatmıştım. Otel sahibi değişik bir abimizdi.

Otele vardığımızda, hepimizin elini sıktı. Yolculuğun nasıl geçtiğini sordu.  Uğurlarken de aynen… (Yani, aslında niyeti iyi.)

Ama… Güzel gün batımı karşısında… Şöyle felekten birkaç saat çalalım deyince…

adrasan_aksam_02

Masada içki şişesi yarım duruyor. Otel sahibi abimiz de masanın hemen yanında… “Bu içkiden bir kadeh rica edebilir miyim?” diye sordum. İçeriye haykırdı… “Remziiii…”

Remzi koştu geldi… Abimiz devam etti: “Remzi, buna içki ver!” Cümlede geçen bu (yani ben) olay mahallindeyim o sırada…  Aramızda bir kulaç mesafe bile yok.

🙂

Abimizin takma adını “Kerim”  koyduk. Adı Kerim olanlar alınmasın lütfen…

  • Hani “benim adım Kerim” diye biten fıkralar var ya…
  • Hani horoza sormuşlar, “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan?” diye… “Ben tavuk ile ilgilenirim, gerisine karışmam” demiş.

Aynı sebepten ötürü… “Kerim” abimiz, otelin sahibi… Gerisine karışmıyor…

😉

20 Mayıs 2009 Çarşamba

Adrasan'da 3 gün

16 – 19 Mayıs tatilini Adrasan’da geçirdim. 30+ yıllık sınıf arkadaşlarımdan bazıları ile…

  • Adrasan adının anlamını sorduğumuzda, “ada arası” kelimelerinden geldiğini söylediler. Daha da eskilerden olduğu kanaatindeyim. Yani pek inanmadım.

Adrasan koyu, bir doğa şaheseri. (Yukarıdaki bağlantıya tıklamanızı öneririm.) Kaldığımız otelin ortasında bir meyve bahçesi vardı.

Kayısı daha olmamış. Çağlalar salkım gibi duruyordu. Öylesine severim ki… Böyle ekşi çağla, yanında çook rakı götürebilir.

img00081-20090517-1840

Erik ağacı da vardı. Friendfeed’de izleyenler bilirler. Can erik’in fanatiği durumundayım.

img00082-20090517-1841

Bir de karadut… Bedri Rahmi Eyüpoğlu’nun “Karadutum, çatal karam, çingenem…” şiiri her an akıldan geçer…

img00083-20090517-1841

Sıkça ziyaret edince bu ağacı, ellerim karadut renginde gezmek zorunda kaldım. Üstümde de birkaç leke oldu. 🙂

Akdeniz Bölgesi olduğundan, elbette portakal ve limon ağaçları da vardı.

img00098-20090519-0936

Bahçenin bekçisi ve ailesini de resimlemeden geçemedim.

img00080-20090517-1840

Cep telefonum ile ancak bu kadar resim çekebildim.

Kafanızı dinlemek isterseniz, henüz fazla bozulmamış bu yöreyi öneririm.

Biliyor musunuz… Hırvatistan, reklamında “Mediterranean, once it was” (Akdenizli, bir devirlerdeki gibi…) diyor. Burası da öyle… Eskiden olduğu gibi

😛