"basiret" etiketli yazılar:

12 Nisan 2009 Pazar

Keskin sirke

Genel Müdür Yardımcısı (GMY)’nin “öfke gösterisi” meşhurdu.

Birden odasının kapısı önüne çıkar, birine bağırmaya başlardı. En uzaktaki kişinin bile 20 metre mesafede olmadığı açık ofiste herkes şaşırır, ne olduğunu anlamaya çalışır… kendisine bağırılan kişi, haklı bile olsa ne diyeceğini bilemez… onlarca kişinin arasında küçük düşme duygusu yaşar… böylece GMY’nin istediği de olurdu.

Yine durup dururken ofiste bir böğürtü duyuldu:

– Uğuuur, Uğuuuuuur… “Hill Group” sözleşmesi ne olduuu? Sana “imzayı almadan gelme” demiştiiiim!..

Sakince ayağa kalktım. Sükunetimden beklenmeyen bir sesle bağırarak yanıt verdim.

– “Hill Group”un teklifi masanızdaaaa…. Okumadınız mııı? Sizden yanıt bekleniyooor…”

Cümlem bitince de aynı sükunetle yerime oturdum. GMY sustu. Odasına döndü. Birkaç dakika sonra yine sesi duyuldu. Bu sefer böğürmeden…

– Uğur, Gaye, Süheyla… Toplantı odasına gelin…

Gaye ve Süheyla, bana bağlı iki müdür idi. Aslında konu ile ilgileri yoktu. GMY herkesin ortasında tartışma riskini göze alamamış, ama iki kadın müdür sayesinde toplantı odasında yapacaklarını (azar veya fırçalarını) dışarıya sızdıracağını zannetmişti.

Odaya girdik. Hill Group”un teklif yazısını GMY’nin tam karşısında, gözü yüksekliğinde (duvara yapışık bir bildiri gibi görünecek biçimde) tuttum.

– İlk maddeyi birlikte okuyalım. Diyorlar ki “Hill Group ile firmanızın  %50 – %50 ortaklığı ile yeni bir şirket kurulur ve müşteri veri tabanı dahil tüm varlıklar birlikte yönetilir.”

– Hımmm…

– Bence bu madde sizi de aşar, Genel Müdürü de… Firmamızın büyük hissedarı Patron bey’e sormadan kimsenin yanıt verebileceğini sanmıyorum.

– Hımmmm… Evet… Sıfır mı, bir mi kadar açıkmış herşey…

– Bundan sonra, bağırmaya başlamadan önce okumaya başlasanız nasıl olur.

GMY bu soruya yanıt veremedi. Üstelik toplantıdan çıkarken ona bir de ödev verdim.

– Hill Group’a tekliflerinin sizin masanızda olduğunu bildireceğim. Sizin yanıtınızı bekliyoruz. Acil…

Sessizlik…

😉

30 Kasım 2008 Pazar

Eninde… Sonunda…

Daha 30’lu yaşlardaydım. Kendi sektöründe ilk 5’e giren bir şirketin Genel Müdür Yardımcısı pozisyonundaydım. Bir seviye astlarım da dahil, tüm yönetim kademesindeki en genç kişiydim. (Bu şirketteki toplantı kültüründen bahsetmiştim.)

Patron, şirketin kasasını kendi arka cebi zannediyordu. Gelen paralar patronun hesaplarına aktarılıyor, şirket de nakit sıkıntısından kurtulamıyordu. Paraya ihtiyacımız öylesine artmıştı ki, müşterilerimize diğer şirketlerden satın alarak verdiğimiz mal ve hizmetlerin bile parasını ödeyemiyorduk.

Eski borçlulardan biri 400,000 dolar gönderdi. Tam da o kadar paraya ihtiyacımız vardı. Borçlarımızı kapatabilir ve müşterilerimize vereceğimiz hizmetleri satın alabilirdik. Ben yönetim kademesine “patrona haber verilmemesini” söyledim. Gerekli ödemeleri yapacak, nakit durumumuzu düzeltecek, patrona sonra haber verecektik.

Ne yazık ki, Genel Müdür Vekili pozisyonundaki kişi, fırça yeme riskini göze alamadı. Patrona haber verdi. Paranın büyük kısmı patronun yurt dışındaki hesabına aktarıldı.

Ben köpürdüm. Genel Müdür Vekili’ne gittim.
– Biz sana “para gelince patrona haber verme, acil borçlarımızı kapatalım” demiştik. Neden haber verdin.
– Para onun parası
– Hayır, para onun parası değil. Para bizim paramız. Biz bir anonim şirketiz.
– Ama eninde sonunda onun parası.

Genel Müdür Vekili’nin yanlışında ısrarlı yaklaşımını duyunca bağırmaya başladım.
– Hayır… Eninde bizim paramız. Sonunda onun parası… Sonunu bekler, sene sonunda bilançoya bakar, şirket karından payına düşeni alır.

Sektöründe ilk beş arasında olan şirket nasıl batıyor diye herkes hayret eder… Böyle batıyorlar…

Profesyonellikten uzak üst yöneticiler ve basiretten uzak patronlar sayesinde…

.