"bilanço" etiketli yazılar:

03 Mart 2009 Salı

Kriz bize koymaz

Ben de krizden bahsetmeye karar verdim. Teğet mi geçti, çizgiye mi değdi, içeriye mi düştü?… Sayı mı, aut mu?… Aslında yok ama biz var mı zannediyoruz? Psikolojik mi, sosyolojik mi, ekonomik mi? Yoksa epistomolojik bir betimleme mi?…

Bunlardan hiç bahsetmeyeceğim. Adım Uğur… Güzel şeylerden söz edeceğim.

Coca Cola, Microsoft ve Oracle… MasterCard, VISA ve Western Union… Bunlar gibi niceleri var. Ortak noktaları nedir biliyor musunuz? Hepsinin çok uluslu şirketler olması mı? Başka?… Hepsinin ABD kökenli olması mı? Başka?…

Soruları uzatmayayım. Zaten yazının başından beri cümlelerin yarısından çoğu “soru işareti” ile bitiyor.

Bunların ortak noktası şu: Türkiye’deki ofisleri, Doğu Akdeniz (artı) Orta Doğu (artı) eski Rus Cumhuriyetleri bölgelerinden de sorumlu. Yani, etrafımızdaki neredeyse tüm komşu ülkelerdeki ticari faaliyetler Türkiye’ye bağlı yönetiliyor.

Bunların hepsinin başında Türk yöneticiler var. Hatta MasterCard, VISA ve Western Union’daki Bölge Genel Müdürleri çocuklu kadınlar…

Biliyor musunuz, bunların bir çoğu burada yabancı Genel Müdür’ler görevlendirdi. Başarısız oldular. Sonra Türk Genel Müdürler göreve geldi. Sonuç = başarı… Başarıyı görünce, birer ikişer komşu ülkeler de Türk yöneticilere bağlandı. (Daha önce kendi ülkelerinden, bazen de Avrupalı yöneticilerden atama yapmışlardı.)

Biliyorum, yukarıda saydığımdan çok daha fazla sayıda şirketin, bu bölgedeki 10 – 15 ülkeyi yöneten ofisleri Türkiye’de… Başlarında da bir Türk var.

Nasıl oluyor? diye soruyorsanız… Bunlar, sürekli kriz yaşayan bölgeler. Global kriz olmasa bile, kendileri ufaklı büyüklü krizler icat ediveriyorlar… Sık aralıklarla iktidar krizleri çıkarıyorlar… İşler düzgün olmaya başlayınca toplumsal ayrılıkları kaşıyorlar… Hatta zaman zaman birbirlerinin topraklarına giriveriyorlar…

Buralarda, ABD ve Kıta Avrupası kökenli yöneticilerin başarılı olması zaten mümkün değil. Neredeyse 40 yıldan beri 2 haneli enflasyon görmemişler. Politik krizlerin iç ve dış tahribatını yaşamamışlar. Hiç birinin cebinde 4 ayrı bankanın kredi kartı yok. Her bankanın ayrı taksit yapacağı bir ortamı hayallerinde bile yaşamıyorlar. Sürekli değişebilen pazar koşullarını hiç görmemişler.

Karar vermek için uzun süreye ihtiyaçları var. İnce eleyip sık dokuyacaklar… Verdikleri kararları kolayına değiştirmiyorlar. Bunu “tutarlılık” olarak adlandırmışlar.

Ani karar vermek, çabuk hayata geçirmek, çabuk geri bildirim almak, gereğinde çabuk değiştirmek, sürekli kriz yönetimi içinde yaşamak gereken koşulları hiç görmemişlerdir.

Onlar, bankada hesabı yokken GSM telefonuna gelen bir şifre ile ATM’den para çekilmesini hiç anlayamaz (isterseniz anlatmayı deneyin) 🙂 . Buzdolabının taksitli kredi kartı ile satılmasını da kavrayamaz…

Doğduğu andan beri krizler içinde büyüyen, giderek bağışıklık kazanmış Türk yöneticiler için bu kriz bir fırsattır.

Karar verme ve uygulama becerilerimizi, aldığımız sorumlulukların doğal sonuçları ile birlikte yürütmeyi becerebilirsek… Raporlamayı düzgün yaparsak, bilançoyu iyi yönetirsek, bahaneleri başkalarında değil de kendimizde ararsak başarılı olmamak için bir neden kalmaz.

Bu krizler sayesinde, uluslar arası şirketlerdeki Türk yöneticilerinin yeri ve değeri de artar. 8 – 10 sene sonra, “iyi ki kriz oldu” bile dersiniz.

🙂

Not: Bu yazı Project House – Smart Marketing Journal’ın Şubat sayısında yayımlanmıştır.

03 Şubat 2009 Salı

RUMUZ: Pazarlamacı

Ben

  • Reklam Ajansı kreatif direktörü gibi takılmayan, “Ben pazarlamacıyım, paradan anlamam” demeyen, fizibilite yapmayı bilen, proje sonunda hesap verebilen (hatta hesap sorulmasını isteyen),
  • Gelir tablosunun ilk (Toplam Satış Hacmi) satırını değil, son (Vergi Sonrası Net Kar) satırını dikkate alan,
  • Sadece çalıştığı sektörün değil, pazarlama ve yan sektörlerinin de sergi ve fuarlarına gidip oturumlara katılan sunumları izleyen,
  • Sektörün genel durumu, gidişatı, ortak sorunları vb. gibi konularda rakip firmalar ile görüşebilen, ancak bunu serbest piyasa ahlakını incitecek uygulamalara indirgemeyen,
  • Müşteri odaklı yaklaşımın sadece gülümsemek olmadığını, müşteri kayıt sisteminden şikayet yönetim sistemine, iş akışlarından ekran tasarımlarına, insan kaynağından yönetim anlayışına kadar tüm altyapıların da müşteri merkezli çalışması becerilmedikçe, üst yapıda çaresiz kalınacağını anlayan,
  • Bu altyapıların oluşturulmasını Bilgi Sistemleri elemanlarına bırakmayıp, pazarlama bölümünün ihtiyaçlarının belirlenmesinde aktif olarak çalışan,
  • Müşterilerin doğum ve evlilik günlerini kutlamanın, kadın iç çamaşırı alan erkeklere yeni sezon duyurusu yapmanın CRM olmadığını bilen,
  • Müşteri veri tabanının hangi koşullarda pazarlama amaçlı kullanılacağını bilen,
  • Müşteriyi bıktıracak kadar çok SMS ve e-mail göndermenin kimseye yararlı olmayacağını anlayan, elindeki telefon numarası ve adreslerin “müşteri verisi” olmadığından haberdar,
  • Müşteri şikayetlerinin yazıldığı internet sitelerinde kendi markasını sorgulayan,
  • İnteraktif kanalların önemini bilen, bütünleşik pazarlamanın her gün değişen kurallarına uyum sağlamaya çalışan,
  • “Potansiyel müşteri” ile “müşterinin potansiyeli” arasındaki farkı ve müşteri sadakatinin önemini bilen, ama kendini “koşulsuz müşteri memnuniyeti” abartısına kaptırmayan,
  • TV seyrederken reklamları da izleyen, reklam çıkınca zaplamayan,
  • Rakiplerin ürünleri konusunda gazetelerde çıkan reklam ve haberleri takip eden, bunları astları ile tartışan,
  • Bazı üniversitelerde mesleği ile ilgili eğitim verebilen, ancak kendisi de feedback almaya meraklı

bir PAZARLAMA YÖNETİCİSİ’yim.

Kendime

  • Satış ile pazarlamanın çok farklı konular olduğunu bilen,
  • İndirim, fazladan 3 taksit, ek ödüllendirme, 3 alana bir de bedava, vb… yapmanın pazarlama olmadığından haberdar,
  • “Hedef kitle mi?… Herkes bizim müşterimiz olabilir” demeyen, her perakendecinin ekmek fırını veya mahalle bakkalı işletmek ile aynı kavramlara sahip olmasını beklemeyecek düzeyde perakendecilik kavramlarına sahip,
  • Reklamın iyisi kötüsü olmaz diye düşünmeyen,
  • Adını duyurmak için olur olmaz her durağa, her panoya, her köşeye reklam astırmayı istemeyen,
  • Sanki yaşamı boyunca tüm kitapları okumuş gibi, “Bunlar kitapta yazmaz, iş hayatı kuralları farklıdır”, “Ben Mahmutpaşa (veya Kemeraltı) Üniversitesi’nden mezunum, senin diploman kaç yazar” diye tekrarlamayan,

bir PATRON arıyorum.

İlgilenenlerin Smart Marketing Journal’a  Pazarlamacı rumuzuna yazmaları rica olunur.

Notlar:

  1. Bu yazı, daha önce takma ad ile yayımlanmıştı. İkinci kez okuyanlardan özür diliyorum.
  2. Sadece tanımlama için yazıldı. Bu kadar iyi de olsa, bir patron aramıyorum.

🙂

25 Ocak 2009 Pazar

Satış / Pazarlama farkı

Pazarlama ile Satış’ın arasındaki farklar konusunda çok şey söylenmiş ve yazılmıştır.

Ben de değinmiştim.

30 yıla yaklaşan iş yaşamım içinde en beğendiğim kısa tanım şöyle:

Satıcı gelir/gider tablosunun en üst (ciro) satırına, pazarlamacı ise bilançonun en alt (net kar) satırına bakar.

Siz yorumlarsınız artık…

🙂