"bireysellik" etiketli yazılar:

12 Şubat 2010 Cuma

Büyümeye çalışırken (2)

Girişim başarılı olmuş. Çabuk büyümüş. Girişimci gözünü yurt dışına dikmiş. Kadrosunu güçlendirmeye karar vermiş. Ülkenin büyük şirketlerinden adamlar almış.Grow1

Şirket, piyasanın gelişmesi ve reklamlar sayesinde büyümeye devam ediyor. Patronun yurt dışı hayalleri sürüyor. Ama aynı oranda içeride sorunlar da büyüyor.

Dinlerken aklıma şu soru geliverdi. Büyük şirketlerden adam alınca, hemen o adamların geldiği şirket kadar büyümek mümkün mü?

Yanıtım HAYIR.

😉

Büyük şirketlerin doğası farklı. Birçok konuda uzmanlar var.

Hani bebeklere parmaklarını kullanmayı öğretirken söylenen  “bu almış, bu getirmiş, bu pişirmiş, bu da yemiş” tekerlemesi var ya… O tekerleme büyük şirketleri anlatır.

Her bir konudan sorumlu birileri vardır. Kimse her işi tek başına kotarmaz. kotaramaz.

😀

Bir etmen daha var…

Büyük şirketlerden küçük girişimlere gelenler, çoğunlukla “aradığını bulamamış” kişilerdir.

Onları ikna etmeye çalışan patron da “özgeçmiş” üzerinde durur. Öz-gelecek gözardı edilir.  Bu kişinin kendi girişimine yapacağı katkı, patronu büyüler.

İlginç tarafı bu adamlar da kendi sınırlarını bilmezler. Çok sayıda kişi ile birlikte çalışmanın getirdiği kolaylıkları, kendi becerileri sanırlar.

😉

Biliyorum istisnaları var ama, büyük şirketlerden küçük girişimcilere gelenlerin başarılı olması sık rastlanır bir durum değildir. Bireysel çaba apayrı bir beceriler bütünüdür.

Tıpkı kurumsal yaşamayı becerme çabası gibi…

😀

😛

19 Ocak 2010 Salı

Kendini pazarlama

Geçen senenin Nisan veya Mayıs ayıydı. Tunç Kılınç, Sn. Fatoş Karahasan’ın dersine konuk olmuştu. Ben de yancı durumunda, her ikisinden de bir şeyler öğrenmek amacıyla olay mahallindeydim.

İletişim öğrencileri… Çoğu büyüyünce reklamcı olacaklar (ya da olmayı hedefliyorlar)… Tunç farklılaşmanın öneminden bahsetti önce. Sonra da herkese “nasıl bir CV hazırlardın” diye sordu.

Yarısına yakını, klasik CV formatından vazgeçmeyeceğini söyledi. Tunç’un, “diğer başvuranlar arasından neden seni seçsin ki?” zorlamaları sonucu pek değiştirmedi.

😛

Nereden mi aklıma geldi. Friendfeed’de İpek Aral Kişioğlu’nun [1] ve [2]
yazılarını görünce…

Başvuran yüzlerce kişi arasından nasıl farklılaşacağımızı da düşünelim diye… Kendimizi birey olarak, her zeminde ifade edelim diye…

😉

31 Ekim 2009 Cumartesi

Yorumlamak / anlamak

Birbuçuk yıldan beri blog yazıyorum. Neredeyse günde bir yazı.

Bazılarını çok tartışıyoruz. Aynı fikirde olmasak bile, okuyanlara faydalı olan her tartışmayı keyifle not ediyorum.  Yorumlarda friendfeed’de de tartışıldığını özellikle belirtiyorum. Karşıt fikirler, yeni derslere ve düşüncelere yönlendirdiği için…

Bir de diğerleri var:

🙁

“Tartışmaya açığım ama suçlamaya ve gerçekleri saptırmaya kalkarsanız, yorumunuzu yayınlamam.” diyorum.

Yanıt: “Tabii ki yayınlamak ya da yayınlamamak blog sahibinin yetkisindedir. Ama beni yönlendirmek ne yazıp yazamayacağımı söylemek kimsenin haddi değildir.”

Meali: Adam gibi tartışamam. Fikir sunamam. Bundan ötürü suçlamaya, hakaret etmeye ve gerçeği saptırmaya devam edeceğim. Sen ister yayınla, istersen yayınlama…

😉

Başka konu tartışılırken “Sen vatan için ne yaptın.”; ” Sen insanlık için ne yaptın.”; ” Sen Afrika’daki açlar için ne yaptın.”… gibi cümleleri UCUZ veya SIĞ olarak niteliyorum.

Diyorum ki: Ben de sana “Önce anadilini öğren. Soru eklerini ayrı yaz.  Dahi anlamına gelen de ve da’ları ayır. Sonra yorum yaz”  diye sığlık yapabilirim. Aynı sığ davranışı göstermiyorum. Sen yine yaz. Yeter ki adam gibi tartış.

Yanıt: Benim yazdıklarım sığ ama bir imla hatasından bahsetmek nasıl bir derinlik bunu da anlamak mümkün değil.

Meali: Cümleyi uzun tutmuşsun. İçinde karşılaştırmalar ve önermeler var. O kadar uzun cümleyi anlayamam.  İlk paragraftan sonra, sallarım hakaretleri…

😉

Unvanını mesleği zannedenleri yazdım. Kendisi birey / kişi olmayı beceremeyenlerin Dernek Yöneticisi, Kulüp Başkanı, Oda Başkanı, Genel Müdür Yardımcısı, vb… unvanları arkasına sığınmasını her zaman eleştirdim.

“Bana yanıt vereceksen, unvanının arkasına gizlenme… Sorunun yanıtını ver. Yanlışın hesabını ver.” diyorum.

Yanıt: Böyle yaparak cezalandırdığınızın yönetim değil bu büyük camianın derneği (odası, kulübü, departmanı…) olduğunun farkında değilsiniz.

Meali:
Unvanıma sığınıyorum. Ancak onun arkasına geçerek yanıt verebilirim. Yönetim olarak düzgün hesap veremeyeceğim için hemen bana değil kuruma zarar verdiğinizi söylerim.

😉

Önce anlamıyorlar sanıp anlatmaya çabalardım. Sonra öğrendim. Anlamak istemiyorlar.  İplerini üstlerine attım.

😛