"bürokrasi" etiketli yazılar:

29 Nisan 2024 Pazartesi

Çömezlik Günlerim

1982 Ocak ayının ortasında Price Waterhouse (şimdi PwC Türkiye o yıllarda PW)’da işe başladım. İşimi daha iyi yapma çabalarım hep vardı ama ilk “artık öğrenci değilsin”  uyarısını da PW’nun o zamanki Türk patronundan aldım.

1982 senesi Şubat ayında PW ilk defa yönetim danışmanlığı projesine başladı. Daha önce sadece muhasebe ve murakabe işleri yapıyordu.

Azotlu gübre üretimi için kurulmuş olan KİT (kamu iktisadi teşebbüsü) Azot Sanayi (şimdi ??)’in yönetim geliştirme projesiydi.

Okuldan yeni mezun biri için, MBA’den daha üst düzeyde bir eğitim oldu.

Bu belge muhtemelen PwC Türkiye ekibinde yoktur.

😉

Organizasyon kısmını kısa süre sonra Kanadalı David Hill üstlendi. O dönemde Dünya’nın bir numaralı organizasyon danışmanıydı. Kendisine “Mister Hill” dediğim zaman düzeltirdi. “David diye seslen.” David’in 5 çocuğu vardı. En küçük çocuğu bile benden büyüktü. Babamdan daha büyük birine ismi ile seslenmek… Öğrendiğim önemli konulardan biridir.

Daha sonraki yıllarda ben de denedim. Astlarıma “bana ismimle hitap edebileceklerini” söyledim. Böyle başlayınca, ast-üst ilişkisini muhabbet ile karıştırmayan, hemen ertesi gün  “enseye tokat” gitmemeyi bilen kişiler de oldu. Maalesef oldukça küçük bir azınlık… Bu topraklarda, çoğunlukla unvan ile konuşmayınca “gelirken fotokopideki kağıdı getiriver” diyorlar. Ertesi gün unvanla konuşmayı geri getiriyorsun.

Azot Sanayi’nin Ankara Beşevler’de bulunan Genel Müdürlük binasında çalışıyorduk. O dönem için yüksek (16 katlı), kitap gibi (ince – uzun dikdörtgen prizma şeklinde)  bir binaydı.

Yanlış hatırlamıyorsam bina doğu-batı yönlerine uzanmıştı. Dolayısıyla bir cephesi Kuzey, resimde gördüğünüz cephesi ise Güneye bakıyordu. Hatırladığım kadarıyla birkaç kere bina içinde taşındık. Her taşınmada bizim ekip bir tarafta, koridorun karşısında ise Azot Sanayi ekibi vardı.

Güney cephesi yazın pişer, kışın ise ılık olurdu. Kuzey cephe ise kışın donar, yazın serin olurdu. Her altı ayda bir taşınma yapılma nedeni ise bu sıcaklık farkıydı. Price Waterhouse (PW) ekibi, yazın Güney, kışın ise Kuzey cephede oturtulurdu. Böylece Azot Sanayi ekibi yaz – kış ılımlı sıcaklıkta çalışıyordu 😉

Kütahya Seyahati

Azot Sanayi’nin en büyük fabrikası Kütahya’daydı. Orada da çalışma yapılacaktı. Azot Sanayi GM ve GMY’nin mektubu aşağıda.

Organizasyon kısmının amiri David Hill, programı titizlikle düzenledi.

Bana görev listesi verdi.

Kütahya’da başıma gelenleri Tecrübeyi Yenemezsin yazısında anlattım.

İşini düzgün yapmayan bir memurun hesap vermek yerine neler yapabileceğini öğrendim. İbrikçibaşı (videosu ve yazısı) kavramıyla daha çömezken tanıştım. Daha yeni mezunken kamu bürokrasisiyle tanışmanın deneyimi arttırdığını kabul etmek gerek.

Ekip dışından (bazen de içinden) kaynaklanan olumsuzluklar olmadı diyemem. Ama benim için, en kapsamlı MBA’den daha fazla öğreticiydi.

  • Hayatta gördüğüm, işini en iyi yapan kişi Bilge abla (Bilge Doruk) ile birlikte çalıştım,
  • “Belirsizlik yüzünden plan yapamıyoruz” diyenlere David Hill’in verdiği planlama dersini dinledim,
  • Mühendislik eğitiminden sonra, daha iyi bilen ustabaşıya çırak olmanın değer kaybettirmeyeceğini, aksine artıracağını öğrendim,
  • İyi bir okuldan mezun olup PW projesinde çalışsa bile bazıları için bürokratik duruşun vazgeçilmez olduğunu gördüm.

Ve iki yıl boyunca, yüzlerce çoğunluğu güzel anı, onlarca tecrübe…

😉

1984 Nisan ayında PW’dan ayrılıp askere gittim. Sonra İstanbul’da bir deniz acenteliğinde Pazarlama Müdürü olarak işe başladım. PW Türk patronu değiştirdi ve bir İngiliz genel müdür oldu.

Türk patron ile yıllar sonra bir PW Alumni gününde karşılaştık. “Çalıştığı en iyi junior’lar olduğumuzu” söyledi, o yıllarda bize karşı davranışlarından ötürü özür diledi. (Artık çömezliği çoktan geride bırakmıştık. Çok geç olsa da, kekremsi ama güzel bir duygu veriyor insana)

Üstelik, şimdi en yakın dostlarımdan biri olan Zafer ile PW projesinde birlikte çalıştık. İyi ki iş hayatıma PW ile başlamışım.

🙂

 

25 Kasım 2023 Cumartesi

Bürokrasi ve Mesaj

Bu iletiyi, Doğan Dağdelen’in tweetinde gördüm.

İletişim Önemlidir

İş hayatım 44 sene önce başladı. E-posta diye bir şey yoktu. İş yazışmanın kağıtlara yazılması, karbon kopyanın (Cc’nin anlamı carbon copy demektir) 4-5 kağıttan daha sonrasında okunamaması nedeniyle doğru muhatapların özenle seçilmesi, yanlış yazınca yeniden yazmak zorunluğu, vb. dönemlerine şahit oldum. İç yazışmadan e-postaya dönüşmesini bizzat olay mahallinde izledim. (Aslında yukarıdaki kırmızı yazıları yazanla muhtemelen devre arkadaşıyız ama… )

Sayı sınırının kalkmasının iç yazışmalara yansımasını, herkesi Cc’ye koymanın dayanılmaz hafifliğini de gördüm. E-posta gönderirken, okuyacak kişilerin en hızlı ve açık biçimde anlaması için neler yapılması gerektiği konusunda ben de önerilerde bulundum. Yetmedi, ekip yönettiğim yıllara ait iç yazışma anılarımı [z] ve [y]  yayınladım

Gelişine “forward” yaparak kurumunu küçük düşüren, gelişine “reply” yaparak anlamsız konu başlıkları yazanlar için de uyarılar yayınladım. Yazılı iletişimi çok önemserim.

Yukarıdaki resmi gördüğümde ilk tepkimi tweet yorum olarak yazdım ama burada daha kuramsal ele almak istedim.

Araçların Amaca Dönüşmesi

Bürokrasi aslında Sanayi Devrimi‘nden sonra, büyüyen kurumların iyi yönetilmesi için Alman sosyolog Max Weber  (sosyolojiyi metodolojik olgunluğa eriştirmiş olmasıyla tanınır) tarafından ortaya atılmıştır. Bugün birçoğumuzun üniversite mezunu olmak zorunda kalması, hatta temel (inşaat, makine, elektrik) mühendislikler dışındaki mühendislikler ve yönetim bilimleri de sanayi devrimi sonrasında kurumların ihtiyaçlarındaki değişimin sonucudur.

Max Weber’in amaçları iyi olabilir. Ne var ki, kavramsal düşünce düzeyinde yetişmemiş kişilerin en kötü huyları, araçları amaç zannetmeleridir. Büyüyen kurumların iyi yönetilmesi için ortaya atılan araçları amaç haline [1] , [2] getirmişlerdir. Bir de buna, sanayi devrimi öncesinin feodal kafa yapısı eklenmişse… Yukarıdaki kırmızı yazıları yayınlayan düşünce yapısı ortaya çıkmıştır.

Maddeler halinde ele alalım. Kırmızı yazıları özetleyerek tekrarlayacağım. Kendi yorumlarımı mavi ve eğik yazılarla anlatacağım.

Mail adresleri hiyerarşik olarak yukarıdan aşağıya doğru yazılmalı → Bence “Bir mesajı aldığım zaman, ne konuda ve ben ne yapabilirim diye bakmam. Acaba beni hiyerarşide nerede görüyor diye bakarım. Doğru yerde değilsem kızarım. Yaşasın feodal geçmişimiz.” demek istemiş.

Konuyu oluşturan kelimelerin ilk harfi büyük olmalı → Cümleler büyük harfle başlar. Onun dışında, “her kelimenin büyük harfle başlamasını isterim, romanlarda bölüm başlıkları o şekilde… Yaşasın şekilcilik” demek istemiş.

Kısaltma kullanılmamalı, acil ve !!!  yazmamalı → Bence “Konunun ne olduğu pek önemli değil. Kısaltma kullanmış mı ona bakarım. Gelen onlarca mesaj içinden fark edilmesi için acil ibaresi koymuşsa özellikle ilgilenmem. Dahili yazışma kurallarını öğrensin. Yarın, “çok mesaj vardı, hangisinin acil olduğunu nereden bileyim” diyeceğim. Böyle acil!!! yazarak benim bahanelerimi ortadan kaldırmak istemiş. Kim oluyor bu çömez” demek istemiş.

Kurum dışı mailleşmelerde “merhaba” gibi selamlaşma kelimeleri kullanılmamalı → Kısmen katılabilirim. Daha önce hiç tanışmamışsa ve iletişim kurulmamışsa “Sayın Lütfi (ve soyadı)” yazılabilir. Kurum içi bir yazışma ise, aşağıdaki ve yukarıdaki mavi yazılar geçerli. 

Kendi Unvanına Tapmak

Mail atılan kişi makam sahibiyse isme değil makama hitap edilmeli → Bence “Koskoca Genel Müdür Yardımcısı (veya Bölüm Başkanı veya Müdür veya Bekçibaşı) oldum ben… Her mesajda makamımı görmek isterim. “Sayın Genel Müdür Yardımcımız” diye görünce içim bir hoş oluyor. Öyle yazmalılar ki, onlar da her mesajda hatırlasınlar” demek istiyor. 

  • Bazı öğretim üyelerinde de bu kompleks vardır. Bankanın çağrı merkezine “Kızım, oraya yaz. Uğur Bey diye aramayacaksın. Profesör Uğur Özmen diyeceksin” diye bağıranı da gördüm. (Gerçek ismi kullanmak yerine kendi adımı kullandım.)
  • Böyle kişiler, mesleğini sorduğumuzda “Genel Müdür Yardımcısı” (veya Bölüm Başkanı veya Müdür) derler. “Bu mesleğiniz değil unvanınızdır. Mühendis, ekonomist veya forklift operatörü derseniz, mesleğinizi söylemiş olursunuz” diye anlatmaya çalışırım. Çoğunlukla anlatamam.
  • Unvan odaklı olanlar konusunda diğer yazılar [a] ve [b] ve [c] ve [d] . Bence okuyun, eğlenirsiniz.
  • Bankada Teftiş Kurulu üyesinin imza yerini cetvelle ölçüp, “Genelgede 4 cm yazıyordu. 5 cm yapmış” diye rapor verdiğini biliyorum.
  • Kırmızı yazılarla uyarı yapan kişi o kadar fazla makam kullanmış ki, aklın nereye takıldığı anlaşılabilir.

“bey” değil “Bey” yazılmalı, “;” değil “,” kullanılmalı → Doğrudur. Açıkçası, neden Bey değil de bey yazdı diye düşünmem bile. Bunu dile getirmeye de utanırım.

Mailin gövde kısmı neden mail atıldığını ve yapılan işin ne olduğunu içermeli → Doğrudur. Zaten mesajı gönderen de bunu, en kısa ve özlü biçimde yapmış. 

Ekli maillerde “doküman ektedir” şekilde yazılmamalı; “doküman ekte bilgilerinize sunulmuştur” şeklinde yazılabilir → Bence yine “Ben senden üst seviyedeyim. Bunu sürekli hatırlaman gerekir” demek istiyor. Feodal düşünce yapısı şekilciliğinin zirve noktalarından biri.

Maillerin sonu “Selamlar” şeklinde bitirilmemeli. Gönderilen üst makam ise “arz ederim”, alt makam ise “rica ederim” kullanılmalı. Hem üst, hem alt makam sahipleri varsa “bilgilerinize sunarım” şeklinde sonlandırılabilir → Evet, bazıları buna fena halde takıyor. Ben de genç arkadaşları “Aman dikkat edin. Sadece mesajın sonundaki iki kelimeye taktığı için, size eziyet çektirmek isteyen amirler olabilir” diye uyarıyorum.

Şahsen ben, mesajın konusuyla ilgisiz olan saygı ve sevgi kelimeleri yerine doğrudan konunun aktarılmasını tercih ederim. İş hayatı, özellikle mesai saatlerinde hal-hatır, kahve sohbeti yeri değildir. Rahat bırakın da işimizi yapalım. Sonra geyik sohbeti yaparız.

😉

Kırmızı yazılara bakıp, biraz da ben dil polisliği yapayım:

  • mail adresi değil e-posta adresi,
  • mailleşme değil iletişim,
  • mail atılan değil e-posta gönderilen,
  • mailin gövde kısmı ve neden mailin atıldığı değil mesajın gövde kısmı ve neden mesaj gönderildiği,
  • maillerin sonu değil mesajların sonu.

Bence, sadece bu karşılaştırma bile kırmızı yazıları yazan kişinin, doğrusunu göstermekten çok unvan pohpohlaması yapılması istediğini gösteriyor.

Bildiğiniz gibi uzun süredir yetenek yönetimi konusunu gündeme getiriyorum. Birçok kurumun, daha özlük işleri düzeyinde olduğunu, personel veya insan kaynakları düzeyine gelemediğini, yetenek yönetimini ise rüyasında bile göremeyeceğini iddia ediyorum.

Sizce, yöneticilerin bu kırmızı uyarıyı yazdıkları kurumlarda yetenekler barınır mı?

.

12 Kasım 2015 Perşembe

Dijitalleşme… İmkansız

Bugün bir Turkcell bayiine uğradım.

Uzun süreden beri, kendi telefonumu şirketime devretmeyi düşünüyordum. Yanımda evraklar da vardı. BUYAKA’daki Turkcell bayiine gittim. Bir süre bekledikten sonra nihayet derdimi anlattım.

– Evraklarınız yanınızda mı? diye sordu. Zaten masaya koymuştum.

Sırayla gösterdim. Kuruluş Ticari Sicil belgesi, vergi levhası, tek başıma yetkili olduğumu gösteren imza sirküleri…

– Kaşeniz yok mu? diye sordu.

– Yaptırması 10 dakika süren ve yaptırırken kimsenin noterden onaylı imza sirküleri sormadığı bir şey şu KAŞE. Neden KAŞE şartı koşuyorsunuz? Evraklar tamam, ben de bizzat buradayım” diye üsteledim.TrCell_burokrat

– Haklısınız ama biz değil Turkcell istiyor” dediler.

Bir kurtulamadık şu KAŞE’den. Bankalarda istenmesini bile anlamsız buluyorum.

2015 senesinde, dijitalleşme iddiasında olan bir GSM şirketinde KAŞE ısrarını hiç anlayamıyorum. Bir de kendilerini “bilişim çağı şirketi” olarak sıfatlıyorlar.

Lanet okuyarak ayrıldım Turkcell bayiinden. Yine… Gözümde beyaz gömlekli, kara kolluk takmış, ellerini kavuşturup  sol ayağını yere vurarak bekleyen bürokrat bir şirket.

🙁

SuperOnLine da, yurtdışında yaşayan oğlumun ıslak imzası olmadan aboneliği bitirmeyeceğinde ısrar etmişti.

Çocuk oraya yerleşmiş, biz o evden taşınıyoruz. “Ödeyelim, kapatalım” diyoruz. “OLMAZZZ” diye tutturuyor.

Bunların ikisi de dijital dünya şirketi, güya…

🙁

Bu sabah yayınlanan yazıma yorum yapan T’Pol “Kağıtta yürüyen süreçleri olduğu gibi elektronik ortama aktarınca “iş yaptık” zannediyorlar” diye yazmış.

Maalesef sadece bankacılar için geçerli değil. Turkcell için de durum aynen budur.

Düşünce yapısı çağa uygun olmayınca, dijitalleşme sürecine de “bugünlerde moda” gibi yaklaşılıyor.

😉

EKLEME: Facebook yorumlarını aşağıya ekledim. Tekno-bürokrasiden herkes şikayetçi.

😉