"bütçe" etiketli yazılar:

03 Nisan 2016 Pazar

Havada Yakalanmak

Evliya Çelebi’nin “Seyahatname” adlı kitabında “Erzurum’da havalar bir anda soğur. Öyle ki, kedi bir damdan diğerine atlarken havada donar” dediği söylenir. (Kitabı okumadım. Bana söyleyenlerin yalancısıyım.)

Evliya-Celebi

(Resim mojoport.com‘dan alınmıştır)

Bu benzetme, iş hayatımın ilk yıllarından beri, birçok şirketin “tam da büyürken” iflas ettiğini veya kapandığını öğrendiğimde aklıma gelmiştir.

Bugünlerde turizm sektörü sayesinde sürekli bunu hatırlıyorum. Sahiller yeni otel yatırımlarıyla dolarken…(ını nı nınnnn James Bond müziği)

Şimdi “bu doluluk oranlarıyla oteli açmanın maliyeti kurtarmayacağını” söyleyen çok sayıda yatırımcı var.  Fiyatları düşürmek de istemiyorlar. “Yerli turist bu sene 3 liraya gelirse, bir daha 5 lira ödemek istemez” diyorlar. Sonuçta, bu yaz oteli açmamanın daha verimli olacağı kanaatindeler.

Son savaş uçağı olgusunu bir yana bırakıyorum. Öncesindeki Rusya’nın yaşadığı kriz nedeniyle zaten zorluk vardı. Bizim turizmciler konuyu yine anlamamışlardı.

🙁

Büyüme (yani yeni oteller açma) kararı verirken risk analizi yapılıp yapılmadığını gerçekten merak ediyorum.

Okulda bize “bir karar verirken

  • ekonomik
  • sosyal / toplumsal
  • politik
  • yasal
  • teknolojik (sonradan eklendi)

etmenlerin hepsine birden bakmadan karar verirseniz, başarısız olursunuz” diye söylemişlerdi.

Sadece geçmiş satış eğilimlerine bakarar karar vermenin ise, “dikiz aynasına bakarak araba kullanmak” olduğu da vurgulanmıştı. Senaryo planlamanın önemi de burada ortaya çıkıyor.

Bu noktada, yeni yatırım kararları öncesinde hayallerini varsayım sanıp sanmadıklarını; bu analizlerin yapılıp yapılmadığını çok merak ediyorum.

😉

Bu nedenle turizm sektöründe yeni yatırım yaparken yakalananları, Evliya Çelebi’nin “havada donan kedisine” benzetiyorum.

30 Ocak 2016 Cumartesi

Araçların Amaç Olması

Çeşitli düşünce gruplarıyla çağdaş yönetim ve şirketlerin dijitalleşmesi kavramlarını tartışıyorum.

Dün yazıyla özetlediğim, 27 Ocak Çarşamba günü TV yayınımızda savunduğum konular, bu tartışmalar sayesinde içselleştirdiğim fikirlerdir.

🙂

Bu tartışmalar sırasında ortaya çıkan konulardan biri şudur: Mevcut yönetim biçimleri giderek özü kaybetmiş ve şekilci olmuşlardır. Bu nedenle araçlar amaç olmuşlardır.

Sanayi Devriminin sonrasında, büyük şirketleri yönetmek için ortaya çıkarılan bürokrasi [1] , [2] “it ite, it kuyruğuna” diye anılan yönetim tarzına dönüşmüştür.

  • Bütçe, denetim ve unvanların araç olmaktan çıkıp amaç olmasını da Bürokrasi Kullanımları yazısından okuyabilirsiniz.

burokrasi-3

Kurumlara verilen eğitimler de araçların amaç olmasına katkıda bulunmaktadır.

Amaç aslında bir projeyi düzgün yönetmek olmalıdır. Ancak İK bürokrasisi kısa süre içinde “Project Visio sertifikası almak” veya “MS Project öğrenmek” gibi amaçları öne çıkartır. Projeyi iyi yapmak değil, kursa gitmek ödüllendirilir.

  • Bir benzerini üniversitelerde görüyorum. Önemli bir konuşmacı gelecek… Öğrencilere “Mutlaka dinlyin” denildiğinde “Sertifika veriliyor mu?” diye soruyorlar. Bilgi edinmeyi değil, sertifika almayı amaçlıyorlar.

Amaç, her bir departmanın üretime veya maliyetlere katkısını bulmaktır. Bu sayede nihai hedefler tutsa bile birilerinin dalga geçtiğini, başkalarının çok çalışarak bunu örttüğünü görebilirsiniz. ABC (Activity Based Costing – Faaliyet Temelli Maliyetlendirme) bu amaçla ortaya çıkmıştır. ABC eğitimi alıp sertifika sahibi olanların pek azı, departman bazında verimlilik (Dikkat: kârlılık demiyorum) ve hedefe katkıyı ölçebilmektedir.

  • Düşünce grubu toplantımızda bu durum “Sanat sanat içindir” esprisiyle anıldı.

Araç – amaç karışınca, müşterilerine kağıtsız ortam satan şirket kendi içinde ıslak imza olmadan iş yapmaz.

27 Ocak Çarşamba günü “CEO’lar ve Dijitalleşme” konulu TV yayınımızda bu araç – amaç değişiminin en yıkıcı örneğini tartıştık. Her 3 veya 6 aylık dönemde önemli başarı ile şirket değerinin arttırılması istendiğinden, CEO’lar uzun vadeli ve sürdürülebilir gelirler için yatırım yapmıyor. Yeni şirketler satın alıyor veya maliyet kısmak için kısa vadeli getirisi olmayan (araştırma gibi) departmanları kapatıyorlar. Herkes hem elindeki hisse senetlerinin değerinin her 3 aylık dönemlerde artmasını istiyor, hem de batan şirketlerin yüksek maaşlı yöneticilerine kızıyor.

😉

Sahte diploma ile bir görev edinip, başkalarının evraklarındaki sahteleri ayıklamaktan sorumlu olunan yerler var ya… Onlar, araç – amaç değişiminin örnekleridir.

Araçlar çok önemsenip performans kriteri olmaya başlarsa, hemen amaç olmaya başlar.

Sizde bu durumda suç kimin?

.

30 Ağustos 2015 Pazar

Plan ve Bütçe İlişkisi

Bugün konumuz plan ve bütçe ilişkisi. Şirketlerin gelecek yıla ilişkin plan ve bütçelerini hazırladıklarını sanırım.

Biz eskiden (“Nerede eski Ramazanlar” klişesi gibi 🙂 ) şöyle yapardık:

  • Ağustos – Eylül aylarında pazarlama departmanları gelecek senenin bütçesini planlamaya başlardı. Pazarlama ve Satış departmanları gelecek sene ne kadar fiyatla ne kadar ürün satacaklarını, bunun için ne kadar insan gücüne, ne kadar tanıtım giderine, ne kadar yeni şube / bayi açılmasına gerek duyduklarını saptarlar.
  • Pazarlama ve Satış hedefleri ve bütçesi az çok şekillendikten sonra (genellikle Ekim ayında) Operasyonel (Üretim, İnsan Kaynakları, Tedarik, vb.) departmanlar bu planları kendileri açısından değerlendirirdi. Belirlenen hedeflere ulaşmak için ne kadar satın alma olacağı, hangi maliyetle üretim yapılacağı, ne kadar yeni üretim ve dağıtım elemanı gerektiği gibi hesaplamalar yapılırdı. Bazen (hatta sıkça) Pazarlama’nın varsayımları veya öngörüleri tartışılır, gerekirse revizyonlar yapılır, nihayetinde ortak bir noktaya varılırdı.
  • Sonra bu planlar Finansman departmanına aktarılırdı. Bazen orada da bir müzakere süreci olurdu.
  • Nihayetinde, tüm departmanların (bazıları gönüllü olmasa bile) mutabık oldukları kendi içinde tutarlı bir bütçe, sene sonundan önce ortaya çıkardı.

😛

Bu bütçe / plan ilişkisi böylece kalmayıp performans değerlendirmesine kadar uzar. Kolay anlaşılması için, her zaman yaptığımdan farklı olarak kuramsal temelleri vurgulamadan önce, gerçek bir örnek üzerinden gideceğim.

Otellerin veya Türkiye konaklama sektörünün yanıp yakınmalarını ele alalım. Hani hikayenin sonunda, “okullar geç açılsın”a kadar gelen yolun ilk adımlarını tartışacağız.

tatil-uzatıldı

Duyduğum kadarıyla birçok otel zinciri, sene başında hesaplarını yaparken geçen yılın cirosunun %20 – 30 fazlasını hedeflemiş. Şimdiyse “Yandık” deyip dövünüyorlar.

Oysa Rusya krizi 2014 senesinin sonunda biliniyordu. Rusya’nın fakirleştiği bir dönemde Türk turizmciler “Petrolün fiyatının azalması ile ulaşım fiyatları azalacak. Daha çok Rus turist gelecek” varsayımıyla (?) kendilerini kandırıyorlardı.

rus-krizYazının tarihine bakın. 18 Aralık 2014

Şimdi işin kuramsal kısmına bakalım. Öncelikle, hayal ile varsayım arasında net bir fark olduğu bilinmeli  Kendiniz için en iyiyi beklemenizde bir sakınca yok. İyimserlik iyi ama bir yere kadar… Ne var ki, varsayımlar, gerçekler ile tutarlı olmalıdırlar.

Daha önce uzunca yazmıştım, “Her şey eskisi gibi gidecek” deseniz bile bir dizi varsayım yapmış olmanız gerekir.

😛

Rusya krizinin etkilerini değerlendirmeye de senaryolaştırma diyebiliriz. Gelirinizin ne kadarını Rus turistlerden elde ettiğinizi bilirseniz, kriz nedeniyle eksilen geliri nasıl yerine koyacağınıza dair senaryonuz olur.

Türkiye’deki şirketlerin büyük çoğunluğu geçen senenin satışları dışında (global kriz, bölgesel krizler, seçimler, iç karışıklıklar, komşularla ilişkiler, döviz kurlarında artış / azalışlar, teknolojinin etkisi, Airbnb gibi oluşumlar, sosyal medyada şikayetlerin hızlı dağılması, vb.) verileri hedef ve bütçe hesaplamalarında kullanmıyor. Bırakın kullanmayı, yöneticilerin bu yönde bir gündemle bir araya gelerek tartıştıklarını bile sanmıyorum.

Oysa senaryo planlamada gerçekten senaryolar üzerinde tartışılır. Turizm sektörünü etkileyecek olayların gerçekçi değerlendirmesini yapan hiçbir yerli otel zinciri de duymadım.

Olağan senaryo diye geçen senenin cirosunu enflasyon oranıyla çarpıp hazırlıyorlar. Bu durumda iyimser / kötümser senaryolar da geçen senenin cirosunun % 20 – 30 üstü / altı olarak hazırlanıyor. “%20’yi nereden buldunuz” dediğim hemen hiçbir şirketten sağlıklı yanıt alamıyorum.

😉

Şimdi şu “plan belirsizliği azaltmak için bir araçtır” sözünü buraya yazalım.   Hiçbir senaryonuz yoksa, herşey size “belirsizlik” gibi görünür.

😉

Not: Plan ve Bütçe ilişkisi bitmedi.
Yazı uzadığı için devamı sonra

.