"değişime uyum" etiketli yazılar:

09 Şubat 2024 Cuma

Kara IK – 2

Fantezilerimden biri İK Konferansı konuşmacısı olmak.

Bazı “çalışan deneyimi” veya “işveren markası” konulu etkinliklere dinleyici olarak katıldım. Sponsorların kendilerini övmek için yanıp tutuştuğu, “bozacının şahidi şıracı” hatta “körler sağırlar, birbirini ağırlar” tatminleri yapılan etkinlikleri izledim. O konferanslarda aldığım notların bir kısmını Kara İK adıyla yayımladım.

Gerçekten geri bildirim almak ve aynaya bakmak isterlerse (kesinlikle kuşkuluyum) İK’cılara ve personel yöneticilerine yardımcı olmak istiyorum. 😉

Bu yazı, daha önce yayımladığım Kara İK yazısının devamı. Geçen sefer yazı çok uzamıştı. Diğer bazı yazılarımı ve anılarımı da hatırlamamıştım. Geçenlerde Linkedin’de, İK’nın en çok sorduğu sorulardan biri tartışıldı: “Bir önceki işinizden neden ayrıldınız?”  Benim de söyleyecek çok sözüm olduğunu düşündüm ve bu yazıyı hazırladım.

Çok İş Değiştirmek

1.

Kendi neslimde (65+ yaş) az rastlanır bir özelliğim var. 17 kere iş değiştirdim. Açıkçası, hiç benim kadar iş değiştirmiş arkadaşım veya tanıdığım olmadı.

Bu kadar çok iş değiştirince, iş görüşmelerimde “çok fazla iş değiştirmişsiniz” cümlesini de sıkça duydum.

İlk bir-ikisinde iyi niyetle “neden önceki kurumda kalmadığımı” anlatmaya çabaladım. Sonrakilerde “sizin gibi seçkin kurumlar kendilerinde çalışmamı istediklerinde kıramadım” demeye başladım. Daha sonraki yıllarda teklif doğrudan üst yöneticilerden geldiği için işe girerken İK’nın anlamsız soruları ve süreçleri ile uğraşmak zorunda kalmadım.

2.

Bir eğitimde kendimi tanıttım. İçlerinden biri “Ne kadar çok iş değiştirmişsiniz” dedi.

– Araştırmalara göre sizin nesliniz çok daha fazla iş değiştirecek. İnsan ömrü uzuyor, şirketlerin ömrü kısalıyor. Biz üniversiteden mezun olduğumuzda Fortune 500 listesindeki Dünyanın en büyük kurumlarının ömrü ortalama 25 seneydi. Sanırım şimdilerde 16 sene” dedim. Teknolojik ilerlemeler ve yapay zeka sayesinde ortadan kalkan iş kollarından biraz bahsettim. “Bu işleri yapanlar da yeni işlere yönelecekler, dolayısıyla çok iş değiştireceksiniz” diye anlattım.

Sonra katılanları tanımak istedim. Biraz önce bana “çok iş değiştirmişsiniz” diyen kişi kurumun İK müdürüymüş.

– İki şapkam var. Burada hem İK müdürü, hem de eğiticinin eğitimi amacıyla bulunuyorum” dedi.

İşte tam aradığım fırsat. İnsan Kaynakları‘ndan Yetenek Yönetimi‘ne evrilme sürecini, bu ikisinin farkını ve nelerin nasıl değişeceğini ona da sordum. Hiç yanıt veremedi. Çok sıkıştırmak istemedim.

– Örneğin, sizin kurumunuza uygun bir yaşta olsaydım, beni işe alır mıydınız?” diye sordum. Az önce kendimi tanıtmışım. Çalıştığım kurumlarda yaptığım birçok yenilik anlatılmış. Onlarca proje yönetmişim, çalıştığım kurumlara milyonlarca dolar kazandırmışım… Diğer açıdan baktığınızda defalarca iş değiştirmişim…

Bu sefer “Kem, küm… Yani… Şey…” gibi net olmayan birkaç cümle söyledi. “Ben sizi işe alırdım. İyi yönetildiğinizde kuruma katkılarınız büyük olurdu” diyemedi.

8 kere yarım gün eğitim yaptık. Sayın IK müdürü, 2’inciye bile gelmedi. Sanırım benim eğitimime eğitimci olmayı tercih etmedi

3.

Çok iş değiştirme konusunda en beğendiğim diyaloglardan biri aşağıda. (Yapabildiğim kadar değiştirmeden alıntıladım):

Arkadaşım : A
İK : İ
İşe girerse olası amiri Direktör : D

İ : A Bey özgeçmişinizi kontrol ettiğimde sıklıkla firma değiştirdiğinizi görüyorum. Bunun özel bir nedeni var mıdır? (Bıyık altından sırıtılarak soruluyor tabii soru, kasıtla)
A : Çalıştığım firmaların İK personelinden daha aktif çalışıyorum ben. (Hayır doğru düzgün sorsa soruyu ben de nedenleri anlatacağım.)

Yaklaşık 5-10 saniye arası derin bir sessizlik.

İ : Nasıl? Anlayamadım.
A : Siz nasıl daha ucuza daha iyi eleman kovalıyorsanız ben de aynı işi daha iyi şartlarda veren firmaları kovalıyorum. Bunda garip bir durum yok diye düşünüyorum.

İK tarafından atılan sinirli bir bakış ve akabinde yine derin bir sessizlik

D : Tamam İ Hanım bu konuyu kapatalım.

“Çok iş değiştirmeye” takılan IK’nın yetenek yönetimi kavramını ne kadar algıladığının sorgulanması gerektiği kanaatindeyim.

Standart IK Uygulamaları

IK’cıların henüz çağa uyum sağlayamadığı konusundaki diğer örnekler şöyle:

a.

Bu blog’daki CRM veya müşteri deneyimi konulu paylaşımlarımı bir üst düzey yönetici Linkedin’den okumuştur ve kurum içinde bir etkinlikte veya eğitimde olmamı ister. Kurumsallık 😜 gereğince İK departmanı devreye sokulur.  İK, “elinde tek aleti çekiç olan, her gördüğünü çivi zanneder” deyişine uygun davranır. Herkesi aynı süreçten geçirmeye çalışır. Buna dair bir anıyı Kara IK‘nın birincisinde anlatmıştım.

O yazıyı yayınladıktan sonra da devam etti. Ama en ilginç olanı farklı gelişti. Bankasıyla hiçbir ilişkim olmayan İK müdürü, Linkedin’den özel (DM) mesaj yazıp “CV’ni gönder” diye isealim@xxbanka.com adresini verdi. “Neden bu talepte bulunduğunu” sordum. Yanıt alamadım. Ayrıntısı şurada.

b.

Şirkette çalışan bağlılığı anketi yapılacakmış.

Orta kademe yöneticilerini hemen eğitime almışlar. Eğitimin içeriği “çalışan bağlılığını artırmak için daha iyi bir yönetici olmak” değil, “ankette iyi sonuç almak için aksiyon önerileri

  • Sana bağlı ekiplere çok iyi davran. Hata yaptıkları zaman alttan al. Onların evlilik yıl dönümlerini, çocukların doğum tarihlerini ve isimlerini öğren.
  • Sık sık onlara birlikte geçen güzel zamanları ve etkinlikleri hatırlat. “Şurada şöyle yapmıştık”, “Burada ne kadar güzel zaman geçirmiştik” de…

Bunun benzerini, ben de yaşamıştım. Antalya satış ekibimdeki biri hem düşük performans gösteriyor, hem de sürekli fazla mesai yazıyordu. İşine son vermeye kararlıydım. İK’ya haber verdim. “Aman Uğurcuğum, bu aralar toplu sözleşme görüşmeleri devam ediyor. Biraz sabret. Onun gönderdiklerini onayla. Sendika ile anlaşma yapıldıktan sonra gerekeni yaparsın” demişlerdi.

Neden bu kadar çaba sarf ediyorlar? Eğer çalışan bağlılığı skoru düşük olursa, IK konferanslarında ve zirvelerde ukalalık yapamayacaklar. Hatta belki de üst yöneticiler, daha yukarılardan (şirketler grubunun ağır ablalarından ve ağabeylerinden) fena fırça yiyecekler.

Yani tümden algı operasyonu. Gerçekten çalışan bağlılığını arttırmak için çaba sarf edeceklerine tribüne oynamak için yırtınıyorlar.

Bu olgu, benim için garip değil. Orta kademe yöneticiliği yaptığım dönemde değişime uyum eğitimi altında, saçmalasa bile patrona uyun eğitimi verildiğini şurada  yazmıştım. Birçok kurumda IK böyle… işin özüne değil, tribünlere çalışıyor.

c.

Bugünlerde yine İK konferansları sıklaştı. Konuşmacılara bakıyorum. Ünlü şirketlerin CHRO’ları ve İK danışmanları. Bunlardan bazılarıyla sohbet etmişliğim, sosyal mecralarda tartışmışlığım var.

Yaklaşık 10 sene önce “artık insan kaynakları değil, yetenek yönetimi dönemi” dediğimde, “yetenekli olmayanları insan yerine koymayacak mıyız?” diye soran danışman da konuşmacı; “yetenek yönetimi kavramı ile “benim şirketimden istifa edeni bir daha işe almam” arasında çok büyük çelişki var” dediğimde “koşulsuz sadakat” aradığını söyleyen CHRO da konuşmacı. O konferanslardan bir şeyler öğreneceğinizi sanıyorsanız 😛 , önce  Kara İK dizisinin ilk yazısını okuyun.

d.

Her zaman İK’ya iğne batırmayalım. Bazen o şirketin CEO’suna çuvaldız batırmak gerekiyor. Üst düzey bir yöneticiyi işe alma görüşmesi yapmayı bilmeyen, değişen piyasayı ve iş / çalışma dünyasını anlamayan, koltuğa yapışmayı iyi bir şey zanneden, üst düzeyde bir adayın ağzından laf kapmaya çalışan CEO’lar olunca, İK çaresiz kalabiliyor.

Ayrıntılı öyküsü  İşe Alma ve Dönüşüm yazısında

e.

Bir arkadaşımı İK’cıların derneklerinden birine davet etmişler. Birkaç ay içinde yapacakları etkinlik için onun deneyiminden yararlanmak istemişler. Bana şöyle anlattı.

Etkinlikte (konferans veya çok kullanılan tabirle zirve kelimelerini kullanmak istemedim) katılımcılara sunulacak konular seçilecekmiş.

Birileri “tanıdığım çok iyi bir yoga hocası var” demiş. Diğeri “yaşam koçu” demiş.

Arkadaşım “Bunları bırakalım. İK teknolojileri gibi konuları konuşalım. Performans değerlendirmesi… hatta bordro hazırlanırken dikkat edilecekler gibi konular bile olur. Lütfen yogaymış, yaşam koçuymuş… Böyle yapmayalım.” demiş. Arkadaşımı bir daha davet etmemişler.

PerYön’ün “Kendimizi şımartmamız lazım” söylemiyle ne kadar uyumlu değil mi? (Bu konuyu dizinin üçüncü yazısında daha ayrıntılı ele alacağım.)

Son Söz

Dönüşümün (üst yönetimden sonra) en önemli sorumlusu olan IK’nın bizzat kendisi dönüşümünü tamamlayamadığı için Türkiye’de kurumların dönüşüm sorumluluğu teknolojiye kalmış durumda.

29 Aralık 2023 Cuma

Hastane Deneyimleri

Bilgi Üniversitesi MBA programında Dijital Dönüşüm dersi işbaşı eğitimi gibi yapılıyor. MBA katılımcısı arkadaşlarımız 4-5 kişilik gruplar oluşturup bir sektör/kurum seçiyorlar. Önce bu sektörde müşteri deneyim yolculuğunu (MDY) çıkarıyorlar. Sonra da hangi noktalarda, nasıl bir dijitalleştirme yaparlarsa müşterinin yolculuğunu kesintisiz ve sürtünmesiz yapacaklarını tartışıyoruz.

Elçin Dümen, Gülce Yüksel, İrem Keskin, Muradiye Sağdıç ve Doğutan Ülgen ‘den oluşan grubumuz hastane sektörünü seçti. Hastane, MDY çıkarmak için oldukça zor bir sektör. Her branş (kadın-doğum, kulak-burun-boğaz, ortopedi, cildiye, dahiliye, vb. sayamadığım tüm branşlar) ayrı bir deneyim yolculuğu gerektiriyor. Grubumuz, onkolojiyi – meme kanserini – seçti.

https://www.compassoncology.com'dan alıntıdır

Hasta Deneyim Yolculuğu

Hastane deneyimini seçen grubumuz deneyim adımlarına giriş olarak aşağıdaki paragrafla başladı.

Müşteri Deneyim Adımlarına ilişkin açıklama: İncelenen onkoloji hasta yolculuğu adımları her hasta için farklılaşabilir, örneğin Hasta A 3, 5, 6, 7… şeklinde deneyim adımları izlerken, Hasta B için bu sıralama değişebilir, deneyim adımları tekrarlayabilir, toplam süreç diğer bir hastaya göre daha uzun ya da daha kısa olabilir.

TEŞHİS ÖNCESİ

  1. Rastgele tarama/tarama programlarına katılım
  2. Tesadüfen kitle tespiti
  3. Bilinen risk nedeniyle düzenli taramalar ya da önleyici cerrahi (Angelina Jolie örneği)
  4. Semptomların ortaya çıkmaya başlaması (Ağrı, kanama, halsizlik, solunum problemleri, idrar bağırsak problemleri vb.)
  5. Semptomların geçeceğine yönelik iyimser beklenti
  6. Hekim korkusu
  7. Hastaneye/doktora gidişi erteleme
  8. Semptomlara karşı aşırı endişe ve hassasiyet ile hızlı aksiyon alma ve sağlık kuruluşuna başvuru
  9. Eğitim ve bilinç düzeyine göre farkındalık
  10. Belirtiye göre araştırma, öneri alma ya da hasta yakını tarafından sürecin ele alınması ve branşa karar verme
  11. Doktor ve hastane seçimi için araştırma öneri alma ya da hasta yakını tarafından sürecin ele alınması
  12. Sağlık güvencesine göre imkanların gözden geçirilmesi
  13. Özel ya da sağlık kuruluşu seçimi (ya da her iki yaklaşım birlikte)
  14. Randevu alınması süreci ve randevu seçenekleri (online, telefon, 7/24 erişim)
  15. Randevu sisteminin anlaşılır, yönlendirici ve kullanıcı dostu olması (web, mobil, çağrı merkezi)
  16. (Randevu alınacak hastanelere/sağlık kuruluşlarına ilişkin seçeneklerin varlığı ve randevu verilme süresi
  17. Doktor seçenekleri ve hızlı randevu alabilme
  18. Sağlık kuruluşundan hastaya bilgilendirme süreci

TEŞHİS

19.   Sağlık kuruluşuna erişim kolaylığı (toplu taşım, şehir merkezine uzaklık)
20.   Sağlık kuruluşunun fiziki imkanları (Kapasite, havalandırma, sıcaklık, temizlik, odaların konforu, refakatçi için konaklama imkânı, otopark, internet, market, bekleme salonu, çocuk oyun alanı ve çocukla ilgilenecek bir görevli)
21.   Hastayla temas eden personel (personel sayısı, personelin tutumu, yönlendirmeler, kayıt, ödeme, laboratuvar, görüntüleme sistemleri için yardımcı personel)
22.   Muayene
23.   Doktor hasta ilişkisi oluşması (Empatik, anlayışlı ve bilgi paylaşmaya istekli doktor)
24.   Doktorun hastaya ayırdığı vakit
25.   Hasta yakınlarıyla hastalık yönetimi için görüşme
26.   Hastanın durumuna göre gerekirse hastaneye acil yatış
27.   Ön tanı ve tetkik talebi
28.   Laboratuvar testleri/görüntüleme testleri için randevu
29.   Rapor çıkış süresi
30.   Gerekmesi durumunda (Randevu süresi, hekim önerisi, sağlık kuruluşunun imkanları nedeniyle) dış laboratuvardan hizmet alımı
31.   Özel sigortalı hastada sigorta işlemleri, dokümantasyon ve geri ödeme
32.   Test ve görüntüleme sonuçlarının hekimle paylaşımı ve detaylı bilgi alınması
33.   Sonuçlara göre cerrahi kararı ve patoloji için biyopsi
34.   Patoloji tetkik isteği
35.   Patoloji sonucunun çıkması
36.   Gerekirse tedavi kararını güçlendirmek/hızlandırmak için genetik ya da immunohistokimyasal test talebi
37.   Sonucun hekimle paylaşılması
38.   Tanının netleşmesi ve hastaya/hasta yakınına detaylı açıklama
39.   Hasta tercihine göre ilave hekim görüşü alınması
40.   Hekim görüşlerinin değerlendirilmesi
41.   Hekim ve hastane final kararı

TEDAVİ

42.  Tedavi opsiyonlarının hekimle tartışılması ve tedavi kararı
43.  Tedavi sürecinin hasta ve hasta yakınlarıyla paylaşımı (Olası yan etkiler, riskler ve ihtiyaçlar)
44.  Yan etkilere göre hayat tarzı konusunda öneri alma ve hazırlık (Radyoterapi, Kemoterapi, Akıllı ilaçlar, Cerrahi)
45.  Ülkede tedaviye ulaşılamaması/geri ödeme alınamaması durumunda Eczacılar Birliği Başvurusu için hazırlık ve başvuru
46.  Ülkede tedaviye ulaşılamaması/geri ödeme alınamaması durumunda tedaviye hızlıca başlanabilmesi için kaynak arayışı (Kredi çekme, borç alma, mal satışı vb)
47.  Klinik çalışmalara dahil olma seçeneği söz konusuysa hekim ile görüşme ve çalışmaya katılım kararı.
48.  Tedavi öncesi hazırlıklar (Peruk gibi kozmetik ihtiyaçlar, çalışan hastalar için rapor süreçleri, refakatçi ayarlanması)
49.  Tedaviye başlanması
50.  Varsa eşlik eden hastalıkların yönetimi için ek branşlarla görüşme
51.  Tedavi rejimine göre hastaneye yatışlar ve ön tetkikler
52.  Reçetelere ve teşhis detaylarına kolay erişim
53.  Tekrar randevular için sistemsel kolaylık
54.  Ara kontroller için muayene, test ve görüntüleme
55.  Hastalıkta ilerleme olması durumunda tekrar cerrahi ya da biyopsi
56.  Duruma göre psikolojik destek alınması
57.  Hastaların tedaviye uyumunun ve hekim/hasta etkileşimi
58.  Yan etkilerin yönetimi için sağlık kuruluşuyla etkileşim.
59.  Sürecin genel zorlukları (Fiziksel-Psikolojik)
60.  Hasta yakını ihtiyaçları (Refakat vb.)
61.  Hasta bilgilerinin gizliliğine ilişkin güvence
62.  Hastalara ve ailelerine psikososyal destek hizmetlerinin sunulması
63.  Ödeme sistemi/kolaylık (Hızlı ve detaylı faturalama)
64.  Ödeme yöntemi alternatifleri
65.  Sigorta süreçleri kolaylığı ve şeffaflık

TEDAVİ SONRASI

66.  Hastaların sağlık durumlarının takibi için doktor ve diğer personelin takip aramaları/hastaya veya hasta yakınına erişimi
67.  Sağlık kuruluşuna, doktora ve ilgili sağlık profesyoneline kolay erişim
68.  Hizmete ilişkin geri bildirim alınması
69.  Olası nüksleri önlemek için düzenli takip ve kontrol ziyaretleri
70.  Fiziksel rehabilitasyon
71.  Çalışan hastalar için işe dönme
72.  Sosyal adaptasyon
73.  Koruyucu tedbirlerin net ve anlaşılır şekilde hastaya aktarılması

 

Grubumuz, bu ödevden sonra, MDY’nin her aşaması için hastanın duygu ve düşüncelerini (endişelerini, korkularını, umutlarını, beklentilerini, kendisini kandırmaya çalışmalarını, vb.), neler yaptığını ve bunları nerelerde (hangi temas noktalarında) gerçekleştirdiğini yazdılar.

Daha sonra da, bir hastanenin bu süreci daha iyi yönetmesi ve hem hastanın, hem hasta yakınlarının hem de hastayla doğrudan temas eden personelin hayatını kolaylaştırması için yapılması gerekenleri sıraladılar.

O çalışma elbette yukarıdakinden çok daha kapsamlı oldu.

Hastane Deneyimi Örnekleri

Yukarıdaki çalışmadaki gibi uçtan uca müşteri deneyim yolculuğu olmasa da, geçmişte hastane deneyimlerini birkaç kez konu etmiştim. Hepsinin bir arada bulunması için ilgili yazıların bağlantılarını aşağıda sunuyorum.

Hastanede Deneyim Yönetimi

Haziran 2023’de, Nazan GÜNAY hocamızın deneyimini yayınladıktan sonra şöyle bir mesaj geldi:

Uğur Hocam,

20+ yıldan beri özel ve kamu hastanelerinde çalışıyorum. Bir kişi de yoktur ki tıp dışındaki konuları bilimsel yollarla sorun çözmeye çalışsın.

Örneğin üniversite hastanesinin başhekimine

Uzun sıraları ve bu sıra bekleme sorununu, Endüstri Mühendisliği hocalarımızın desteğiyle kuyruk modelleri ile çözelim”, hastane yönetimi: “…”
Bilançoların analizi burada buyurun. Öz sermayenin karlılığı…”, hastane yönetimi: “Benim anlayacağım dilde konuş.”
Yeni cihaz aldık, tanıtımını yapsak”, HAYIR!

Doktorlar sağlık hizmet üretiminin baş tacı, elbette onlar olmazsa olmaz. Ancak 20+ senenin sonunda diyorum ki, “doktordan maalesef yönetici olmuyor”.

O yüzden bir yere varamayacak bu sektör.

Selamlar

Bu mesajı gönderenle aynı fikirdeyim. İş yönetmek de, deneyim tasarlamak da tababet (tıp bilgisi) konusu değildir.

Nasreddin Hoca eşekten düştükten sonra “Hekim getirelim mi?” diye soranlara “Hekim değil, daha önce eşekten düşmüş birini getirin” demiş ya…

Bu yüzden müşteri/hasta deneyimini önemsiyoruz ve bu işi doktorlara bırakmak istemiyoruz.

.
Not: Kapak resmi: Breast Density and Its Effect on Your Cancer Screening (Meme Yoğunluğu ve Kanser Taramanıza Etkisi) isimli makaleden alıntıdır.

14 Kasım 2023 Salı

MarCom ≠ Marketing

Önce şu noktada anlaşalım. “Pazarlama sadece pazarlamacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir iştir

Pazarlama kariyerimin başlarında bu cümleyi duyduğumda “Bana, yetersizsin demek mi istiyor?” diye alınırdım. Cümlenin önemini zamanla çok iyi anladım.

🙂

Bazı patronlar da bu cümleyi söyler. Elbette, bu cümleyi ilk söyleyenin ifade etmek istediği anlamda değil 🙂 pazarlamayı kendileri yapmak için… Ve sonra her önüne gelene bir şeyler emreder.

Patrona bağımlı (dikkat: “Patrona bağlı” demiyorum, “bağımlı” diyorum)  pazarlama çabalarının yanlış olduğunu gösteren onlarca örneği gördüm. Hatta maalesef, bazılarını bizzat yaşadım.

ve benzerleri defalarca bu blog’a konuk oldular.

Pazarlamayı sadece reklamdan ibaret zanneden patron veya kurumlar, reklam ajanslarında çalışmış kişileri Pazarlama Yöneticisi yaparlar. Bu yazının asıl konusu defalarca konuk ettiğimiz patronlar değil, ajans kökenli pazarlama yöneticileri.

😉

Koleksiyonumdan 3 Ocak 2018 tarihli Özgür Poyrazoğlu’nun iletisi bu yazının görselini oluşturdu.

Aslında bu görsel Sodamedya’nın bir duyurusu:

Bu bir dram değildir de nedir?

Yerli ve yabancı pek çok markanın dijital varlıklarını yöneten Sodamedya Digital için, müşteri tarafına geçen arkadaşımızın yerine (ve karşısına) bir marka temsilcisi arıyoruz.

😉

Bizim ajansımızda çalışırsanız, çabucak müşteri tarafına geçersiniz” mesajını vermesi güzel ama… İşte beni o AMA ilgilendiriyor. Reklam ajansı kökenli olup müşteri tarafına geçenler… 40 yılı aşan iş hayatımda onlarcasını gördüm. Tecrübelerini iyi kullanan, her iki tarafı da güzel değerlendiren ve yönettiği markayı başarıdan başarıya koşturanlara şahit oldum. Onlar maalesef oldukça azınlıktaydı. Onlara hep saygı duydum.

Çoğunluk ise… Ustalarından öğrendikleri  iyi reklam = ajansı ihya edecek bütçe düşünce biçimini her gittikleri yerde yansıtıyorlardı. Ajansta çalıştıkları sırada müşteriye bütçesi kadar değer vermeyi öğrenmişlerse, ellerindeki bütçeyi en etkin şekilde kullanmaya odaklanmak yerine hep “daha çok bütçe” istemekle zaman geçiriyorlardı. (Patronların ucuzcu davranışının yansıması olduğunu da kabul etmek gerekir.)

Müşteri tarafına geçer geçmez, ajans çalışanlarına köle muamelesi yapanları saymıyorum bile…

😉

Kurumsal İletişim Ustası arkadaşımla sohbet ediyorduk. Ajans kökenli bir çömezini anlattı.

– Kredi kartlarının rengini değiştirelim. Yıllardır aynı renkler. Kullanıcılar sıkıldı artık” demiş çömez.
– Kartın rengi değiştirildiğinde daha çok kullanacaklarına dair bir araştırma var mı?” diye sormuş arkadaşım.
– Öyle demeyin ama……
– Milyonlarca kartın değiştirilmesinin maliyetini hesaplandın mı?
– …
– Bir öneriyle gelecekseniz verilerle desteklenen ve maliyet analizi yapılmış şekilde gelin.

Eleman küstü. Sonra da işten ayrıldı” diye anlattı.

Ajansta çalışırken veri, modelleme ve anlamlandırma ile işleri olmamışsa (ki zaten ajans patronu da bilmiyor), verinin bugünün pazarlamasındaki yerini  [1] , [2] , [3] , [4] , [5] , [6] , [7] , [8]  kesinlikle anlamıyorlardı. Müşteri deyince akıllarına, bilgi değerini yıllar önce kaybetmiş olan SES (sosyo ekonomik statü) veya ajansın persona tanımı geliyordu ve bire bir pazarlamanın veya kişiselleştirilmiş iletişimin uzağından bile geçmiyorlardı.

🙁

Bunlardan bir kaçıyla toplantı yaptık. Toplantıdan çıkınca 20 yılı aşkın süre boyunca, 3 ayrı kurumda birlikte çalıştığım Kurumsal İletişim Ustası arkadaşıma mesaj gönderdim:

Danışmanlık projelerim sırasında birçok kurumsal iletişim bişeysi (direktörü, müdürü, uzmanı, elemanı, şefi, vb…) ile muhatap oluyorum.
Her seferinde seni şükranla anıyorum.
Pazarlama hayatımı ne kadar kolaylaştırdın. Gerçekten defalarca teşekkür ederim.

🙂

Ajans çalışanı gençlere naçizane bir önerilerim var:

Dünya artık, dijital iletişim teknolojileri sayesinde reklam kelimesini kullanmıyor. Kişiselleştirilmiş, hatta hiper-kişiselleştirilmiş iletişimden bahsediliyor. Yaratıcılık ancak veri ve teknolojiyle birleştiğinde başarılı oluyor.

Güneşe Basmak kitabında denildiği gibi “Yaşanabilecek en güzel zamanlar, çünkü neredeyse bildiğini sandığın her şey yanlış“. Yılların deneyimli reklamcıları değişen iletişimi anlamayabilirler. Gençler, bu fırsatı iyi kullanın.

.