"deneyim tasarımı" etiketli yazılar:

22 Mart 2020 Pazar

B2B İçerik üzerine

Dünkü yazıda, CRM projelerinde B2B ile B2C‘nin farkına azıcık dokundum. Sonraki birkaç yazıda, farklara daha fazla değinmek niyetindeyim. Bugün, B2B içerik konusunda birkaç noktayı tartışmaya açacağım.

😉

1o sene kadar önce, dönemin General Electric Türkiye CMO’su sayın İbrahim Gökçen, İstanbul Bilgi Üniversitesi‘nde MBA programında verdiğimiz CRM dersine konuk konuşmacı olarak gelmişti. Sunumundaki sayfalardan biri şöyleydi.

Dikkat ederseniz burada bahsedilen, MR cihazı gibi B2B ürünler. Nihai tüketicinin “benim MR’ımı ABC değil, XYZ marka cihazla çekin” demediği, bireylerin neredeyse kapasitesinden, becerisinden ve markasından haberdar olmadığı ürünler. Son paragraftaki “Gelirinin %35’ini web sitesinden başlayan ilişkilerden elde ediyor” cümlesi, hemen her B2B kurumun kulağına küpe olmalı. Kurumlar kendi içeriklerinin, böyle bir sonucu ne kadar desteklediğine bakmalı.

Bu sunumun 10 sene önce yapıldığını tekrar hatırlatayım.

🙂

Web sitelerinde ve iletişimde, B2B içeriklere baktığımızda pek ümit verici görünmüyor. Kurumların mesajlarının %58‘inde logo veya marka değiştirilirse müşteriler farketmiyormuş. Müşteriler “reklamı / mesajı hatırladım ama… markayı çıkaramadım” diyorlarmış.

  • Dünkü yazıda vurguladığım gibi, eğer rakipler arasından sıyrılamazsanız, sadece rüşvete dayalı ödüllendirme ve fiyat rekabeti yaparsınız. Bu da sürdürülebilir değildir.

Benim gördüğüm içeriklerde, marka ayrıştırması sahip çıkılmış kavramların sürekli tekrarıyla oluyor. Sahip çıkılmış kavram için, (kimseye ait olmadığını sandığım) bir örneği ele alacağım. Diyelim ki marka “daima dijital” diye bir kavramı beğendi. Müşteriye sunduğu içeriğin – olur olmaz, ilgili ilgisiz – her tarafında “daima dijital” kelimelerini geçirmek için elinden geleni yapar.

Örnekteki gibi, bir iki kavramın gerekli gereksiz kullanılması dışında, müşteri için “satış numaraları ve pazarlama klişeleri” bolca yer alır.  Müşteri, içeriği hatırlamaz ama bolca geçen “daima dijital” söylemini markayla iliştirdiği için, belki – hatırlatmalı ankette – marka aklında kalır. Böylece marka da rakiplerinden ayrıştığını zanneder ve mutlu olur.

  • Bazı kavramların olur olmaz kullanılması konusunda, “Mutlak Doğru Cümleler” yazısını okumanızı öneririm.

İçeriği farklılaştırmak için, deneyim yolculuğunu anlamak ve hangi aşamada neye ihtiyaç duyulduğunu öğrenmek gerekir. B2B’de tüm yollar, müşteri deneyimine çıkıyor.

.

05 Ekim 2019 Cumartesi

Pe-Tek 2019 (3)

Kategori Mağazacıları Derneği KMD‘nin 1 Ekim Salı tarihindeki Perakende Teknolojileri Konferansı’nda yaptığım konuşmayı [1] , [2] yayımlamaya başlamıştım.Bugün üçüncü bölümünü aşağıda bilginize sunuyorum.

Perakendecilikte kullandığımız çok sayıda araç gibi, etiketler de akıllandı. Artık etiketleri sadece fiyatları görmek için kullanmıyoruz. Müşteri deneyim yolculuğunun birçok aşamasında etiketlerden yararlanıyoruz.

Sizin alışveriş listenizle senkron oluyor. Ürün aramanızı kolaylaştırıyor. Size, mağazadaki yerini bildiriyor. O reyona geldiğinizde yanıp sönüyor.

Sadece o sırada mağazada olanları gösteriyor. Listenizdeki diğerlerinin orada olmadığını söylüyor ama omnichannel teklifte bulunuyor.

Mağazada var ama taşımak istemiyorsunuz. Scan edip, evden ısmarlayın (yine omnichannel deneyim

Ürün hakkında müşterinin merak ettiği bilgilerin hepsi

  • Üreticinin kim olduğu, dükkana gelene kadar geçirdiği aşamalar, taşıyıcılar;
  • Kullanma rehberi;
  • Elektronik cihazlar için montaj rehberi;
  • Aksesuarlar;
  • Garanti süresi, garanti kapsamı;
  • Kampanya bilgileri;
  • Anlık bilgiler, teklifler…

Cep telefonunuzla senkron olunca “ödeme aracı” olarak da kullanılıyor.

Yukarıda gördüğünüz gibi, hem müşteri deneyim adımlarındaki ve temas noktalarındaki süreçleri iyi tasarlamak; hem de birçok konuda içerik geliştirmek gerekiyor.

İçeriği nasıl geliştireceğimiz konusunda ise big data ve veri görselleştirme bize yardımcı oluyor.

Bu şemanın pazarlamacılara verdiği çok sayıda ders var.

Şöyle ki:

Sol tarafta görülen 2 site

  • gıda zehirlenmesi
  • tıp hukuku

konulu siteler. Bu bilimsel sitelere bakan aileler, her iki siteye de bakmış. Bunların pek azı, diğer sitelerle ilgilenmiş. Onlar da avukatların siteleri.

Annelerin büyük çoğunluğu

  • Huffington Post, şehir haberleri gibi haber sitelerine,
  • tüketici hakları sitelerine,
  • Türkiye’deki “kadınlar arasında” veya “araştıran anneler” gibi sitelere,
  • anne-çocuk bloglarına,
  • fenomenlerin bloglarına,
  • avukatların sitelerine

bakmışlar.

Pazarlamacılar buradan çok sayıda müşteri davranışı kanaati edinebilirler.

Örneğin,

  • Pek az kişi önce olayın tıbbi ve yasal boyutlarını öğrenmek istiyor.
  • Çoğunluk başkaları ne yapıyor diye bakıyor, sonra haklarını öğrenmeye çalışıyor. Öncesinde anlamlı araştırma yapmıyor.
  • İçeriğin bilgi düzeyi değil, deneyimlere uygun paylaşım önemseniyor.
  • Konuların ve haberlerin nasıl dağıldığı izlenilerek, pazarlama iletişiminde kullanılacak önemli bilgiler edinilebilir.

İster kendi ürünleriniz konusunda, isterseniz başkalarının ilgi sahalarında olsun, içerik üretecekseniz bu şemayı unutmayın. Nasrettin Hoca eşekten düştüğünde “Bana hekim getirmeyin, eşekten düşmüş birini getirin” dediği gibi, içerik üretirken olayın hikayeleştirilmesini unutmayın.

Eğer pazarlamacıysanız, size veri görselleştirmesini öğrenin demiyorum. Sadece verinin nasıl incelenmesi gerektiğini öğrenin. Veri görselleştirmesini yapan kişiye neyi nasıl ele alacağını siz söyleyeceksiniz ki, ortaya fikir üretebileceğiniz anlamlı bir görsel çıksın.

Robotlara Kariyer Yolu 🙂

Yıllardır Amazon ve Alibaba başta olmak üzere, büyük e-ticaret platformlarının ambarlarında çalışan robotlar vardı ya…

Onlara yeni bir kariyer yolu açılmış. Artık onlar ambarın koyu karanlığında değil, lokantanın iç açıcı ortamında çalışıyorlar. Henüz sulu yiyecekleri ve çorbaları hizmet edecek düzeye gelmemişler ama zamanla onun da üstesinden gelmeleri bekleniyor.

ATM veya kiosk görünümlü robotlar da mağazalarda yardımcı oluyorlar.

Bu hareketli kiosk-robotlar

  • müşteriyi kapıdan karşılıyor,
  • adını bilmediğiniz “bundan bir tane almak istiyorum” dediğiniz ürünleri tanıyor, (yapı marketlerdeki en büyük sıkıntılarımdan biri)
  • çeşitli türleri olan (resimde çekiç örneği var) ürünleri söylediğinizde hangisinden bahsettiğinizi öğreniyor,
  • sizi o ürünün olduğu rafa kadar götürüyor, (bu da yapı marketlerdeki sıkıntılarımdan biri)
  • bir insanla görüşmek isterseniz, size yardımcı oluyor,
  • deneyiminizden ne kadar memnun kaldığınıza dair izleniminizi kaydediyor,
  • rafların önünden geçerken stokta var mı, raf ömrünü doldurmuş mu, fiyat etiketi doğru mu… diye kontrol ediyor.

Özetle perakendecilerin mağaza içinde kullanabilecekleri çok sayıda teknoloji söz konusu. Bu durum bir yandan seçenek yaratırken, aynı zamanda kurumların teknoloji çöplüğü oluşturmasına da neden oluyor.

Eskiden kullanım süresi geçmiş veya yeni yazılımlara uyum sağlamayan donanımlar nedeniyle teknoloji çöplüğünden bahsedilirdi. Bugünlerde ise, yazılımlar nedeniyle teknoloji çöplüğü konuşuluyor.

İçeride geliştirilen yazılımlar çağa uymuyor; büyük heveslerle satın alınan yazılımlar ihtiyaçları karşılamıyor; üyelik bedeli ödenen pahalı yazılımlardan çok daha becerikli ucuz seçenekler ortaya çıkıyor, vb… Donanımları çöpe atınca ilişkiniz kopuyordu. Yazılımlar ile ilişki o kadar kolay sonuçlanmıyor. Bir türlü boşanamıyorsunuz.

Yazılımların eski dillerle yazılmasına karşı bir önermem olamaz. Ama… daha satın alalı 2 – 3 yıl olmuş bir yazılımdan kurtulmak istiyor ve kurtulamıyorsanız, hatayı daha en baştan yapmışsınızdır.

Konuşmanın başında vurguladığım gibi, “Çoğunlukla ilk kararımız  hangi teknolojiyi kullanalım seçimidir. Oysa ilk bakacağımız şey, “hangi” değil, nerede teknoloji kullanacağız kararı olmalıdır“.

Bunun en önemli rehberi de müşteri deneyimi yolculuğudur. Nerede kararını verirken şu şemadan yararlanırız.

Bu tabloda dikey eksen “müşteri için önem seviyesi”. Yukarıda olanlar daha önemli. Yatay eksen ise kurumunuz için önemli veya hızlı aksiyon alabilecekleriniz veya hemen paraya döndürebilecekleriniz.

Satın alacağınız teknolojiye karar vermeden hemen önceki aşama bu tablonun hazırlanmasıdır. . Müşteri deneyim yolculuğunun çeşitli noktalarını bu şemaya diziyorsunuz.Yukarıda 3 ayrı sektör için yapılan çalışmaları görüyorsunuz. Çok katlı mağazada  ürün kalitesi, fiyatı, rafın dizilişi önemli ama yemek-susuzluk ihtiyacının giderilmesi de önemliymiş. Kahve zinciri için ise, ortamdaki rahatlık, güleryüzle karşılanma ve uğurlanma, içeri girince kahve kokusunun gelmesi çok önemliymiş.

İlk adımda, müşterinin karnını ağrıtan ve sizden uzaklaştıran noktalara çözüm bulmaya karar veriyorsunuz. Sonra bunu en iyi ve ucuza çözecek seçneği saptıyorsunuz. Kurumunuz için ucuz ve hızlı uygulanabilir olanlarà İşe bu kareye girenlerle başlıyorsunuz.

Teknolojiye yatırım yapmadan önce müşteri deneyim haritasını çıkarmamışsanız, yatırımın kendini ödeme süresi uzayabilir. Benden söylemesi.

😉

Konuşmam burada bitti. Ama siz, daha önce yayınlanmış #perakende #teknoloji konulu yazıları merak ettiyseniz:

Fırsat bulursam, Konferans sırasında tuttuğum notları da paylaşmak istiyorum.

🙂

03 Ekim 2019 Perşembe

Pe-Tek 2019

1 Ekim Salı günü, Kategori Mağazacıları Derneği KMD‘nin Perakende Teknolojileri Konferansı etkinliğinde konuşmacı olduğumu yazmıştım. Yazıyı, “Her zamanki gibi, içeriği konferanstan sonra paylaşacağım” diye bitirmiştim.

Yazının başlığına takılmışsanız… Pe-Tek = Perakende Teknolojileri

Konuşmaya etkili bir giriş düşünürken, Sevgili Yiğit Kalafatoğlu‘nun blog yazısı hayatımı kolaylaştırdı. “McKinsey Mağaza Açtı”  Sunuma bu haber ile başladım:

Hani şu ünlü danışmanlık şirketi McKinsey var ya… mağaza açmışlar.  Mağazalarında şu anda 4 marka var. Hepsi moda ve güzellik markaları. Modern retail collective isimli bu mağazada 4 marka ama 12 tane teknoloji firması var

Bir McKinsey yöneticisi amaçlarını “perakendecilerin müşteri deneyimlerini dönüştürmek için ihtiyaç duydukları iç görüleri geliştirmek, birlikte çalışan birden fazla teknolojinin gücünü test etmek, yerinde ve tutarlı veri analizleri yapmak ve perakendecilerin geleceğe yönelik planları için kendi vizyonlarını belirlemelerine yardımcı olmak diye tanımlamış.

Ben de bugün size teknolojilerden çok, dijital dönüşüm yolculuğundaki önemli aşamalardan ve kavramlardan bahsetmek istiyorum.

Çoğunlukla ilk kararımız  hangi teknolojiyi kullanalım seçimidir. Oysa ilk bakacağımız şey, “hangi” değil, nerede teknoloji kullanacağız kararı.

Aslında müşteri bunu belli eder. İhtiyaçlarını ve sıkıntılarını… Ağzıyla söylemese bile, sizin gören gözleriniz anlar.

Diyelim ki bunu alenen göremedik, o zaman geri bildirim teknolojilerini kullanıyoruz. Ne de olsa başarılı perakendecilik, müşteriyi anlamaktan geçiyor.

Müşteri tarafında böyle, peki içeride nasıl?

Dijitalleşirken hangi süreçleri ele almanız gerektiğini kendi iç teşkilatınız da söylüyor. Onlar da müşteriler gibi, kendilerince bir çözüm buluyorlar.  Hani her departmanın kendi excel tablolarını geliştirmesi ve sonra kurum içinde “Kaç müşterimiz var?” diye sorulduğunda hiçbir rakamın birbirini tutmaması var ya… İşte bu da bir ihtiyacın size yansımasıdır.

Ya buradaki gibi, telefon geldiğinde konuşma hızında stampa basmaya çalışacaklar, ya da siz basit bir uygulama ile farklı tüm isteklerin onların önüne gelmesini sağlayacaksınız. Seçme olanaklarını kendisine sunarak, müşterinin hayatını da kolaylaştıracakınız.

Ama unutmayın. Teknoloji bir AMAÇ değil ARAÇTIR. Nerede teknoloji kullanılması gerektiğini gösteren araç ise Müşteri Deneyim Haritasıdır.

Bu tablo, müşteri deneyim haritasının basitleştirilmiş halini gösteriyor.  Teknoloji konuşunca çoğunlukla müşteri temas noktalarına odaklanıyoruz ama aslında, müşterinin ihtiyaçlarına, duygu ve düşüncelerine önem vermeliyiz.

Bu tablonun FARKINDALIK kısmı ise, dijital dönüşümün en önemsediği kısmıdır.  O “hiç arabası olmayan Uber, hiç odası olmayan Airbnb” klişesi var ya. Bu FARKINDALIK kısmının sonucudur. Müşterinin temel ihtiyacının farkında mısınız? İnsanlar taksi değil, bir yerden bir yere gitmek istiyorlar. …. Otel odası değil konaklama istiyorlar…

Aynı şekilde, günün 18 saati size taze sebze – meyve veren, etin kalitelisini getiren Getir com veya Banabi.com gibi bir girişim olsa… Eğer çocuğunuz yoksa, 2 m3 buzdolabına ihtiyacınız olur muydu? Artık size birileri “bir getir götür girişimi geldi, buzdolabı sanayiinde yıkıcı yenilik yaptı” derse… “İhtiyacı anlamamışsınızdır” diye yanıtlayın.

Bu söylediklerim hiç de yeni değil. Aranızdaki pazarlamacılar zaten biliyorlar: 1960 yılında Theodore Levitt Pazarlama Miyopluğu makalesinde “ihtiyacı ürün zannetmek“ten bahsetmişti.

[Devamı var (2) , (3)]

.