"dijital oyun" etiketli yazılar:

19 Haziran 2011 Pazar

Niş pazarda başarı

Webrazzi Gündem’in 2’inci yılının son toplantısında “Sosyal oyunda nişlere odaklanmak” konulu oturumda 2DK’dan Erdem Çelik ve Murat Yerdekalmazer’i izlediğimizi yazmıştım.

Bu oturumun, yazmayı nicedir düşündüğüm birçok konuyu hatırlattığından bahsettim. Birincisi NİŞ kavramı idi. Onu geçen yazıda anlatmaya çalıştım.

😉

İkincisi hedef kitleyi iyi anlamakla ilgiliydi. Onlar “oyuncunun DNA’sını çözmek” diye nitelediler. Ben ise “Müşteriyi öylesine tanımak ki, gözlerini kapattığında elini uzatınca dokunabilecekmiş kadar beyninde oluşturmak” diyorum. Bir örneğini İzmir’deki e-Tohum kampında anlatmıştım. 2DK ekibinin anlattıkları ile benim yazdıklarım tam bir paralellik gösteriyor.

Erdem Çelik ve Murat Yerdekalmazer, önemli bir noktanın altını çizdiler. Varsayarak iş yapmayın. “Onları iyi tanıyın. Eğer siz o hedef kitle içinde değilseniz, o kitleden biri projede mutlaka yer almalı. Hatta pay bile verin.” dediler.

😀

Bu vesileyle, “bunlar kitapta yazmaz, iş hayatı farklı” diyenlere selam ederim.  Gördüğünüz gibi başarılı işlerde teoriyle pratik aynı noktada buluşuyor.

😛

16 Haziran 2011 Perşembe

Niş oyunlar

Webrazzi Gündem’in 2’inci yılının son toplantısında “Sosyal oyunda nişlere odaklanmak” konulu oturumda 2DK’dan Erdem Çelik ve Murat Yerdekalmazer’i izledik.

Söyledikleri cümleler, e-ticaret’le uğraşanlar için yazmayı uzun süredir düşündüğüm (hatta yakın çevreme bahsettiğim) birçok konuyu hatırlattı.

Birincisi NİŞ kavramı… Niş pazarı “Büyük şirketlerin iştihasını uyandırmayacak, rekabeti özendirmeyecek kadar küçük; karlı olacak kadar büyük” olarak tanımladılar. Kesinlikle katıldığım bir tanım.

Söyledikleri örnekler:

Volvo Ocean Race Game: Gerçek Avustralya – Amerika yat yarışı ile eş zamanlı başlıyor. Yüzlerce sanal yelkenci katılıyor. Gerçek ve sanal yelkenler eş zamanlı yarışıyor. Hava durumu (rüzgar yönü) her 6 saatte bir güncelleniyor.

Hedef kitle, hemen hiç internet oyunu oynamayan, 40+ yaşındaki, nispeten varlıklı kişiler. Bazen yelken yırtılıyor, yenisini satın alıyorlar. Ayrı bir pazar oluşturmuş. Bu sanal yarışa katılan arkadaşlarım var. Bina yapmak veya sebze yetiştirmekle hiç işleri olmaz.

  • Arkadaşlarımdan biri evindeki iki bilgisayarla (iki tekneyle) katılıyor. Günlerce süren yarış sırasında internete girmeme ihtimali olduğu için seyahate çıkmıyor. Geceleri az uyuyor. (Dümeni bırakamıyor 🙂 ) Zorunlu bir yolculuğu sırasında 20’ncilikten 80’inciliğe düştüğü için sürekli homurdandı.

Kedi için iPad oyunu: Kedinin kendisi iPad üzerinde oynuyor. Normal iPad oyunları 1$ civarındayken bu oyun 4$’mış. Kedisi olanlar hemen alıyorlarmış.

Sadece oyun geliştiricilerin değil, dikey içerik sitelerinin de almaları gereken çok örnek / ders var. Toplantıyı düzenlediği için Webrazzi Gündem‘e; ufuk açıcı konuşmaları için 2DK üyelerine teşekkür ederim.

😀

Piyasada “niş” dediğimiz pazarların interaktif camialardaki karşılığı “dikey siteler”.  Ahmet ve Volkan Kırtok kardeşler, dikey sitelerle çok para kazanılacağını defalarca yazdılar, söylediler.

2DK sayesinde aklıma gelenlerin ikincisini (dikey siteler için ilk adımları), önümüzdeki günlerde E-Ticaret Mag’da  yazacağım.

🙂

Bu yazının devam yazıları:

  1. Niş pazarda başarı
  2. Dijital oyunlar ve pazarlama
  3. Büyükler arasından sıyrılmak
  4. Büyükler arasından sıyrılmak 2

😀

16 Haziran 2011 Perşembe

Dijital oyun ve reklamlar

15 Haziran 2011’da Oyun konulu toplantı ile Webrazzi Gündem, 2’inci yılını da başarıyla bitirdi.

Webrazzi Gündem oturumlarının birinde, oyunlarda reklam tartışıldı. Oyuncuların oradan buradan çıkan reklamlara olumlu ilgi göstermedikleri, hatta bundan hoşlanmadıkları söylendi. Gelecekte reklam mecrası olarak kullanımının azalacağı iddia edildi.

“Oyunlarda reklamın azalacağı” söylemini yadırgadım. Arkadaşlar kızmasın, 3 yıl öncesinin “sosyal mecraları pazarlamacılara kaptırmayacağız” sloganı kadar yanlış buldum. Oyunları geliştiren yaratıcı beyinlerin daha iyi oyun yapmaya odaklandıklarını, ama kendi işlerini geliştirebilecek fırsatları görmediklerini düşündüm.

😉

Önce şunu belirteyim. Uzun bir zamandan beri dijital oyunlar ilgimi çekmiyor. Tetris ve mayın tarlası döneminden sonra dijital oyunlara ilgi duymadım. Yeğenlerim Erol ve Aydın sayesinde İstinye Park’taki oyun salonunda araba yarışlarını izledim, iskeletlerle savaşın heyecanını seyrettim, ama “keşke ben de oynasam” diye de düşünmedim.

 

Merakla, çocukları daha çok jeton harcatmaya yönelen kurguyu incelemeye çalıştım. Bir pazarlama profesyoneli ve akademisyeni olarak, benzer bir kurguyu sadakat programlarında nasıl oluşturabileceğimi düşündüm. Yani, oyun değil pazarlama fikri bağımlısıyım.

😛

Gelelim ana konuya…

Gelecekte oyunlarda reklamları daha az değil, aksine çok daha fazla göreceğimizi düşünüyorum. Üstelik damardan girecekler. Beyinde yer kapmaya çalışacaklar.

Şöyle düşünün.

  • NiKE marka ayakkabı giydiği zaman, daha fazla zıplayacak, daha iyi tekme atacak…
  • THE NORTH FACE marka zırh giydiği zaman, kılıç işlemeyecek…
  • VOLVO marka araç (araba demiyorum uzay aracı, tank, motosiklet veya her hangi bir araç) virajları daha hızlı alabilecek…
  • KALE SERAMİK kullanırsa, binası depreme veya silahlara daha  dayanıklı olacak…
  • JANSPORT çantasında çok sayıda silah taşıyabilecek…
  • GiLLETTE marka kılıcı, her maddeyi kesebilecek…
  • üstelik, logo yerleştirmesiyle bazılarında marka adını kullanmaya da gerek yok.

Yaratıcılığın üst sınırı yok. Ancak yasalar, oyunlara marka yerleştirmeyi engelleyebilir (Zamanla bunun da gerçekleşeceğini varsayıyorum) . Şu anda yapılmamasının nedeni yaratıcılık eksikliği değil, markayı oyun içine yerleştirmenin maliyetidir.

Yeni müşteri edinme maliyeti arttıkça ve çocukların para harcama yaşı azaldıkça, oyunların içinde markaları daha çok göreceğimiz kanaatindeyim.

İddia ediyorum. Oyun pazarı, yaratıcı yerleştirmeler sayesinde çok daha fazla para kazanır hale gelecek.

😉

19 Haziran 2011 tarihli EKLEME:

Selim Tuncer’in “Kötü haber, getireni mahveder!” isimli yazısı, simgelerin şuur altındaki işlevlerine kısaca dokunuyor.

O yazının altına şu yorumu yazdım.

“Tam da beklediğim yazı geldi” diyebilirim. Dijital oyun üreticileri “Oyunlarda reklamın azalacağı” iddiasında bulunduklarında, aynı noktaları vurgulamak istemiştim. Sadece  yukarıdaki kadarını yazabildim. Şuur altına işleyecek logolar ile öyle güzel reklam yapılır ki…

Nike’ın logosu, savaşçının ayakkabısının arkasındaki kanatlarla uyum içinde olur. Üzerine Nike diye yazmaya gerek yok.

Arabanın logosu uzay aracında işe yarar.

Sonuçta reklam deyince aklına oyun sırasında açılan pop-up veya sanal dünyada bina / bill board gelenler, reklam azalacak sanabilir. Oysa çok fazla artacak.

😀