"Dışbank" etiketli yazılar:

28 Eylül 2011 Çarşamba

… laleler …

İş hayatında erkek giysilerinin yelpazesi pek geniş sayılmaz. Kendini ifade edeceğiniz seçenekler çok sınırlıdır.

Bankacılık‘ta görsel tutuculuk daha da ileri gitmiştir. Kravat zorunludur; lacivert,  külrengi ve siyah dışında takım elbise giyilmez; unvan artınca gömlek kolları manşetli olmaya başlar, kol düğmesi – ki çalışma performansı açısından çok rahatsız edici bir şeydir – takılır; ayakkabılar bağcıklı ve önü işlemeli seçilir; vb…

Bu yapay zorunlu seçimler, gömlek rengini de belirler. Size kravatınızdan başka pek seçenek bırakmaz. (Aslında büyük çoğunluk, eğik çizgili kravatları takar. Yüzleri değiştir, gerisi aynı olurlar.)

Ben yıllardan beri farklı kravatlar seçmeye özen gösteririm. Gittiğim ülkelerde gezecek zaman bulursam, ara dükkanlardan veya sokak satıcılarından kravat alırım.

😛

Bankanın IT ekibinin, iş birimlerinden anlamsız talepler geldiği zaman “bakalım laleler yine ne istemiş” dediğini öğrendim.

  • Buradaki “lale” kelimesinin ne anlama geldiğini okuyucuların bildiğini var sayıyorum.

Yandaki resimde görülen laleli kravatları, bir Hollanda yolculuğunda almıştım. Zor ama verimli iş isteklerini IT’ye anlatmak için yapılan toplantılarda bu kravatları takmaya başladım.

😉

Aslında IT ekibiyle çok iyi anlaşıyorduk. Hatta başka ekiplerin proje istekleri olduğunda “önce Uğur Özmen’le konuşup birlikte çalışma yöntemini öğrenin” diyorlardı.

Ama yine de o kravatlarla gidiyordum.

“Bu fikir hangi laleden çıktı yine?” diye sorarsınız diye, baştan hazırlıklı geldim” demek için.

  • Bu vesileyle birlikte çalıştığım ve çok milyon dolarlık çok sayıda projeyi başarıyla kotardığımız tüm IT’ci arkadaşları (başta rahmetli Meral ve Şenol olmak üzere) teşekkürlerimle anıyorum.

.

19 Nisan 2011 Salı

Araklamak / Benchmarking

Bir dönemler kredi kartı puanları ile canınızın istediğini alamıyordunuz. Bankaların hediye puan kataloğu vardı. Oradaki hediyelerden birini seçmek zorundaydınız. Üstelik, puan tamam olana kadar da beklemek gerekiyordu. “Yetmiyorsa, üstünü kredi kartımla ödeyeyim” deseniz, olanaksızdı.

Yukarıda örneğini gördüğünüz kataloğu ve başvuru sistemini internete aktarmaya karar verdim. Ekiptekilerden çalışmalarını istedim.

Bir süre sonra, bana hazırladıkları ekranları gösterdiler. Berbattı…

– Bunları nasıl hazırladınız” diye sordum.
– Yerli ve yabancı bankaların katalog sitelerine baktık” dediler.
– Internetten alışveriş sitelerine bakmadınız mı?
– Hayır
– Neden?
– Onlar banka değil ki?
– Yaptığımızın “para yerine puan” kullanmaktan başka ne farkı var?

🙂

Bazıları AR-GE deyince “arakla getir” anlıyor. Hiç değilse doğru kavramları araklasalar.

😛

Not: Kağıda basılı katalogların nasıl ortadan kalktığını merak ediyorsanız, şuraya bir göz atıverin.

😉

09 Aralık 2008 Salı

CRM şart mıdır?

CRM üzerine çalışmalarım olduğunu bilenler, bazen “nasıl CRM yapacaklarını” sorarlar. Soruya soruyla karşılık veririm:
CRM şart mıdır?
– Değil midir?
Değildir.

Bu konuşma şöyle de olabiliyor. B2B işiyle ilgilenen bir KOBİ’nin orta kademe yöneticisi “Bizim satış ekibinin müşterilerimiz ile ilişkileri kötü. Bunlara bir “müşteri ilişkisi yönetimi” – CRM – eğitimi verelim” diyor.
– Satış eğitimi verin” diyorum.
– Neden CRM değil?
CRM bir üst yönetim kavramıdır. Sahadaki adamın kavramı satış olmalıdır.

Her iki olayda da bir sonraki cümle şöyle olur: “Nasıl yani?” 😛

CRM diyebilmemiz için bir sürü ön koşul vardır. (Bazılarını başka yazılarda yazdım. Zamanla hemen hepsini yazacağım.)

Tüm ön koşullardan önemlisi üst yönetimin entelektüel seviyesi ve desteğidir. Royal Bank of Canada, her CRM seminerinde 4.5 sene içinde neleri başarmış olduğunu anlatarak övünür. Dışbank’da biz aynısını 14 ayda yapmıştık.

“Nasıl bu kadar hızlı yapıldı” diye sorarsanız, üst yönetim sayesinde diye yanıtlayabilirim. Genel Müdür Faik Açıkalın’ın projeye inanmışlığı ve kararlılığı sayesinde… Faik Açıkalın her toplantımıza katılırdı.

Bir toplantıda “iş süreçlerinin müşteri odaklı hale getirilmesi”nin ilkelerini anlattım. Her departman, müşteri ile doğrudan veya dolaylı en çok temas eden 2 iş sürecini saptayacak, sonra da nasıl iyileştireceğini 3 hafta içinde hazırlayacaktı. Bu ödev departman müdürlerinin hoşuna gitmedi. Giderek artan bir uğultu ile “Bizim işimiz var. Senin projen. Sen hazırla” demeye başlamışlardı ki, Faik Açıkalın’ın sesi duyuldu.

– Arkadaşlar. Eminim ki hepiniz, kendi departmanınızdaki işleri Uğur’dan daha iyi bilirsiniz. Kendi süreçlerinizi müşteri odaklı duruma da Uğur’dan daha iyi getirirsiniz. Ayrıca, rekabetin yoğun baskısı varken, 3 hafta bekleyemeyiz. Hepi topu 2 süreç için, 2 hafta yeter de artar bile… Uğur, arkadaşlar 2 hafta içinde en az 2 iş sürecini ayrıntılı olarak hazırlayacak… Hazırlamayanları bana raporlarsan sevinirim.

Tekrarlıyorum. Onlar, 4.5 senede yaptıklarını başarı öyküsü olarak sunarlar. Biz 14 ayda yaptık. Üst yönetimin desteği ile… Bu nedenle hep söylerim: CRM bir üst yönetim kavramıdır.

🙂