"e-Tohum" etiketli yazılar:

13 Ocak 2011 Perşembe

Denge / zaman denklemi

30 küsür yıllık iş hayatım boyunca, onlarca girişimci tanıdım. Bazılarının yanında çalıştım. 2010 Ekim’inde İzmir’deki e-Tohum konferansında söylediğim gibi, “girişimciliğin bir tür ruh bozukluğu” olduğunu ispatlayan örneklerle karşılaştım. Bunların bazılarını yazdım da…

Yıllarca bu girişimcileri izledim. Kendimce şöyle yorumladım. Bu genç yaşta gelen başarı var ya!.. Onları acul yapıyor. En iyi kararları verdiklerini sanıyorlar. “Sen başarılı olsaydın, sen patron ben yönetici olurdum” diye inanıyorlar. Kendilerini pohpohlayanların etkisinde kalıyorlar. Ne de olsa, “aynı fikirde”ler. Patron mükemmeldir.

😀

Biraz pohpohlanınca, Haklısın amirim yazısında bahsettiğim çakalların elinde maymun oluveriyorlar. Birinin dolduruşuna gelip, diğerine çatıyorlar. Sonra da işin doğrusunu öğrenince, ilkine kızıyorlar.

Bazen doğrusunu hiç öğrenmeyip, ortalığı birbirine katıyorlar.

Oysa kızılması gereken bizzat kendileri. Tarafları dinlemeden aculluk (ve acurluk) yaptıkları için. Bir tek olayda birkaç kere yanılmayı becerdikleri için.

😉

12 Ekim 2010 Salı

e-Tohum İzmir kampı konuşması – 2

e-Tohum İzmir kampı’ndaki konuşmamdan sonraki kahve molasında Ahmet Ürel ile müşteri – hedef kitle ayrımını yeniden konuştuk.

“Müşteriye çok önem verip, hedef kitleyi gözardı etmeyi kabul etmediğini” söyledi. Dedim ki

“Müşterinin taleplerini yerine getirmekten bahsederken, hedef kitleyi tümden dışlamaktan bahsetmiyorum. Hedef kitleyi korumak, hatta sayılarını artırmaya çaba sarfetmek gerekir. Ne de olsa müşteri ile ilişki buna bağlı.”

🙂

Sonra birden “Kayık ile balık avına çıktın mı hiç?” diye sordum Ahmet Ürel’e… (Konuşmam hakkında yazılanları okumuşsanız [1] ve [2], akıl karıştırdığımdan bahsettiler. Muhtemelen Ahmet de “nereden çıktı balık avı şimdi?” diye düşünmüştür.)

35 sene önce Küçükyalı ile Adalar arasından uskumru ve kolyoz çıkardı. İstavrit zaten gelirdi. 4 – 5 saatte kovalar dolusu avlanabilirdi.

Kayıktakiler oltayı aynı anda çekmezlerdi. 2 kişi oltayı çekip balıkları sandala atarken, diğer 3 kişinin oltası denizde dururdu. Balıklar, orada yem olduğu sanıp gitmesinler diye… Balıklar oyalanırken çekilmiş oltalar suya iner, sonra diğerleri çekilirdi. Balıkların olabildiğince orada kalmasına çalışılırdı.

Benim gözümde, gazetelerin “gedikli” yazarlarının görevi de hedef kitleyi orada tutmaktır. Onları toplayıp reklamverene satmak için.

😀

Hedef kitlesiyle müşterisi farklı olan girişimcilere söylüyorum. Eğer müşterinin bizimle çalışma nedeni hedef kitlemiz ise, zaten onları boşlayamayız. El bebek, gül bebek… Müşterimiz için

🙂

11 Ekim 2010 Pazartesi

e-Tohum İzmir kampı konuşması – 1

Pazarlama anlattığım zaman aynı soruyla başlarım:

  • Her gün tazesi çıkan, çoğunlukla 75 – 100 gramlık paketlerde satılan, yerel üretim olduğu gibi ulusal birçok markanın da olduğu, taze çıktığı gün kilosu 5 – 7.5 TL değerinde olan, ertesi gün kilosuna 25 kuruşu kimsenin vermediği ürün nedir?

e-Tohum İzmir kampı kapsamında Embryonix ile birlikte düzenlenen, 9 Ekim’de İzmir Ekonomi Üniversitesi’ndeki toplantıdaki konuşmama da aynı soruyla başladım.

Ekmek, süt, çekirdek… gibi yanıtlar aldım. Sonra bir katılımcı doğru yanıtı söyledi: “Gazete

Bu soru ile, gazetenin de bir ürün olduğunun, isimlerin birer marka olduğunun anlaşılmasını amaçlarım. Doğru yanıt gelince, ikinci soruya geçtim.

“Gazete ne satar?”:

Reklam, haber, tencere tava, yazarlarını, renk, sayfa, kağıt… diye yanıtlar geldi. Liste bu şekilde uzamaya başladı.

– Gazetenin ne sattığını başka yoldan bulalım” dedim. “Gazete’nin müşterisi kimdir?”

– Okurlarıdır” diye yanıtlandı.

– Gazeteyi satın alanlar masraflarının yüzde kaçını karşılıyorlar, biliyor musunuz? %25’inden azını…”

Bir katılımcı, doğru yanıtı buldu. “Reklamveren

– Gazetenin asıl müşterisinin reklamveren olduğunu düşünerek  önceki listeyi gözden geçirelim.” dedim. “Gazete reklamverene reklam mı satıyor. Tencere tavayı reklamverene mi satıyor. Reklamverene renk, sayfa, kağıt, haber mi satıyor?”

Bir katılımcı “Okurlarını satıyor” dedi.

– Evet doğru yanıt budur. Gazete reklamverene okurlarını satar” dedim. Amacım girişimlerini planlayan arkadaşlarımızın müşteri ile hedef kitlenin farklı olabileceğini anlamalarıydı. Bir de “müşteriye sundukları faydanın ne olduğunu  iyi anlamadan, ne sattıklarını bilemeyeceklerini” göstermekti.

Sonra “müşteri” kavramını tartıştık. O kısmını Çağla Büyüktaş çok güzel yazmış. Yarattığım kafa karışıklığına Embryonix de değinmiş.

😀