"ekip ruhu" etiketli yazılar:

09 Ekim 2011 Pazar

Dinlediklerim – Patrick Lencioni

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin bağlı olduğu Laureate Uluslararası Üniversiteler Ağı (Laureate International Universities Network)  Çarşamba ve Perşembe günü yapılan World Business Forum’u naklen yayınladı.

Perşembe gün programı şöyleydi:

Ekiplerin ve becerilerin yönetilmesi konusunda ilk konuşmacı Patrick Lencioni idi.

Patrick Lencioni, yenilerde yayınladığı ” The 5 Dysfunctions of a Team” (Ekibin 5 İşlevsizliği) isimli kitabının özetini anlattı.

“Ekip çalışması bir erdem değil, bir seçenektir” diye başladı. “Aslında ekip çalışmasının çok zor olduğunu, çok verimli veya kârlı değilse tercih edilmemesinin doğal olduğunu” söyledi.

“Ekip kurmanın pek çok yolu var. Ama berbat etmenin sadece birkaç tane… Bu kitap onları anlatıyor.

İlk yolu “GÜVEN yokluğu“. Uzun süredir birlikte çalışanlarda “tahmin edilebilirlikten oluşan güven” vardır. Burada söylenmek istenen o değil. Burada “güven” dediğimizde “tahmin edilebilirlikten kaynaklanan, birilerinin yetkinliğine güven” değil, “zayıflıktan, çaresizlikten gelen güven” kasdediliyor. Zora girip “şu anda ne yapacağımı bilmiyorum, bana yardım et” diyen birinin yardımına gidilmesi önemseniyor.

Güven eksikliği olan ekipler:

  • Zayıflıklarını ve hatalarını hasır altı ederler
  • Yardım veya geribesleme için tereddüt duyarlar
  • İnsanlara kendi sorumluluk alanları dışında yardım teklif etmezler
  • Başkalarının niyetleri ve yetenekleriyle  ilgili çıkarımlara varırlar
  • Başkalarının yetenek ve tecrübelerine itibar etmek veya dokunmaktan sakınırlar
  • Davranışları etkilemeye yönelik boşa enerji ve zaman harcarlar
  • Haset ederler
  • Birlikte zaman geçirmeyi önleyecek bahaneler bulurlar

😉

İkinci büyük hata “ÇELİŞKİ korkusu“.

Kişisel çelişkiler değil, profesyonel tartışmalar kasdediliyor. Bundan korkmamak gerekir. Çelişki iyi bir şeydir. Verimi artırır. Fikirlerin sınanması, karşıt önerilerin getirilmesi üretknliği tetikler. Ekip anlayışını bozmamak için hiçbir karşıt fikir söylenmezse, daha iyi fikirler ortaya çıkamaz.

Ekiptekilerin sabırlı, kişiselleştirilmemiş, filtrelenmemiş tartışmalarla kanaatlerini söylemesi çelişkileri üretken ve verimli duruma getirir, mükemmele yaklaştırır.

😉

Üçüncü sorun “ADANMIŞLIK  eksikliği“.

Her biri öncekinin üstüne inşa ediliyor. Fikrini belirtememiş veya fikri aşağılanmış bir kişi, ekip çalışmasına kendini adamaz.

Patrick Lencioni’nin verdiği örnek şöyleydi.

  • İşyerindeki çok yakın bir arkadaşım baldızımla evlendi. Bacanak olduk. Birkaç yıl sonra boşandılar. Bir gün bana “Patrick, sen eşinle sürekli tartıştığın için sorunlu bir evliliğinizin olduğunu düşünüyordum. Biz hiç tartışmazdık. Sonra anladım ki tartışsaydık, ortak noktaları bulabilirdik” dedi.

😉

Sonraki sorun “HESAP VERME’den kaçınmak“. Kendini açık bir hedef için adayamayan ekiplerde, belirsizlik ve muğlaklık başlar. Bu durumda da işin neden yapılmadığını kimse sorgulayamaz. Giderek verimsiz ve rahatsız edici bir ortama dönüşür.

😉

Son olarak da “SONUÇLAR’ı dikkate almamak“. Hesap vermeyen ekiplerde, kişilerin kendi (kariyer, tanınma, vb gibi) beklenti ve (ego, beğenilme, vb gibi) ihtiyaçlarını ekip sonuçlarının önünde düşünmesi kaçınılmaz. Ekibin hedeflerine ulaşımına dair ölçümler dikkate alınmazsa herkes zarar görür.

Patrick Lencioni‘nin World Business Forum’da yaptığı konuşmanın ilk 6 dakikasını şu videodan izleyebilirsiniz. (Anlaşılan her sunumda bire bir aynı şeyleri söylüyor.)

😛

28 Eylül 2011 Çarşamba

… laleler …

İş hayatında erkek giysilerinin yelpazesi pek geniş sayılmaz. Kendini ifade edeceğiniz seçenekler çok sınırlıdır.

Bankacılık‘ta görsel tutuculuk daha da ileri gitmiştir. Kravat zorunludur; lacivert,  külrengi ve siyah dışında takım elbise giyilmez; unvan artınca gömlek kolları manşetli olmaya başlar, kol düğmesi – ki çalışma performansı açısından çok rahatsız edici bir şeydir – takılır; ayakkabılar bağcıklı ve önü işlemeli seçilir; vb…

Bu yapay zorunlu seçimler, gömlek rengini de belirler. Size kravatınızdan başka pek seçenek bırakmaz. (Aslında büyük çoğunluk, eğik çizgili kravatları takar. Yüzleri değiştir, gerisi aynı olurlar.)

Ben yıllardan beri farklı kravatlar seçmeye özen gösteririm. Gittiğim ülkelerde gezecek zaman bulursam, ara dükkanlardan veya sokak satıcılarından kravat alırım.

😛

Bankanın IT ekibinin, iş birimlerinden anlamsız talepler geldiği zaman “bakalım laleler yine ne istemiş” dediğini öğrendim.

  • Buradaki “lale” kelimesinin ne anlama geldiğini okuyucuların bildiğini var sayıyorum.

Yandaki resimde görülen laleli kravatları, bir Hollanda yolculuğunda almıştım. Zor ama verimli iş isteklerini IT’ye anlatmak için yapılan toplantılarda bu kravatları takmaya başladım.

😉

Aslında IT ekibiyle çok iyi anlaşıyorduk. Hatta başka ekiplerin proje istekleri olduğunda “önce Uğur Özmen’le konuşup birlikte çalışma yöntemini öğrenin” diyorlardı.

Ama yine de o kravatlarla gidiyordum.

“Bu fikir hangi laleden çıktı yine?” diye sorarsınız diye, baştan hazırlıklı geldim” demek için.

  • Bu vesileyle birlikte çalıştığım ve çok milyon dolarlık çok sayıda projeyi başarıyla kotardığımız tüm IT’ci arkadaşları (başta rahmetli Meral ve Şenol olmak üzere) teşekkürlerimle anıyorum.

.

01 Haziran 2011 Çarşamba

Çizimlerle iletişim

Yıllarca satış ekibi yönettim. Aşağıdaki resimler fotokopi ile en büyütüleceği kadar büyük şekilde arkamda asılıydı.

Ekiptekiler, sözleşmeyi imzalatmadan gelip de “nurlu ufuklar” muhabbeti yaptığında bu kağıdı gösterirdim.

😉

Zamanla Basri-Fatoş resimleri ile mesajlaşmayı ilerlettim. Geç gelen, masasında şunu bulurdu:


Üzerine bir de post-it yapıştırırdım.

Lütfen bu kağıdı bana teslim edin.
Elimde yeterli sayıda kopya kalmadı.

🙂

Ekipten sıkça raporlar da istiyordum. Onları çok sıkıştırdığım bir gün, kapsamlı bir raporu masamda buldum. Üzerinde şu resimler vardı.

Arkadaşlar sitemlerini böyle ilettiler.

😛

Aynı telden…

Bu yüzden o ekibi her zaman sevgi ve saygıyla anıyorum.

😉