"ekip ruhu" etiketli yazılar:

18 Mayıs 2011 Çarşamba

Penaltı noktası

Bu bir futbol yazısı değildir. Futboldan anlamam.

Hangi takımı tutarlarsa tutsunlar, aşırı taraftar olanları garipserim. Eğlence sektörünün bir ürünü için bunca kıyamet koparılmasının toplumsal ve siyasi nedenleri daha çok ilgimi çeker.

Maç seyretmeye düşkün değilim. Hasbelkader özetleri izlersem, gollerde pas verenin ne kadar bilinçli yaptığını ve gol atanın topa vurduğu noktaya nasıl geldiğini seyrederim. Akıl ve beceri varsa güzeldir, tesadüfen gol olmuşsa umursamam.

😉

Bugünlerde dolaşan bir dedikodu ilgimi çekti.

Başarılarla dolu bir geçmiş olabilir. Ekip oluşturmada efsane diye anılabilir. Başarısızlıklarda ekibe sahip çıkmak, “benim hatam” demek önemlidir. Ama yetmez.

Yönetim, sürekli kendini geliştirmeyi, ilerlemeyi, hatalardan ders almayı, doğru çözümleri arayıp bulmayı gerektirir. Yöneticinin “Ben ders almam, ders veririm” diye düşünmeye başladığı an, düşüşe geçeceğine inanırım. Düzgün feed-back alamayan yönetici, başarısızlığa mahkumdur.

Umarım, inanarak değil, sadece gazetelere malzeme olsun diye söylenmiştir.

😛

17 Mayıs 2011 Salı

Değişime direniş

Bu sabah yayınladığım Komuta tekliği yazısına 2 değerli yorum geldi.

  1. Sevgili arkadaşım Canan Onat, elemanların birden çok kişiye bağlı olmaya karşı koyuşunu yazdı.
  2. Friendfeed’e yorum yapan Berk Ülsoy ise (blogdaki yorumlara aynen aktardığım) satırlarında amirlerin davranışlarını sorguladı.

Her iki taraf (üstler ve astlar) da bu zorunlu değişime uyum sağlayamıyor.

Berk Ülsoy durum tespiti ile yetinmeyip “bu yönetim şeklinin kırılganlığı” konusunda düşüncelerimi ve “sağduyulu ve işbirlikci olmayan insanlar söz konusu ise, böyle bir yapıyı ayakta tutmanın zorluğunu; bunları ortadan kaldırmak için neler yapılabileceğini” diye soruyor.

😮

Güzel ve zor bir soru. İnsan komplekslerini yenebilecek bir sihirli değnek bilmiyorum. Hele ki eski öğretilerin rahatlığına sığınmışlarsa, yeni uygulamayı anlamak istemeyeceklerdir.

Teknolojik gelişime karşı koymak isteyenler de var. Kısa süre, kendi çevrelerinde bazılarının hayatını zehir ederek – kendilerince –  başarılı da olduklarını sanabilirler. Sonuçta, gelişme galip gelir.

Aynı şekilde, bu organizasyonel oluşuma da karşı koymak imkansız. İstemesek de hemen her şirkete giriyor. Biraz büyüyen her şirket zorunlu olarak bu yönteme geçiyor. Teknoloji de, piyasa da yeni yapıyı zorunlu kılıyor.

😉

Size iki örnek kişi anlatayım.

İkisi de bankada Genel Müdür Yardımcısı idi.

Biri yukarıda anlatılan amirin tipik örneği. Ona bağlı bir direktör’e “Yanlış yapıyorsun, üstelik doğrusunu da biliyorsun” dediğimde, “Şirketin çıkarları değil, benim maaşıma karar veren adamın söyledikleri önemli” demişti.

Diğeri, şirket için iyi olanı yapmaya çalıştı.

😉

İlki, astlarının tüm iyi fikirlerine “Ben söyledim, ben yaptım” diye sahip çıktı. Astlarına hiç pay vermedi, öne çıkarmadı. Hatta ezmeye çalıştı. Durum kötüye dönünce “Ben yapmadım. Onun suçu” deyiverdi. İyileri yanından kaçırdı. Kendisi ile aynı kalitede kişilerle çalıştı.

Diğeri doğru bulduğu fikirleri destekledi. Fikir sahiplerini yüreklendirdi.

😉

İlki şimdi de Genel Müdür Yardımcısı. Bir devirler onun yanında çalışanların bir kısmı aynı unvanda, bazıları daha yukarıda.

Diğeri ise büyük bankalardan birinde Genel Müdür.

😉

İlki sürekli olarak diğeri aleyhine konuşuyor. Oysa diğerinin konuşma konusu bile değil artık. Hiç bahsi geçmiyor.

Sonuçta, daha yukarıdaki karar vericiler bu ayrıntıları kaçırmıyor. Şirket yönetimi söz konusu olunca, süreklilik ve tutarlılık unsurları daha öne çıkıyor. Değerli elemanların kaybından kimse hoşlanmıyor.

😉

“İyi dedin ama, o da yıllardan beri banka Genel Müdür Yardımcısı olarak küfeyle para kazanıyor” derseniz, bir sözüm yok. Sadece gelecekte onların Genel Müdür Yardımcısı olamadan, daha erken yok olacaklarını umuyorum.

😛

05 Ocak 2011 Çarşamba

Ekipte çalışmak

Seçkin bir ekip olduğunda, düşman hatları gerisindeki bir baskın timi gibi çalışılıyor. Kimseyi birlikte çalışmak istemediği insanla devam etmeye zorlayamıyorsun. İşini iyi yapmayanla çalışmak da istemiyorsun.

Eğer bir girişim ise, yolları ayırıyorsun.

Buraya kadar olağan. Kimseye garip gelmiyor.

😉

Bir kurumda çalışıyorsan, aynı şeyi yapınca “aslında politize edilmiş bir zincirin ufacık bir parçası içerisinde varlık nedenlerinin dahi farkında olmayan bir bürokrat” diye nitelendiriliyorsun.

😛

Ben de zaten nicedir [1] [2] [3] [4] [5] [6] bu çelişkiyi anlatıyorum. Ve tekrar vurguluyorum. Sizi köleleştiren patronun değil kendi bakış açınızdır.

😀

Okumak isteyene: Takım oluşturma kültürü

🙂