"etkinlik" etiketli yazılar:

09 Aralık 2016 Cuma

Klişe Tombalası

1 Temmuz 2005’te, “Bigdata anlatırken “Zeki Müren de sizi görecek” veya nesnelerin interneti (IoT – Internet of Things) anlatırken “peynir ısmarlayan buzdolabı” veya “şoförsüz araba” cümlelerinden öte gidemeyenler”den bahsetmiştim.

Bugünlerin sahne modası

  • Hiçbir odası olmayan AirBnb
  • Hiçbir arabası olmayan Uber
  • Hiçbir üretimi olmayan Alibaba
  • Hiçbir yazarı olmayan Wikipedia

cümlelerinden mutlaka bahsetmek.

   Bir ara “Hiç kitap rafı olmayan Amazon” deniyordu ama Amazon arka arkaya dükkan açınca bu cümle ortadan kalktı

Bu “Hiçbir  …  olmayan  … ” cümlesini binlerce kez duyduk ama “varlıksızlık” (no asset) kavramının sanayi şirketlerine nasıl uyarlanabileceğinden bahseden neredeyse yok.

🙁

Neden mi? Klişeyi duyup “Çok iyiymiş bu yahu… Bunu ben de sunumlarımda kullanayım“dan öte gidemeyen konuşmacılar olduğundan.

Bir kez daha “Hiçbir  …  olmayan  … ” cümlesini duyduğunuzda biraz sabredin. Varlıksızlık uygulamasının internet doğumlu olmayan şirketlerde nasıl uygulanacağını anlatmazlarsa, saçmalıklar tombalasını kazanmış gibi “tombala” diye bağırın ve elleriniz patlayana kadar alkışlayın.

😉

EKLEME:

Kutadgu Arslan’ın Facebook yorumundaki resmi de ekliyorum.

Kutadgu Arslan yorumunda “Geçen gün şirket içi bir sunumumda, “benim sunumumda bunları bulamayacaksınız peşinen söyleyeyim” dedim. ” diye belirtti.

🙂

 

06 Aralık 2016 Salı

Pazarlama Zirvesi 2016

6  –  7 Aralık’ta Pazarlama Zirvesi’nin 17’ncisi Zorlu – Raffles otelde gerçekleşiyor.

paz-zirve-2016

Bu ülkede, bir etkinliğin 17’ncisini yapmak kesinlikle bir başarıdır. Management Center Türkiye‘nin CEO’su Tanyer Sönmezer‘i bu nedenle kutluyorum.

🙂

Bildiğiniz gibi benim hem işim, hem de hobim PAZARLAMA. Verilerin sürekli çoğaldığı dünyada pazarlamanın [1] , [2] , [3] , [4] , [5]  ve marka iletişiminin [a] , [b] ne duruma geldiğini sürekli olarak izliyor ve öğrendiklerimi mümkün olduğunca paylaşmaya çalışıyorum.

Bu doğrultuda, pazarlamaya ilişkin etkinliklere katılmak hoşuma gidiyor. Davet edilince, yoğun programımı değiştirdim ve Pazarlama Zirvesi’ne katılmaya çalıştım.

6 Aralık sabahı, kayıt sırasında ismim bulunamayınca kuşkulandım. (Yazışmalarımız süresince tüm iletişim bilgilerim tekrar istendiği için, adımın bilinmemesi beni şaşırttı.) Daha önce bir benzeri başıma gelmişti zaten.

🙁

Toplantı öncesinde yıllardır görmediğim arkadaşlarla karşılaştım. Onlar profesyonel yaşamlarını sürdürüyorlardı. Değişen ABD$ ortamında bütçe ve tahmin yapmanın zorlukları gibi bazı ciddi konuların sohbetini yaptık. Sonra birlikte toplantı salonuna yöneldik.

Toplantı salonuna girerken tüm kartların üzerindeki QR kod, görevlilerce okutularak salona alınıyordu.

paz-zirve2-2016

Benim kartımda sorun çıktı. “Siz kenarda bekleyin” denildi. Arkadaşlarım girdiler. Kenarda – gerçekten – bir süre bekledim. Sonra kapıdaki görevlinin keyfinin gelmesini beklemedim ve içeri girdim.

Kahve molasında da aynısı tekrarlandı. Kapıdan her çıkan, geri girerken kartını okutarak girmek zorundaydı. Ben yine birkaç dakika bekledim ve yeniden okunmasını denemeden içeri girdim.

Saat 11.30 gibi çok acil bir telefon geldi. Görüşme yapmak için salondan çıktım. Telefon konuşmam bittiğinde geri girmeye çalıştığımda yine QR kod okundu ve “Sizin içeri girmeniz yasak” denildi.

Kapıdaki görevliye anlatmaya çalıştım. “Buraya davetli olarak geldiğimi, bu etkinliğe girmek için sahte QR kod üretmenin anlamsız olduğunu, üzerindeki diğer kağıtlara ve boynuma asılı kurdeleye bakarak bile bunun benim üretimim olmadığının anlaşılacağını…

Görevli “Yasak” diye tutturdu.

Anladım. Bu durumda burada kalmanın bir gereği yok. Girip eşyalarımı alıp çıkayım bari” dedim. Ona da izin vermedi.

Kayıt masanına gidip durumu aktardım. “Kim öyle söylemiş, bana gösterin” diyerek bir görevli benimle geldi. İçeri alamayan kişiye gerekli uyarıları yaptı. (O arkadaşa gerekli uyarıları yaptı ama, bana “Kusura bakmayın, bir hata olmuş” demedi.)

İçeri girip eşyalarımı alıp çıktım.

🙁

Bir yandan 17 yıldır sürdürülen bir etkinlik. (Bugünlerde sürdürülebilir bir şey yapmak çok zor. Bu nedenle kesinlikle takdir ediyorum ve karalamak istemem.)

Diğer yandan kapıdakinin düşüncesiz davranışı. (Bir kişinin düşüncesiz davranışı nedeniyle onlarca kişinin emek harcadığı bir etkinliğin olumsuz anılması doğru olmayabilir ama…)

Kendime “Neden salona her girişte QR kodlar okutuluyor?” diye sordum. Bilirsiniz, 20 yıldan beri veriye dayalı pazarlama ile ilgileniyorum.

  • Kimlerin hangi oturumlarla ilgilendiğini öğrenmek için olabilir. Gelecek senelerde konu seçiminde dikkate alacaklar
  • Kimler geldi, kimler gelmedi. Gelecek sene davetli listesini buna göre ayarlayacaklar.

Verilerin toplanma nedenlerini düşünürken, “Cihazlar QR kod okumazsa ne yapılacağı” konusunda bir talimat verilmediğini düşündüm. (Konuşmacılardan Mark Ritson – benim de sıkça söylediğim gibi – “Ne yapılacağını bilmek değil, ne yapılmayacağını bilmek önemlidir” demişti. Demek ki, organizasyonu yapanlar bunu atlamış.)

Teknoloji kullanımını eksik yapan kurumlar gibi, araçlar amaç olmuş ve QR kod okunmazsa “YASAK” deniyor.

😉

Hep söylerim. Önce amaçlarınızı saptamalı, sonra en uygun teknolojilere karar vermelisiniz. Eğer istisnalarda ne yapacağınızı saptamazsanız, tüm teknoloji yatırımlarınız boşa gidebilir.

🙁

Umarım başka bir etkinlikte, sizinle ilham verici içerikleri paylaşma fırsatım olur.

😉

22 Ekim 2015 Perşembe

Yine Y Kuşağı

Dün yayınladığım “Y Kuşağını Anlamak” yazısının başında 7 olumsuz paylaşımımı yazmıştım.

Yorum yapan T’Pol de benim gibi olumsuz tecrübeler yaşamış. Onları paylaştı.

Muhtemelen Y neslinden olan Sarpedon33 ise T’Pol’u şöyle yanıtladı:

Sevgili T’Pol,

Demek ki sorun başka bişey. Mesela ben söyleyim neyin sorun olduğunu, insanlar sevdikleri işleri kendileri için yapmak istiyorlar. Y kuşağı ilkokulda dersaneye gitmiş bir kuşak olarak ne laptop beğenir ne maaş beğenir ne de başka bişey. Çünkü adamlar hayatlarının ilk 25 yılını son derece stresli, çocukluklarını yaşayamadan geçirdiler, şimdi bir şirket için nasıl oturup 3 kuruş paraya kölelik etmesini bekleyeceksiniz? Tabii ki etmeyecekler. Haklılar. Düzenin değişmesi, paylaşımcı, faydalı, adil ve anlamlı bir şeye dönüşmesi gerekli. Üç beş adam zengin olacak diye bütün nesil onlara kölelik mi edecekti ? Geçiniz

Benim Y kuşağı tecrübelerim, büyük kısmının “kendi işleri bile olsa” ciddiyetle ele almadıkları yönünde.

gen-y-2Resim şuradan alıntıdır

İşte yukarıdaki [1], [2], [3], [4], [5], [6], [7] yazıya ek olarak 2 örnek daha:

İlki…

Final dönemi geldi. Bir MBA katılımcısından şu mesajı aldım.

Final sınavına hazırlanıyorum. Dersi daha önce alan biriyle maalesef tanışmadığım için tüyo alamıyorum.

Kısa bir bilgilendirme alabilirsem ya da eski sınavlardan örnekler alabilirsem çok memnun olurum.

Tüm dönem boyunca dersin işlendiği www.uzaktanCRMegitimi.com sitesine girip final yazsa, geçmiş yılların final sorularını ve yanıtlarını bulacak. Bunu geçtim, ilk hafta özellikle okunmasını söylediğim Nasıl Bir Ders yazısını gerçekten okusa, hem nasıl ders işlendiğini sene başından öğrenecek, hem de final sınavı hakkında yeterli bilgiye sahip olacak.

Final sınavı kimin işi? Nerede “Üç beş adam zengin olacak diye bütün nesil onlara kölelik mi edecek” edebiyatı?

😉

İkincisi…

Bir üniversitenin Pazarlama Kulübü öğrencileri 2 ay sonra düzenleyecekleri etkinlik için fikrimi alma onurunu bana verdiler. Seçtikleri temsilci ile buluştuk. Bir süre sohbet ettik.  Ona, etkinlik için çok daha yararlı olabilecek, üstelik onların okulundan mezun olmuş bir kişinin adını verdim.

Ayrılırken “Bu sohbette bile çok şey öğrendim. Etkinlikte mutlaka bulunmanızı isteriz” dedi. Hemen ertesi gün Linkedin’den beni ekledi.

Aradan bir ay geçti. Şöyle bir mesaj aldım:

XXX Hanım’la iletişime geçebileceğimizi söylemiştiniz. Biz konuyla ilgili XXX Hanım’la da iletişim kurmayı çok istiyoruz ancak iletişim adresine maalesef ulaşamadık. Kendisinin telefon numarası ya da mail adresini bizimle paylaşmanız mümkün müdür acaba?

Linkedin’de veya Facebook’da veya Twitter’da aynı isim ve soyadı ile başka kimse yok. Hani sosyal mecraları etkin kullanan Y kuşağı?

Etkinliğe konuşmacı bulmak kimin işi? Bu mu “hayatlarının ilk 25 yılını son derece stresli, çocukluklarını yaşayamadan geçirdiler, şimdi bir şirket için nasıl oturup 3 kuruş paraya kölelik etmesini bekleyeceksiniz?” cümlesinin gerekçesi?

😉

Bu anımı anlattığım bir arkadaşım “Bana e-posta atıp “sizinle iletişim kurabilir miyiz?” diye soran oldu” dedi. Benzerini ben de görüyorum.

Bu “gençliğini yaşayamadı, kölelik, üş beş kuruş” edebiyatı için aynı önermeyi kullanacağım: Geçiniz.

😉

Neyse ki Y kuşağının tamamı böyle değil. Kendini geliştirmek için yüksek tempoyla çalışanları görüyorum. Bir kısmını sosyal mecralardan izliyorum. Okuyorlar, tartışıyorlar, soruyorlar, çare arıyorlar… Bahanelere sığınmadan sorumluluk alıyorlar. Onları elimden ve bilgimden geldiğince desteklemeye çalışıyorum.

Onlar, “İnsanı patronu köle yapmaz. Kölelik bir ruh halidir{a}{b}{c}{d}, {e}, {f} cümlesini söylemeseler bile hayatlarına geçiriyorlar. İleri yıllarda iş hayatlarını hiç köleleşmeden, muhtemelen kendi işlerini hakkıyla “paylaşımcı, faydalı, adil ve anlamlı” bir şekilde yaparak sürdürecekler.

Bu değerli Y kuşağı gençlerini saygıyla selamlıyorum.

😀