"Faik Açıkalın" etiketli yazılar:

14 Ekim 2009 Çarşamba

Rüya / Kabus

Rüyamda, kötü patronlarımdan birini gördüm. Yine cebelleşiyordum.

🙁

Oysa muhteşem patronlarım oldu.

Okulda öğrenci asistanlık ile başlayan iş hayatımda, ilk patronlarım (aynı zamanda hocalarım) Emel Ataç, Osman Ata Ataç oldu. Dostluğumuz devam ediyor.

Mezuniyet sonrası ilk işimde döneminin en değerli danışmanlarından David O’Hill ile çalıştım.

Ayhan Keyman’da, yöneticinin nasıl olması gerektiğini gördüm.

Türkiye’nin bir numaralı yönetim danışmanı Oktay Bora Yağız ile yakın çalışma fırsatı buldum.

Sonra bankacılık yıllarımda efsane patronlarım İsmail Yalçınkaya ve Metin Ünal… Nezaketi bozmadan yönetim konusunda usta ötesi kişiler…

Önce arkadaşım, sonra patronum olan Ziya Alpman ve Faik Açıkalın… Kolay yönetilen biri değilim. Birlikte çok başarı öyküsü yarattık.

😀

Kendilerine doğrudan bağlı çalışmadığım, ama vizyonlarına ve liderlik özelliklerine şahit olduğum başka üst düzey yöneticiler de var.

😀

Bunca değerli insanı görmek varken, çevresindekileri aşağılayan, kendi kötü özelliklerini liderlik davranışı diye astlarına yedirmeye çalışan,  paydaşlardan maddi çıkar sağlayan bir adamı rüyamda görünce…

Küçükken şöyle öğrenmiştim. İyi şeyler görmüşsen, rüya’dır… Kötü şeyler görmüşsen, kabus…

😛

30 Haziran 2009 Salı

İsim ile sıfatı karıştırmak

Yıllarca yabancılar ile çalıştım. İsimleri ile seslenirsiniz.

Price Waterhouse’a girdiğimde, (o zamanlar) dünyanın en pahalı organizasyon danışmanı benim patronum idi.  (Şanslıydım. Muhteşem bir öğretmendi de…)

Adı David Owen Hill idi… Kendisine “Mister Hill” dediğim zaman düzeltirdi. “David diye seslen.” David’in 5 çocuğu vardı. En küçük çocuğu bile benden büyüktü.

Babamdan daha büyük birine ismi ile seslenmek… Öğrendiğim önemli konulardan biridir.

😛

Daha ileri yıllarda, eski arkadaşlarım Faik Açıkalın ve Ziya Alpman, patronum oldular.

İş dışında arkadaş, iş sırasında patronum olduklarını bilerek davrandım. Rol çelişkisi yaşamamaya çaba sarfettim. Onlara da yaşatmadığımı umuyorum.

😀

Denedim. Astlarıma “bana ismimle hitap edebileceklerini” söyledim. Böyle başlayınca, ast-üst ilişkisini muhabbet ile karıştırmayan, hemen ertesi gün  “enseye tokat” gitmemeyi bilen kişiler de oldu. Maalesef azınlık…

🙁

Unvanlar ile başlayınca… Sadece ağzımızda değil… Beynimizde de…

Ağız-beyin koordinasyonu… Ne yazık ki, özü sözü bir olanlarda değil de, diğerlerinde…

Garip değil mi?…

🙁

10 Aralık 2008 Çarşamba

Yenilikçilik ve fikircilik…

Bugünlerde herkes yenilik (innovation = inovasyon) konuşuyor. Hemen her genç arkadaşımız, yaratıcı fikirlerine değer verilmediği için çalıştığı iş yerini suçluyor.

Onlara sorsak, şirket bu fikirleri uygulasa rakiplerini geride bırakır, pazar payı başını alır gider, karlılık tavana vurur, vs…

30 yıllık iş yaşamında bunlardan yüzlercesini duydum. Yüzlercesinin “neden gerçekleşmeyeceğini” anlattım. “Kendi fikirleri dışındaki tüm fikirleri öldüren adam” nitelemesini hak ettim.

Gerçekten fikirleri öldürmeye meraklı mıyım? Elbette hayır. Neden benim için bu söylem çıkarıldı?… Gerekçelerini ve görüşlerimi önümüzdeki yazılarda okuyacaksınız.

Koç Üniversitesi Pazarlama Kulübü’nün düzenlediği “Pazarlamada Yenilikçilik” konferansının notları paylaşmıştım.

Bakalım ustalar ne demişler:

  • Ana konuşmacı Prof. Dr. Rajesh Chandy “Inovasyon, yeni bir fikrin başarılı bir ticari uygulamasıdır”;
  • Garanti Ödeme Sistemleri A.Ş.’nin Genel Müdürü Mehmet Sezgin: “İnovasyon, fikrin kar getiren şekilde hayata geçirilmesidir. Yeni bir müşteri değeri sunmalıdır.”
  • Sony Eurasia Genel Müdürü Mohsen Noohi “inovasyon = yaratıcı fikir + doğru uygulama

Bu cümlelerin ortak noktası şudur: Her fikir, yenilik değildir. Uygulanabilir ve para kazandırabilir olması gerekir.

Ben, kulağa küpe olması gereken bir cümle ile bu yazıyı sonlandırayım. Yine arkadaşım ve eski patronum, Dışbank eski Genel Müdürü Faik Açıkalın’a ait:

“Bazıları, uygulanamaz bir çok fikre sahiptir. Kendilerini vizyoner sanır. Devamlı yepyeni fikirler saçar ortalığa… İnovasyon ile fikir ishalini karıştırmayalım.”

🙂