"felsefe" etiketli yazılar:

20 Ekim 2011 Perşembe

Webrazzi Summit 2011 – 1

Dün Webrazzi Summit 2011 vardı. 700 kişilik salon ağzına kadar dolmuştu. Giderek artan sayıda kişi ve kuruluşun Web’deki oluşumlarla ilgilenmeye başlamasına şahit olmak bile güzel.

🙂

Arda Kutsal’ın açılış konuşmasından sonra, Nokta grubundan Tümay Asena2011 ve Sonrasında Dönüşüm: Sosyal, Lokal, Mobil” konulu sunumunu yaptı. “Sosyal ağlardan sosyal web’e dönüşüm” diye adlandırdığı kavramı anlattı. “Artık sadece 2 – 3 tane siteye girdiğimiz zaman değil her tarafta sosyaliz

Nokta’nın (ve bugünün birçok başarı öyküsü oluşturan internet girişiminin) ilk çıktığı yıllarda şanslı bir dönem olduğunu, rekabetin az olmasından faydalandıklarını, ama bugün de başka bir dönüşümün içinde olduğumuzu ve dönüşümü anlayanların yeni web eko-sistemi içinde başarılı olacaklarını vurguladı.

Mobil uygulamalarda (ki bunlara e-ticaret de dahil) OYUN’a yaklaşıldığından, oynamak gibi kolay ve keyifli, para veya puan kazandıran projeler olduğunu söyledi.

😉

Tümay Asena ile tamamen aynı fikirdeyim. Bazı yazılarımda değişimin (en azından kendi uzmanlık alanlarımdaki) etkilerinden bahsetmiştim.

yazmıştım.

Kurumların büyük çoğunluğunun kişilerden de geride olduğunu, değişimi  yeterince anlamadığını, dolayısıyla fırsatları değerlendirmediğini de eklemeliyim. Zaten öğleden sonraki Sosyal CRM sunumumun  konusu da CRM’deki diğer değişimler ve bunun (maalesef Türkiye’de) yeterince anlaşılmadığı üzerineydi.

😀

Sonraki konuşmacı Comscore’dan Michael Read idi. Ölçümleri anlattı. (Girişte verilen Webrazzi çantası içinde Comscore tarafından hazırlanan “DATA PASSPORT Second Half 2011” broşürü var.  Küçük el kitabı boyutlarında. Kamu taşıma araşlarında okumak için ideal ölçülerde. Bir süre elimden düşürmeyeceğim.)

Mike Read’in sunumundan aldığım notlar şöyle:

– 4 açıdan ölçüm önemli: Audience analytics (izleyici ölçümü), advertising analytics (reklam ölçümü), Web analytics, Mobile & Network analytics.

– Türkiye’de twitter kullanımının Ekşisözlük kullanımını daha yeni geçmiş.

– Nokta, Mynet, Hürriyet ve Sabah’ın uluslararası trafiği %10’dan fazlaymış.

– Yapılması gerekenleri anlatırken “hedef kitleyi belirleyin, rakiplerinizle kendinizi karşılaştırın, pazarlamanızı hedef kitlenize uyarlayın, benchmark edin” dedi.

  • Öğleden sonraki S-CRM sunumumda anlatacaklarımın ana noktalarını söylemiş gibi oldu.

😀

Daha sonraki oturumlarda tuttuğum notlar için… Az sonra… Beni izlemeye devam edin.

😉

14 Mayıs 2011 Cumartesi

Şanslı dönem

13 Mayıs 2011’de, Fatmanur Erdoğan ve ben birbirine yakın yazılar yazmışız.

Fatmanur, “Özgürlük, Sorumluluk Taşıyabilmektir” diyor. Ben de “-izm siz düşünmeyen doğru düşünemez” diyorum.

Yaratıcılık düşünce engellerini aşınca başlar. Stres, zaman kısıtlaması ve acil durum anonslarının – sürekli olmadığı takdirde – yaratıcılığı  azaltmadığı, aksine artırdığı ispatlanmış.  Yeter ki – ırkçılık, taraftarlık, inanç sistemleri, okuldaşlık, -izm’cilik gibi – düşünce engelleri olmasın.

Fatmanur’un yazısı da aynı yönde… Özgürlük sorumsuzluk değildir. Bence de serserilik ile özgürlüğü ayıran çizgi, uğruna mücadele edilmesi gereken bir şeylerin olmasıdır.

😀

Bunları yazarken aklıma, bu dönemin gençlerinin hem şanslı, hem de şanssız oldukları bir konu geldi.

Sanayi Devrimi ile oluşan tüm kavramlar yeniden irdeleniyor. Eskilerin uzmanlaştığı kavramlar dayanak olmaktan çıkıyor. Eğitim tümden gözden geçiriliyor. Özellikle yönetici eğitimleri baştan ele alınıyor.

Doğru bilinen kavramların sorgulanması, hatta bazılarının yargılanması nedeniyle oluşan belirsizlik bu dönemi yaşyanların şanssızlığı. Bazıları neye tutunacaklarını anlayamıyor. Özellikle değişimi anlamaya çaba sarfetmeyip, verileni olduğu gibi kabul etme eğilimleri varsa…

😉

Diğer yandan, bir değişimin içinde olmak, her gün değişen kavramları incelemek, birçok kavramın yeniden şekillenmesine şahit olmak da heyecan verici.

Sanayi Devrimi’ni izleyen 20 sene içinde bugünün – artık eskiyen – kavramları oluşmuştu. O dönemim içinde olmak gibi… Oluşumun şahidi olmak, “ben oradaydım” diyebilmek…

Eğer değişimden korkmuyorsanız, değişimden kaçmak için dogmalara ve inançlara sığınmak yerine evrensel değerlere  odaklanıyorsanız, kavramları sorguluyor ve gerekçelerini öğrenmeye çalışıyorsanız çok ama çok şanslısınız.

Bilinçli bir tüketici ve üretici iseniz, her şeyin farkında olacaksınız. Tarih oluşurken olay mahallindesiniz, belki tarihi siz yazarsınız.

Kim bilir?

😉

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Ayna olarak Sosyal Mecralar

İçimizdeki huzursuzluğu yansıtmak istersek sosyal mecralar gibisi yoktur.  Laf mı dokunduracağız, Friendfeed’e girer, kime gittiği belli olmayan bir mesaj yazarız.  “Bazıları öyle ezik ki…”, “Madem böyle yapacaktınız…”  Kime seslendiğimizi açıkça yazmayız. (Ama başkalarına da “İsim ver, politika yapma” demeyi ihmal etmeyiz.)

Birinin yazdığını beğenmezsek, doğrudan ona yanıt yazmayız.  “Bazıların vizyonu”, “Kimilerinin dünyası”  üzerine döşeniriz. “O kendini anladı” veya “Mesaj yerine ulaştı” diye eklemeyi de marifet sayarız.

Yakın çevremizde birinden şikayetçiysek… Ona bazen sıfatlar takarız, bazen çevremizdeki nesnelere, mobilyalara benzetiriz. Nasılsa benzer şikayeti olan çok kişi vardır. “Like” sayısı artınca mutlu oluruz. Hatta “Like ver” diye ricalarda bulunuruz.

😉

Çelişkilerimizi de yansıtırız sosyal mecralara. Aile içi bir konuyu geyik malzemesi yaparız. Sonra da “insan sözünün nereye gittiğine dikkat etmeli” deriz.

Bir yandan “yaşımız, dünya görüşümüz izin vermez” deriz, bir yandan da “geyik yaptım, eğlence için yazdım” diye vurgularız.

Bir yandan “bari günümüz gençlerinin anlayacağı kelimeler kullansaydın” deriz, ama 2 satır sonra “çevrendeki genç kitle seni havaya sokuyor” diye yazarız. “Gençler hoşlansın, Like versin diye bir tane feed bile girmiş mi acaba” diye araştırmayız.

😛

Bunlar, “20 yaş grubundaki hayran kitlesi seni havaya sokuyor” derse, “ayakların yere basmıyor” derse, “kendi içinde sorunların var” derse, “insan sözünün nereye gittiğine dikkat etmeli” derse… Aynı şeyi düşünürüm.

Bana değil, aynaya söylüyor.

😛