"fıkra" etiketli yazılar:

10 Nisan 2010 Cumartesi

Parmakları karıştırmak

Babası oğluna parmakları öğretmiş.

Bu başparmak… Bir şeye basarken kullanılır. Yukarı kaldırdığında “aferim” anlamına gelir….

Bu işaret parmağı… Bir şeyleri gösterirken kullanılır. Yukarı kaldırıp sallarsan “bir daha yapma” anlamına gelir. Kavanozun dibinde kalan balı yalarken işe yarar…

Bu orta parmak… En uzun parmaktır.

Bu yüzük parmağı… Kutsal evlilik yüzüğü bu parmağa takılır.

Bu serçe parmak… Kürdan yerine kullanırsın, kulağını karıştırırsın…

Sonra elini hızlıca sallamış. “Şimdi karıştırıp tekrar soracağım, bakalım bilecek misin?

😀

Bu fıkra nereden aklıma geldi.

Birkaç arkadaş, kanal stratejilerini tartışıyorduk.

  • Artık bunlara kanal değil, temas noktası demeliyiz. Internet’e “kanal” dediğimizde, e-posta ile friendfeed girdisini aynı kefeye koyuyormuşuz gibi geliyor. Rahatsız oluyorum.

Elbette tüm kanal stratejileri, ana iletişim stratejisi doğrultusunda şekillenir. Ancak her kanalın kendi kısıtlamaları vardır.

Birinde karakter sınırı vardır, diğerinde resim gönderemezsin, vb…

Ana strateji tek olduğu için, bunları da tekleştirmeye kalkarsan, fıkradaki baba konumuna düşersin.

😛

09 Haziran 2009 Salı

Kendine kötülük etmek

İş hayatında geçerli çok sayıda fıkra vardır.

Bunların bir çoğunu patronlarımdan veya babamdan öğrendim. Bazılarını da yazdım. İşte biri daha…

😛

Enine boyuna bir delikanlı imiş Memo… Biraz da safmış… Yaşı gelmiş. Askere gitmiş.

Usta birliğine geçince çavuşlar durumu görmüşler. En zorlu işleri ona yaptırmaya başlamışlar. Soğanları ona soydurmuşlar. Karavanaları ona taşıtmışlar. Tuvaletleri ona temizletmişler. Sabah 04.00 – 06.00 nöbetleri ona yazılmış.

Birkaç ay boyunca bu durum devam etmiş. Sonra insafa gelmişler. Memo’yu çağırmışlar:

– Memo bundan sonra bütün zor işleri sana yaptırmayacağız?
– Yani artık tuvaletleri hep ben temizlemeyecem, di mi?
– Hayır Memo, artık tuvaletleri hep sen temizlemeyeceksin.
– Karavanaları da yalnız ben taşımayacam?…
– Hayır. Artık karavanaları bir tek sen taşımayacaksın.
– Soğanları da her zaman ben soymayacam?…
– Hayır soğanları her seferinde sadece sen soymayacaksın.
– Eyi olur çavuş abiler… Ben de artık sizin karavananıza işemem…

😛

Başkasına kötülük ettiğini sanırken kendisine kötülük yapabilir insan.

Bazı arkadaşlar, kabalık etmenin işe yaradığını sanır. Örneğin, daha lokantaya girerken garsona terslenirler. Hiç önermem.

😉

25 Temmuz 2008 Cuma

Pazarlamanın ikiz kardeşi: Teknoloji

1978 senesinden beri çalışıyorum. 1981 yılında İşletmecilik Bölümü’nden mezun oldum. Bir şirkette pazarlama departmanında çalışmaya başladım. İşe girdiğimde bilgisayarlar çoğunlukla muhasebe departmanlarında bulunurdu.

30 yılı geçen iş hayatım boyunca ekranların masalara yayılmasına (en son pazarlamaya gelişine) şahit oldum.

Perakende bankacılık alanında projeler yaptım. İlk taksitli kartları çıkardım. Puan kataloglarını ortadan kaldırıp sanal mağazalardan alış verişe yönlendirdim, vb… Küçüklü büyüklü yüzlerce projenin “ticari” sorumlusu oldum. Yüzlerce IT’ci tanıdım.

Çalıştığım hemen tüm şirketlerde “IT ile en iyi çalışan ticari kişi” diye sıfatlandırıldım. IT ekipleri diğer ticari birimlere, “nasıl çalışmayı tercih ettiğimizi gidin Uğur’a sorun” dediler.  Hatta bazı toplantılarda işe yeni girmiş arkadaşlar beni IT ekibinden zannettiler.

Yüzlerce IT’ci tanıdım ama…

Hayata geçirmeyi umduğum projeyi sonuna kadar dinleyen; dinledikten sonra mevcut koşullarla en etkin ne yapılabileceğini bilen ve söyleyen; “İstediğin projenin şurasını öyle değil de böyle yaparsak, şu kadar zamanda hayata geçer. Eğer %100’ünü istersen onun 6 katı zaman alır. Bu şekilde hayata geçirip, kalanını sonra tamamlayalım mı?” diye sorabilen sadece 8 – 10 tane IT’ci sayabilirim.

Geri kalanları için, şu fıkrayı düşünürüm.

Adamın biri çölde gezerken ayağına bir lamba takılmış. Açmış, içinden cin çıkmış. Cin demiş ki, “Benden bir dilek dileyebilirsin. Ama dikkat et. Ben çoğunlukla yanlış anladığım için bu lambaya hapsettiler. Bu nedenle yanlış anlaşılmayacak birşeyler iste.”

Adam “Karım ile kaynanamı bir daha hiç görmeyeyim” demiş. Cin adamı hemen kör etmiş. “Dilek hakkın bitti” demiş.

Adam yalvarmış: “Beni kör ettin. Bari bir dilek daha isteyeyim”. Cin yalvarmaya dayanamamış, kabul etmiş. Adam “Madem körüm, cazibemi artırayım ki bu olumsuzluğu kapatabileyim” diye düşünmüş. Dileğini söylemiş: “Beni manken gibi yap”

Cin adamı mağaza vitrinlerinde gördüğümüz taş manken haline getirmiş.

IT’cilerin bir çoğu, insanı taş manken yaparlar. Sonra da “sen istemiştin” derler. İş süreçlerinin otomatize olduğu, CRM gibi nedenlerle müşteri bilgileri ile büyük kazançlar sağlandığı bu dönemde, biz (pazarlamacılar) artık IT ile çalışmayı öğrenmeliyiz.

Onlara da bizimle çalışmayı öğretecek bir eğitim yok mu?