"Friendfeed" etiketli yazılar:

01 Haziran 2010 Salı

Kariyer merci olarak Sosyal Mecralar

Dün blog’a yazdığım Şikayet merci olarak Sosyal Mecralar yazısını okuyan bir arkadaş ile sohbet ettim.

Sosyal mecralarda bir şey yapınca, hemen saldıranlar oluyormuş. “Tecrübesiz ve beceriksizler ile çalışırsanız böyle hatalar yaparsınız”, “Epic fail” gibi cümleler yağıyormuş.

Sonra bu saldıran arkadaşlar arayıp tedavi için kendilerini öneriyorlarmış. “Size bir kampanya yapayım… Bakın görün…”

Denemişler… Bu sefer başkaları aynı cümleleri yazmış.

🙁

Sosyal mecralarda doğru yapmanın yolu yok mu?” diye soruyor.

Ben SMU (sosyal mecra uzmanı) olmadığım için yanıtlayamadım. Ama şaşırmadım da…

🙁

Ayrıca…

İlk yazının Friendfeed yorumlarına, Ekim Nazım Kaya bir yazısının bağlantısını ekledi.

Sonra da yine Friendfeed’de Müge Çerman’ın bir girdisini gördüm. Sosyal medya vezir de eder.. (Mumin Erakbaş’ın yazısı)

O yazının linklerinde yer alan Birge Elif ve Çiğdem Özkan’ın yazılarını da dikkatle okudum. Öğleye doğru da yukarıdaki sohbet…

Herkes aynı noktaya değiniyor. “İyi olacak hastanın …” örneğinin tersine… Bu hastanın gidişi hiç iyi görünmüyor.

🙁

Yazıya gelen Friendfeed yorumları, yukarıda anlattığım durumu keskinleştirdi.

Gerçekten haklı çıkmak istemediğim anlar var.

🙁

31 Mayıs 2010 Pazartesi

Şikayet merci olarak Sosyal Mecralar

Cuma günü Likemind sırasında genç arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Konu yine “sosyal mecralarda pazarlama” oluverdi.

Arkadaşlardan biri Friendfeed’e “apartmana XXX firmasının ADSL hattı çektiğini, mevcut YYY firmasını bırakabileceğini” yazmış. “XXX firması beni 4 – 5 kere aradı. Ancak YYY firması hiç aramadı. Ne biçim sosyal mecra izliyorlar” dedi.

😛

İşte geldiğimiz durum. Sosyal mecralarda varız. Demek ki her istediğimizi yapmalılar. Aksi koşulda onlar  “sosyal mecralarda pazarlama” yapamıyorlar.

🙂

Sanki… “Başıma kötü bir şey gelsin de yazacak konu çıksın” diye beklemek gibi… Hasretle beklenen olumsuzluklara, mutlaka kavuşulacağına inanırım.

😛

Gücümüzü kullanmaya itirazım yok. Bazı sorunlarımızı çözebilir. Ama bunu her vesileyle silah gibi kullanmaya başlarsak, bir şey yokken sorun yaratmaya kalkarsak… Olumsuz örnekler sosyal mecraların değerini artırmaz, aksine azaltır.

Bakmayın MSN’de, Facebook’da ilk 3’e girdiğimize… Hayatın gerçeğinde   teşhir veya şikayet eden olmaktan öteye gidilmesi, paylaşan olunması gerek. Bildiğiniz gibi, Twitter veya Friendfeed’de bulunmak için okuma yazma bilmeye, hatta yaşamaya bile gerek yok.

😀

Üretip de paylaşan herkese saygı duyuyorum.

😀

10 Nisan 2010 Cumartesi

Parmakları karıştırmak

Babası oğluna parmakları öğretmiş.

Bu başparmak… Bir şeye basarken kullanılır. Yukarı kaldırdığında “aferim” anlamına gelir….

Bu işaret parmağı… Bir şeyleri gösterirken kullanılır. Yukarı kaldırıp sallarsan “bir daha yapma” anlamına gelir. Kavanozun dibinde kalan balı yalarken işe yarar…

Bu orta parmak… En uzun parmaktır.

Bu yüzük parmağı… Kutsal evlilik yüzüğü bu parmağa takılır.

Bu serçe parmak… Kürdan yerine kullanırsın, kulağını karıştırırsın…

Sonra elini hızlıca sallamış. “Şimdi karıştırıp tekrar soracağım, bakalım bilecek misin?

😀

Bu fıkra nereden aklıma geldi.

Birkaç arkadaş, kanal stratejilerini tartışıyorduk.

  • Artık bunlara kanal değil, temas noktası demeliyiz. Internet’e “kanal” dediğimizde, e-posta ile friendfeed girdisini aynı kefeye koyuyormuşuz gibi geliyor. Rahatsız oluyorum.

Elbette tüm kanal stratejileri, ana iletişim stratejisi doğrultusunda şekillenir. Ancak her kanalın kendi kısıtlamaları vardır.

Birinde karakter sınırı vardır, diğerinde resim gönderemezsin, vb…

Ana strateji tek olduğu için, bunları da tekleştirmeye kalkarsan, fıkradaki baba konumuna düşersin.

😛