"gazete" etiketli yazılar:

24 Haziran 2014 Salı

N’olacak şu gazeteler?

Dün akşam, 22.30 – 24.00 arasında Kahraman Uğurlu’nun radyo yayınına İsmail Hakkı Polat ve Hamza Şamlıoğlu ile birlikte konuk oldum.

Konu Gazetelerin Geleceği idi. Dinleyenler “çok beğendiklerini” yazdılar. Bizi izleyenlere ve sosyal mecralar üzerinden katkıda bulunanlara teşekkürler.

Bu konunun seçilme nedenleri

idi.

gazete-tr

Farklı yönlere giden uygulamaları tartıştık. Sohbetin tamamını şuradan izleyebilirsiniz.

Sohbet sırasında üzerinde durduğum birkaç noktayı burada özetlemek istiyorum.

🙂

Gazeteler önce ne sattıklarını, yani ana işlevlerinin ne olduğunu bilmek zorunda. Gazetenin işi reklamveren ile okur kitlesini buluşturmak. Daha sert bir ifadeyle, okur kitlesini reklamveren’e satarak yaşıyorlar. Ayrıntısı şurada

Gazetenin amacı okur ile reklamvereni aynı ortamda buluşturmak olduğundan, kağıt sadece bir taşıyıcı.

Yazarlar ise hedef kitlenin oraya sürekli gelmesini sağlayan unsurlar.

😉

Eğer yazarlar “kağıttan dijitale geçiş = kapanma” diye düşünüyorlarsa, ana işlevlerini bilmediklerini düşünebiliriz.

Eğer gazete patronları “kağıttan dijitale geçtikleri için yazarların ücretlerinde indirim yapıyorlarsa” hem işlerini bilmediklerini, hem de zaten azalan maliyetlerle daha rahat ödeme yapabilecekken fırsat yaratıp keselerini şişirdiklerini söyleyebiliriz.

Her ikisi de aynı kapıya çıkıyor. Pazarlama Miyopluğu. Yani gazeteciliğin asıl işinin haber aracılığı ve buluşturma ortamı olduğunu bilmeyip, kağıt üzerine basılı malumatın iletilmesi olduğunu zannetmek.

  • Ek bilgi: Pazarlama Miyopluğu, dünyada en çok alıntı yapılan makaledir. Kısa özeti şurada. Okuyun ve işinizi yanlış tanımlamayın.

Gazeteciler ve patronları işlerini doğru tanımlasalar neler farkeder.

Öncelikle hedef kitleyi belirlemeye çalışırlar. Hedef kitlesi zaten okumayan, TV’de dizi seyreden bir gazetenin yaşama şansı yok. Asıl rakibi internet veya sosyal mecralar değil. Onların elindeki reklam gelirlerini TV’ye kaptıracaklarını öngörmemiz gerekir.

Her şey dijitalde, bu nedenle gazeteler kapanacak” diyenlere de burada birkaç cümlem var. Önemli olan hedef kitlenin nerede olduğudur. Onların hedef kitlesi, tweet atmak ve facebook’da böbürlenmek dışında dijital mecraları kullanmıyorlarsa, “Her şey internet’te” demenin alemi yok. O gazetelerin reklam gelirlerini dijital’e değil TV’ye kaptıracaklarını öngörmek için uzman olmak gereksiz.

  • Ek bilgi: Geçen sene bir toplantıda, iPhone kullananların %40’a yakınının sadece uygulamalar veya sosyal mecralardaki linkler ile internet’e girdiğini, hemen hiç Google veya başka arama motoru kullanmadığını dinlemiştim. Önceden verilenler dışında bir arama – araştırma yapmadıklarına bakarak onlar için “her şey dijital’de” demek iyimserlik oluyor.

😉

Özeti şöyle noktalayalım. Gazeteler içerik sağlamıyor diyoruz ama içeriği de hedef kitleye göre saptamak gerek.  Bu nedenle Radikal’in hedef kitlesi nisbeten eğitimli olduğu için dijital’den başka çaresi yok. Ama Hürriyet’in rakibi web değil TV.

😛

Yukarıda sadece kendi söylemlerimi yazdım. Siz yine yayını baştan sona dinleyin.

🙂

10 Şubat 2013 Pazar

Telif ve Kontrol

Telif üzerine düşünsel sorgulamalarımı yayınlamıştım. Devam ediyorum.

🙂

Telif hakları diye tutturulmasının bir nedeni de kolaya kaçılması. ROI (return on investment – yatırımın geri dönüş oranı) zaten kolaya kaçmanın, az bedel ödemenin ölçüsü. Değer kavramının değiştiğini bilmedikleri için, eskisi gibi kolay yoldan kazanç sağlamaya çalışıyorlar.

Artık üzerinizdeki pijamayı veya eşofmanı değiştirip gazeteye (veya kütüphaneye) gitmenize, oradan bir gün önce basılmış (eskimiş) haberi almanıza gerek yok. Üstelik tarafsız yayın da bulabilirsiniz.

Kitap konusunda çok ileride… Evden çıkmadan bir kitabı indirebiliyorsunuz. Üstelik daha da ucuza.

Telif konusuna bu noktada dikkatli bakmalıyız. Burada korunan kim? Sözde, yazarı korumak için telif hakları öne sürülüyor. Oysa yazara, satış bedelinin %20’si nadiren veriliyor. Yazar, kitabın olası satış bedelinin %40’ı kadar bir bedelle internete koyduğunda kâr ediyorsa, kaybedenler kimler.

Onlar aslında sadece para kazanmanın değil, denetlemenin de peşindeler. Onların izni olmadan, onlara şükran borcu olmadan, ağız kokularını çekmeden (rejisörün yatak odasına uğramadan) yazar / meşhur olunabiliyor.

Katlanamadıkları güçlerinin yok olması!

Kişisel sorgulama notlarım

30 Ocak 2013 Çarşamba

Telif üzerine sorgulamalar

Telif hakları ve patent kavramları aslında yaratıcılığın korunması ve özendirilmesi için ortaya çıkmıştır. Nathan RosenbergBatı Nasıl Zengin Oldu” isimli kitabında, patent konusunun üzerinde özellikle durur. Patent hakları sayesinde başkasının yarattığı yeniliği kopya etmek yasaklanmıştır. Dolayısıyla inovasyon yapan para kazanmaktadır. Böylece inovasyon yapmak özendirilmektedir. İnsanlar, yeni birşeyler yapmak için yarışmaktadır.

  • Batı Nasıl Zengin Oldu kitabı, eski ekonomiyi iyi anlatmaktadır. Internet girişimcileri dışındaki girişimcilerin okumasını öneririm.

Ancak, “bugüne gelirken değişen nedir?” diye kendimize sorduğumuzda, o günlerin yenilikleri ile bugün arasında bir karşılaştırma yapmadan durumu anlayamayız.

O günlerin yenilikleri, elle tutulur, cisimleştirilebilir ürünlerdeydi ve ancak arkalarına büyük sermaye gücünü aldıklarında başarıya ulaşıyorlardı. Arabanın daha az benzin tüketerek çalışması, sandalyenin daha hızlı ve ucuz üretilmesi, kumaşın daha hızlı ve sık dokunması… gibi konular patent konularıydı. Fikir ne kadar güzel olursa olsun, garajda hayata geçirmek ve binlercesini üretmek mümkün değildi. Ya otomobil üreticisine, ya da tekstil fabrikatörüne başvurmak zorunluydu.

  • Tesla ve Edison olgusunu bilenler, yenilikçilik ile ürün ve sermaye ilişkisi konusunda ne demek istediğimi daha iyi anlarlar.

Zamanla değişen en önemli konu şu: insanlar maddi varlıklar dışında, cisimsizlere de para ödemeye başladılar. Microsoft’un ofis iletişim yazılımlarına; iPhone’un plastiğine, silikonuna, madenine değil kolaylığına, tasarımına, aklılılığına para ödemek gibi.

Yeniliklerin kattığı değer sadece rahatlık, kolaylık ve akıl ile de sınırlanamaz elbette… İnsanlar keyifli zaman için para ödemeye başladılar, bilgi için para ödemeye başladılar.

Bilgi ve keyifli zaman geçirme araçları ise,
1 – üretmek için büyük sermaye gerektirmiyorlar
2 – kopyalama maliyeti olmayan şeyler.

Sorun da sanayi ekonomisinden bilişim ekonomisine geçişte yaşanıyor. Değişimi anlamayanlara örnek olarak Türkiye’deki gazete patronlarını verebiliriz. “Takdir edileceği üzere; bu durum ciddi emek ve maliyetlerle çıkartılan gazeteler ve gazetelerin internet siteleri” diyerek “yatırım, makineler, gazeteci maaşları, dağıtım araçları, ve saire’nin maliyetini” öne sürüyorlar. Ancak kendileri blogger’lardan malzeme topluyorlar. Blogger’ların baskı makineleri, elle tutulur yatırımları, maaş ve dağıtım gibi maliyetleri olmadığından, kopyalamayı hak zannediyorlar. Kendi deyimleriyle “fikir ve emek hırsızlığı” yapıyorlar.  Bilgi birikiminin de bir maliyeti ve değeri olduğunu anlayamıyorlar.

Bilgiye (belki enformasyon demeliyiz) ve eğlenceye daha fazla değer verilmesi, değer = para zanneden zihniyetin iştahını arttırıyor. Orada değer var. İnsanlar buna eğilim gösteriyor. “Bundan para kazanalım” diyorlar. Bu noktada “kopyalama ve yayma maliyetinin olmaması” da onları üzüyor.

O zaman SOPA göstermeye kalkıyorlar.

😉

Kendi sorgulama ve anlama notlarım.

🙂