"İsmail Yalçınkaya" etiketli yazılar:

11 Aralık 2009 Cuma

Şahane bir dün…

Dün (Perşembe) güzel bir gündü. Hatta biraz daha geriye gitmek gerek. “Perşembe’nin gelişi, Çarşamba’dan bellidir” derler.

Çarşamba günü Young Guns Agency ilk müşteri görüşmesini yaptı. Konkur için ödevine başladı. Perşembe sabahı ilk hazırlıklar yapıldı.

Öğleden sonra 10. Pazarlama Konferansı’ndaki “Dijital Pazarlama Forumu’nu dinlemeye gittik.

😛

Önce Hakan Senbir ve Sinan Günal ikilisinden Project House’un stratejik planlama modeli DEEP’i izledik.Üzerinde çok zaman harcandığı ve çalışıldığı belli olan bir model idi. Project House’a yakın komşu olduğu için neyse ki Young Guns ekibi bu konuda ayrıntılı eğitim alabilecek. Hatta son 23 kişiden bazılarını da eğitime davet edebileceğiz.

Sonraki seans Tuğçe Esener ve Serhat Akkılıç’ın Trendler konusundaki düeti idi. Bu eğlenceli sunum sırasında salon doldu, taştı. Ayakta dinlemek için bile yer kalmadı.

Son seansda Levent Erden ile Cüneyt Devrim sahnedeydi. Levent’in gerçekçi olduğu kadar da açıksözlü olduğunu bir kez daha gördük. İçeriden biri olarak reklam ajanslarını tüm çıplaklığıyla anlattı. (Kendisinin neden sevilmediğini de tekrar anlamış olduk.)

😀

Benim için gün bitmedi. Lütfi Kırdar’dan çıkıp, Bilgi Üniversitesi’nin Dolapdere Kampüsü’ne koştum. Efsane patronum Sn. İsmail Yalçınkaya’nın konuşmasını dinlemeye gittim.

Bilgi Üniversitesi Finans Kulubü “İyi Bir Yönetici/Profesyonel Nasıl Olunur” konulu sohbet için İsmail Yalçınkaya’yı davet etmişti. Bence mükemmel bir seçim.

Neden derseniz, birkaç kez yazdım. [1], [2], [3], [4], [5], [6]…  (Keşke daha önceden haberim olsaydı da sizlere duyurabilseydim.) Profesyonel yönetici olmak isteyen herkes, İsmail beyi dinlemeli…

Kendisi yönetilirken patronunun hangi noktalara dikkat ettiğini duymak (yıllar sonra olsa bile) yine eğlenceli ve öğretici oldu.

😀

Özetle, şahane bir Perşembe geçirdim. Bilgi birikimim arttı. Birçok dostumla karşılaştım. Daha ne olsun…

😀

14 Ekim 2009 Çarşamba

Rüya / Kabus

Rüyamda, kötü patronlarımdan birini gördüm. Yine cebelleşiyordum.

🙁

Oysa muhteşem patronlarım oldu.

Okulda öğrenci asistanlık ile başlayan iş hayatımda, ilk patronlarım (aynı zamanda hocalarım) Emel Ataç, Osman Ata Ataç oldu. Dostluğumuz devam ediyor.

Mezuniyet sonrası ilk işimde döneminin en değerli danışmanlarından David O’Hill ile çalıştım.

Ayhan Keyman’da, yöneticinin nasıl olması gerektiğini gördüm.

Türkiye’nin bir numaralı yönetim danışmanı Oktay Bora Yağız ile yakın çalışma fırsatı buldum.

Sonra bankacılık yıllarımda efsane patronlarım İsmail Yalçınkaya ve Metin Ünal… Nezaketi bozmadan yönetim konusunda usta ötesi kişiler…

Önce arkadaşım, sonra patronum olan Ziya Alpman ve Faik Açıkalın… Kolay yönetilen biri değilim. Birlikte çok başarı öyküsü yarattık.

😀

Kendilerine doğrudan bağlı çalışmadığım, ama vizyonlarına ve liderlik özelliklerine şahit olduğum başka üst düzey yöneticiler de var.

😀

Bunca değerli insanı görmek varken, çevresindekileri aşağılayan, kendi kötü özelliklerini liderlik davranışı diye astlarına yedirmeye çalışan,  paydaşlardan maddi çıkar sağlayan bir adamı rüyamda görünce…

Küçükken şöyle öğrenmiştim. İyi şeyler görmüşsen, rüya’dır… Kötü şeyler görmüşsen, kabus…

😛

21 Haziran 2009 Pazar

Dedikodu'yu engellemek

İş yerinde çok rastlanır… İnsanlar konuşur… Özellikle üretimleri ile katkıda bulunamayanlar, çene enerjisi ile birşeyler göstermeye çalışır.

Bunca yıllık deneyimlerim çene enerjisinin, zayıflamak dahil hiçbir işe yaramadığını ortaya koymuştur.

😛

İsmail Yalçınkaya‘dan alınacak yönetim derslerinin bir kısmını yazmıştım. [1], [2], [3], [4], [5] …

Bunlardan biri de dedikoduyu engelemek konusundadır.

Yapmazsınız ama… Diyelim ki gittiniz, birinden şikayet etmeye başladınız. İsmail bey hemen telefona sarılır…  Kimden şikayetçi iseniz onu da toplantıya çağırıverirdi.

Sonra:

– Ahmet’ciğim… Uğur diyor ki “Şu konuda böyle yapmışsın. Elbette senin haklı bir gerekçen vardır. Hep birlikte konuşalım mı?…”

Ağzınızdan “başkasının iş yapışı ve davranışları” konusunda çıkan her cümleden sonra karşılıklı yüzleşeceğinizi bilirseniz, “gerçeği, sadece gerçeği” söylemeyi öğreniverirsiniz.

O zaman da dedikodu yapmaz, yalnız işin gerekli koşullarına odaklanırsınız.

😛

Şunu da söylemeliyim. Maalesef, dedikodu ile yönetenlerin sayısı çok daha fazla… Oysa bumerang etkisi yapar… Hani, imam – cemaat meselesi…

🙁