"İstanbul Bilgi Üniversitesi" etiketli yazılar:

16 Mart 2021 Salı

CRM Ödevleri

CRM dersi ödevlerini yaparken şu noktalara dikkat edilmesini rica ediyorum.

😉

Ödevleri mutlaka size verdiğim 2 e-posta adresime birden gönderin. Herhangi bir e-posta adresimde sorun olduğu takdirde, diğerinden ödevinize ulaşabilmek isterim. Ola ki ödevinizi görmemişimdir. Notları açıkladığımda SIFIR görüp “ödevimi göndermiştim” dediğinizde, diğer posta kutusundan da kontrol etmemi sağlar.

İsteyenler ayrıca İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin uzaktan eğitim ortamlarına da yükleyebilirler.

😉

Kişisel ödevlerde ödevi gönderdiğiniz dosyayı Odev_#_SOYADI_ADI şeklinde kendi soyadınız ve adınızla isimlendirmenizi (sadece latin harfleri kullanılması ve SOYADI_ADI büyük harf ile yazılmasını) rica ediyorum.

Bir öğrencim, bu talebimi harfiyen uygulamış ve bana ödevini şöyle göndermişti.

Talimatlara harfiyen uyulması güzel ama kendi soyadınızı ve adınızı yazmanızı rica ediyorum. Örnek: Odev_2_OZMEN_UGUR

😉

Uzaktan eğitimde, grup çalışması zor oluyor.  Eğer grup ödeviyse, bir sektörün CRM projesini adım adım gerçekleştiriyoruz. Bu durumda Odev-#-sektör-konu şeklinde (Örneğin Odev-3-sigorta-segmentasyon) isimlendirilmesini rica ediyorum.

😉

Ayrıca belirtmedikçe ödevlerin Word dosya şeklinde hazırlamanızı tercih ediyorum. 12 puntodan daha büyük bir font kullanmazsanız ve satırlar arasında 1.5’dan daha fazla aralık bırakmazsanız sevinirim.

Kısa olan ödevi çok görünsün diye 14 punto ve 2 aralıkla yazanları görünce, ilkokul esprileri geliyor aklıma…

Neden ödevinizi Word dosya şeklinde hazırlamanızı istiyorum? Ödevlerini erken gönderenler olursa (benim zamanım da uygunsa) hemen feedback veriyorum. Her hangi bir cümle, hatta kavram geçince hemen yanına görüşlerimi veya feedback’i yazmak için… Örneğin:

Odev-2

Dikkat etmişseniz, kırmızı yazılanlar (benim yazdığım geri bildirimler) oldukça fazla. Geri bildirimlerin öğretici olduğunu düşündüğümden, mümkün olduğuncaayrıntılı geri bildirim yazmaya çalışıyorum. Ödevi hazırlayanların da aynı özeni göstermesini bekliyorum.

Bazı arkadaşlarımız, sanırım “ödevlerini değiştirip kötü not vermeye hevesli bir eğitmen” olduğumu düşünerek, PDF dosya ile gönderiyorlar. Alınmıyorum ama ister istemez daha az feedback alabiliyorlar.

😉

Eğer ödeviniz 1 sayfadan fazlaysa her sayfanın başına isim ve soyadınızı (Word’un header / üstbilgi özelliğini kullanarak) yazmanızı; her sayfanın sonuna sayfa no / toplam sayfa (Word’un footer / altbilgi özelliğini kullanarak) yazmanızı istiyorum.

Bazen tüm ödevleri kağıda çıktı alıp, elimde kırmızı kalemle okuyorum. Bazı notlar yazıyorum. Sayfaların üstüne ve altına isim / soyadı / sayfa no yazılmasını istememin nedeni bu. “Kağıtlar karışmasın, zaman kaybetmeyeyim” istiyorum.

CRM eğitimi aldığınıza göre, paydaşlarınızın hayatını kolaylaştırmak gerektiğini biliyorsunuz (veya öğreniyorsunuz).  Lütfen, bu eğitimdeki en önemli paydaşınız olan eğitmenin hayatını kolaylaştırarak işe başlayın.

😉

Kapak veya sunum sayfası yapMAmanızı, doğrudan ödevinizi yazmanızı bekliyorum.

Şöyle bir kapak sayfası görünce dehşete kapılıyorum. Tekrarlıyorum: lütfen kapak sayfası yapmayın.

😉

Ödev sorusunu yazarak başlamanın, “ne yazıyordum acaba” diye unutmayı engellediğini düşünüyorum. Soruyu yazdıktan sonra, doğrudan yanıtı yazmaya başlamanızı tercih ediyorum.

Örneğin: “Havayolu ve GSM sektörlerinde segmentasyon için kullanılabilecek kırılımları (kriterleri) yazınız.” ödevine:

Hangi Sektörde bir ürün üretiyor olursanız olun ilk yapmanız gereken bu ürünü satın alacak müşteriyi en iyi şekilde TANIMLAMAK ve daha da önemlisi TANIMAKTIR.

Şirketler hedef kitle analizini yaparken , hem ekonomik hemde sosyal durum farklılıklarının doğru şekilde belirlemesi stratejik bir önemdedir. Diğer sektörlerde ki gibi yanlış segmentasyonun sonucu doğacak yanlış strateji ve saptamalar çok hızlı bir şekilde müşteri kaybına yol açacaktır.

Sonuç olarak sektörler kendi hedef kitlelerini belirleyerek onlara hitap eden ürünler üretmekteler ve çok yoğun bir rekabet içerisindedirler. MÜŞTERİ’yi en iyi tanıyan ve ürününü belirlemiş olduğu müşteri grubu için en etkin şekilde sunan şirketler her zaman kazançlı çıkacaklardır kuşkusuz.

Peki hedef kitleye yönelik stratejiler nasıl oluşturulmalı?

Bu noktada segmentasyon kavramı işin içinde girmekte ve pazarlamacıların yol haritalarına ışık tutmakta.Segmentasyonun amacı elimizdeki mevcut müşteri verilerine bakarak benzer demografik özelliklerde ki mğşterileri ayrıştırıp, benzer segmentte ki müşteri gruplarına yapacağımız benzer tekliflerle müşterilerim yaşam boyu değerini arttırmak olmalı.Bu duruma doğru segmentteki kişiye, doğru zamanda, doğru teklifin yapılması da diyebiliriz.

Ancak böylelikle rakiplerimiz arasında farklılaşarak müşterilerimizin yaşam boyu değeri arttıracak,dolayısıyla şirket karlılığımızı arttıracak stratejilere ulaşabiliriz.

Havayolu ile seyahat çağımızda lüks olmaktan çıkmış olmakla birlikte müşteriler arasındaki statü farklılıklarının devam ediyor olması farklı stratejilere ve konseptlere sahip havayolu şirketlerinin ortaya çıkmasını doğurmuştur. Bunlara örnek verecek olursak Düşük Maliyetli Taşıyıcılar (Low Cost carrier) ve İş Jetleri (Business Jet) grubu. Ayrıca Bayrak Taşıyıcı (Flag Carrier) dediğimiz ülkeleri temsil yetenekleri (birçoğu özelleşmiş olsa da) olan grup vardır ki onlar dahi statü farklılıklarını gözetmek zorunda kalarak yan firmalar kurmaktadırlar.

diye başlamayın.

Veya “Spor salonu için müşterinin işlevsel tanımını yapın[1] , [2] , [3] ödevinde

Bir spor salonu düşünün ki müşterisini bağlamak için çeşitli kampanya ve ilgi çekici seçenekler kullansın. Bunlar spor salonu müşterisi için yeterli olacak mıdır? Evet, yeterli olacaktır. Çünkü spor salonu için müşteri, lokasyonunu doğru oturtabildiyse yani kendisine bağlayacağı müşteri profili ile spor salonuna harcadığı masraflarını eşitleyebiliyorsa bu doğru stratejiyi yakalamak için iyi bir adımdır. Müşterisine Dünya standartlarını yakalamayı vadedip bunu da gerçekleştirebiliyorsa artık hedeflediği marka olma yolundaki başarısını sağlayabilmektedir. Yani müşterisi gittiği salonun adını söyleyip markayı duyan kişinin de buranın bir spor salonu olduğunu bilmesi o kişinin markasının prim yaratma çabalarının iyi sonuç verdiğini göstermektedir.

Yaşadığımız şehirde hemen hemen her semtte spor salonları mevcuttur. Özellikle son dönemlerde inşaat sektöründeki patlamalarla site kavramı gelişmiş ve bu siteler mahallelerin yerini alarak her biri içerisinde birer hatta bazen ikişer spor salonları barındırmaktadır. Mesela lüks semtler diye adlandırdığımız yerlerde açılan spor merkezleri sporun dışında orayı tercih eden kişilerinin beklentileri doğrultusunda konsept geliştiriyor. Spor salonu artık o kişilerin kişiliğini yansıtan mekanlara dönüşüyor. Spor dışında kütüphane, restoran – kafe, sosyalleşme hatta iş adamlarının iş bağlantılarını bile yürütebildikleri yerlere dönüşüyor. Bu durum sizin müşteri yelpazenizde sadece oraya spor yapmaya gelenler değil sosyal ortamdan faydalanmak isteyen müşterilerle çeşitleniyor. Müşteri stratejisi doğru oturtulursa bu yelpaze daha da genişletilebilinir. Her ne kadar amaç spor yapmaya gelen kişileri hedeflemek olsa da bütününe bakıldığında aslında oraya sadece kişileri çekme çabası yapılmaktadır. Bu da bir spor merkezinin CRM için geliştirdiği çabasını göstermektedir.

diye yazmayın.

Belki hikaye veya roman yazarı olmak istediniz ama kaderin rüzgarları sizi MBA’ya sürükledi. Olsun. Artık MBA’dasınız. Tıpkı iş hayatında olduğu gibi, kısa ve özlü yanıt verirseniz kazanırsınız. Zaten MBA sizi iş hayatına hazırlamak için var.

Yukarıdaki gibi uzun uzadıya yazarsanız… Hepsi doğru olsa bile, ödev açısından gereksiz bilgilerdir. Daha fazla not almanıza neden olmaz ama eğer yanlış varsa, notunuzun düşmesine neden olabilir.

Birinci soruya “Müşterinin geçmiş uçuşlarında ki yurtiçi, yurtdışı …” gibi bir cümleyle; ikinci soruya “Spor salonu için müşteri, üyeliği olan ve…” diye başlanılması daha verimli olur.

Özetle, lütfen sadece ödevde sorulanı yanıtlayın. İçinizi dökmeyin.

😉

İş hayatımızda olduğu gibi, en iyi ödev (asgari koşulları yerine getirdiği takdirde) 10 üzerinden 10 alıyor, diğer ödevler ona göre notlandırılıyor. Bu nedenle her ödevi en az 2 kere okuyorum. Önce hiç not vermeden genel düzeyi öğreniyorum. Sonra en kapsamlı ödevi örnek alıp, diğer ödevleri değerlendiriyorum.

Ödev notlarını açıklamadan önce, çok ayrıntılı bir yanıt rehberi hazırlıyorum.

😉

Ödevleri değerlendirirken elbette hata yapmamaya çalışıyorum. Ancak eğer hata yapmışsam düzeltmek ve öğrenciye hak ettiği notu vermek isterim. Hak ettiğinden az not alan öğrencinin yukarıda yazdığım yanıt rehberini veya şahsen ödevine yazdığım feedback’i okumasını, o rehbere göre nerede hak ettiğinden daha az not verdiğimi belirtmesini tercih ediyorum.

Hocam, ödev notum beklediğimden az geldi. Tekrar bakar mısınız?” taleplerini kabul etmiyorum.

Görmemiş veya yanlış değerlendirmiş olabilirim. “Şurada yazmıştım, görmemişsiniz” denilmesi beni rahatsız etmez, yanıt rehberini okumadan itiraz edilmesi rahatsız eder.

😉

Ödev formatı eksik / yanlış olanlar 10 yerine 8 üzerinden not alıyorlar. Gerçek iş hayatında format hatası olduğunda ihaleye girilemiyor veya amaç hasıl olmuyor. Ben sadece 2 puan kesiyorum. Mesele şekilcilik değil. MBA sizi iş hayatına hazırlamak için oluşturulmuştur. İş hayatında geçerli kuralların, burada da geçerli olması doğaldır.

😉

Ekinde dosya veya çok sayıda okumak üzere link gönderdiğim mesajlar, bazı adreslerden geri dönebiliyor. Benden gelen mesajların spam hanesine düşmesine karşı önlem almayı öğrencinin sorumluluğuna bırakıyorum.

😉

Öğrencilerimin ismiyle yayınlayacağım [a] , [b] , [c] çok güzel ödevlerle karşılaşmayı umuyorum.

 13 Haziran 2013
EKLEME 1: 1 Nisan 2014
EKLEME 2: 5 Haziran 2016
EKLEME: 16 Mart 2021

08 Mart 2021 Pazartesi

Algoritma ile Düşünmek – 2

CRM projelerine başlamadan önceki zamanlardan, IT ile pazarlamanın ikiz kardeş gibi çalışmaya başladığı 1980’lerden beri birlikte çalıştığım ekiplere “algoritma ile düşünmeyi” öneririm. Bunun bir nedeni (kimin söylediğini hatırlamıyorum ama bence çok doğru olan) “IT’ye pazarlamacı gibi düşünmeyi öğretmek, pazarlamacılara IT gibi düşünmeyi öğretmekten zordur” saptaması.

Profesyonel iş hayatımın son yıllarında “tecrübeli” değil mümkün olduğunca “yeni mezun” işe almaya çalıştım. İlk iş deneyimlerini doğrudan benimle yaşamalarını istedim, bildiklerimi şahsen aktarmaya çalıştım. Yıllar önce, 2000’lerin başında ilk yöneticisi olduğum bir iş arkadaşım geçenlerde bir bankanın Dijital Kanallar ve Ürünler İş Geliştirme Direktörü oldu. Gururlandım ve kutlama mesajı gönderdim. Bana

Kariyerimin başında IT’nin dilinden iyi anlamak, süreçlerin detaylarına hakim olmak, trend’leri takip etmek gibi birçok konuda bana çok güzel vizyon kattınız ve bana güzel kapılar araladınız. Üzerimde emeğiniz büyük, sevgiler

diye yanıt verdi. Var ya… O günüm çok güzel geçti. Ayaklarım yere değmedi.

Her zaman işe yarar ama “IT’nin dilinden anlamak” için algoritmayla düşünmek, en azından algoritmayla IT’ye anlatmak gerekir. Algoritma ile düşünmek deyince “Çok zor değil, iyi bir yemek tarifi veya iyi bir adres tarifi de algoritmadır” diye söylüyorum. Özetle yaklaşık 20 yıldan beri ben de “Algoritma ile Düşünmek” diyorum (hatta 6 sene önce yayınlamıştım bile). Ayrıca “herkes kodlama öğrenmeli” diyenlere “Hayır, herkes algoritma ile düşünmeyi öğrenmeli[1] ve [2]  diyorum.

Bu hafta gelen mesajlar içinde Harvard Business Review (HBR) Türkiye’nin web sitesinde bu konuda bir yazı olduğunu gördüm.  Güzel bir tesadüf, yazıda da örnek olarak bir yemek tarifi yazılmış.

CRM derslerimizde [a] , [b] , [c] , [d]   işbaşı eğitimi gibi çalışıyoruz. MBA katılımcıları birer sektör seçiyorlar ve dönem boyunca o sektörde CRM projesi yapar gibi ilerliyorlar. Süreç tasarımı aşamasına geldiğimizde “müşteriye en çok dokunan süreçlerden birini ideal olması gereken duruma getirin ve IT’ye bir algoritma ile nasıl bir süreç istediğinizi anlatın” diye ödev veriyorum.

HBR Türkiye web sayfasında yazıyı okuyunca, MBA katılımcılarına mesaj gönderdim. “Lütfen o yazıyı okuyun, hatta basılı alıp saklayın. Bu konuda bir ödevimiz olacak” diye bildirdim.

😉

16 Şubat 2021 Salı

Okulu Özledim

Çoğunluğumuzun evden çalışmak zorunda olduğu bu dönemde, Mart ortasından beri biz de derslerimizi uzaktan veriyoruz. Açıkçası, uzaktan ders vermeye alışmak hiç zor olmadı. Bu işin ÖĞRETİM tarafı. İşin EĞİTİM tarafına gelince… orada aksamalar oluyor.

Bir üniversite sadece ders saatleri içinde bir araya gelinen bir mekan değil, bir yaşam ortamı. Ben de dersten iki – iki buçuk saat önce okulda oluyordum. O sırada dersi olmayan MBA katılımcısı arkadaşlarla sohbet ediyorduk. Konu çoğunlukla ders değil, ama iş hayatında olup bitenler veya güncel olaylardı. Bazen eşleri, sevgilileri de sohbete dahil oluyorlardı. Böylece, paylaştıkça çoğalan bilgi ve ilgi kümeleri oluşturuyorduk. Bu sohbetler, çoğunlukla orada kalmıyor. Arkadaşların mezuniyetinden sonra da devam ediyor. CRM veya Dijital Dönüşüm konularıyla ilgili bir şey yaşadıklarında, e-posta ile haber veriyorlar. Fikir alışverişi devam ediyor.

Kullandığım resim bir EspressoLab reklamı gibi oldu, farkındayım. Ne var ki, hem resim üzerinde oynamak istemedim, hem de sohbetlerimizi yaptığımız sıra ve masaların sahibini de onurlandırmak gerektiğini düşündüm.

Açıkçası, okullar yeniden açıldığında evden ders verme olanağı tanısalar da, sıkça okula gideceğim. O sohbetleri özlediğim, üniversitenin aslında derslerden çok o birliktelik ortamı olduğuna inandığım için.

Okul, sadece o binalardan ve dersliklerden oluşmuyor. Yürürken karşılaştıklarımızdan, selamlaştıklarımızdan, laf attıklarımızdan, tartıştıklarımızdan, sohbetlerimizden… sadece insanlardan da değil kavramlardan, öğretilerden, bakış açılarından, sohbetlerden, vizyonlardan… çeşitli etkinliklerden, mimari öğrencilerinin bahçede sergilenen çalışmalarından,

mezuniyet törenlerinden, spor karşılaşmalarından, öğrenci kulüplerinden… Okul bir kültürden oluşuyor ve uzaktan eğitimde eksik olan da birlikteliğin oluşturduğu kültür. Bu nedenle her vesileyle vurguluyorum: OKULU ÖZLEDİM.

🙁