"IT" etiketli yazılar:

14 Şubat 2024 Çarşamba

İnovasyon ve Silo

Sadakat programlarına ilişkin çeşitli konuları Sadakat Konusunda yazısının altındaki yorumlara toplamaya çalıştım. Bu sayede 13 sene önce yazılmış bir yazıyı da ekledim.

Bankaların hediye puan kataloglarını ortadan kaldıran ve puanların istenilen kadarını, istenilen üründe kullanılmasını sağlayan bir uygulama. Türkiye’de bir ilk idi.

Hız = Silosuzluk

Hepsiburada.com’un kurucusu Oğuz İşiten ile 15 dakikada mutabık kalıp el sıkışmamızın ve her iki kurumun IT ekiplerinin el birliğiyle 15 gün içinde hayata geçirmemizin öyküsü Türkiye’de bir ilk yazısında. (Mutlaka okunmasını öneririm.)

Değerli arkadaşım Pirzade Tuncer, 15 dakikada anlaşmamızın ve 15 gün içinde  hayata geçirmemizin önünde yatan konuya parmak bastı.

Yani, “önce bize iş isteğinde bulunun, sonra önem derecesine göre bakarız” dememişler. 😂 Yanlış anlaşılmasın konuyu sulandırmak istemem. Tam tersi, siz adına ne derseniz deyin, ister silo, ister departman, ister ada, ister kıta, suyu ortadan kaldırdığımızda hepsinin tek bir kara parçası olduğunu anlatmamız lazım.

—–

Yazınızdan alıntı : “…iki tarafın IT ekipleri iyi niyetle ve gerçekleştirme isteğiyle çalışırken…”

Pirzade Tuncer, çoğunlukla farklı noktalardan bakar ve en hassas konuyu ortaya çıkartır. Bu vak’ada da, hız deyince insanın aklına silo olmaması geliyor. Maalesef gerçek öyle değildi. Pirzade’nin yorumuna yanıt olarak

Çok önemli bir noktaya değindiniz. Bu konuda, banka IT’sinin silo davranışını değiştiren bir aşama gerçekleşti. Nicedir yazmak da istiyordum. Artık ele almalıyım. 👍

dedim.

Gerçekten Silo Yok muydu?

Anlatayım: Türkiye’de bir ilk yazısında şöyle demişim:

Ofise geldim. “iyi olacak hastanın…” durumu var. Bankanın IT Ekibinden 2 değerli arkadaş, Mustafa Şinasi Erol ve Serkan Fergan masanın başında. Bir toplantıları varmış, geçerken bana uğramışlar. Durumu onlara anlattım. “Güzel fikir. Hemen yapalım” dediler.

Bir yandan iki tarafın IT ekipleri iyi niyetle ve gerçekleştirme isteğiyle çalışırken, diğer taraftan aramızdaki sözleşme sorununu çözdük.

15 gün geçmeden gazetelerde aşağıdaki duyuru vardı.

Başarılı proje diyorum: Nedenleri şöyle:

  • Her sene, tüm müşterilerimize basılı katalog gönderiyorduk. Kataloğun tanesi 1 dolara geliyordu. Yanlış hatırlamıyorsam, 350 bin kart hamili vardı. Yılda 350 bin dolarlık tasarruf yapmıştık. Az şey değil.
  • Bunun dışında, birçok operasyonel iş vardı. Hediyelerin seçimi, kataloğun fotoğraf çekimleri, talep formlarının kart hamillerine ulaştırılması, gelen formların banka içinde işlenmesi, kargolama, vb… Muhtemelen bunların da yılda 50 bin doların üstünde maliyeti vardı. O işlerden kurtulmuştuk.
  • Bu proje öylesine doğruydu ki, diğer tüm bankalar kopyaladı. 2 yıl içinde puan kataloğu sunan banka kalmadı. (O dönemde Türkiye’de 60 milyon kredi kartı vardı. Aslında “bankalar ekosisteminin bana yılda 60 milyon dolar borcu var” diyebilirim. 😂 )

Arada anlatmadığım şuydu:

Serkan ve Şinasi bana “Sen yine de ayrıntılı bir iş isteği hazırla ve Analiz Ekibine gönder” dediler. Analiz ekibinin, suyun başını tutmak ve trafik polisliği yapmak eğilimini hepimiz biliyorduk.

Proje güzel. Sorun çıkarmaya gerek yok. İş isteğini hemen hazırladım ve Analiz Ekibinin direktörüne gönderdim. Sonraki süreçte, her iki kurumun IT ekipleri (yukarıda yazdığım gibi) muhteşem bir şekilde çalıştılar. Arada sadece birkaç kere “iş birimi kararı” nedeniyle sordular. Sözleşmeleri de hazırladık ve imzaladık.

15 gün geçmeden bütün mecralarda yukarıdaki duyuruyu yaptık. Analiz Ekibi henüz onlara gönderdiğim dosyayı okumamıştı bile.

Varoluş Nedeni Silo Olanlar

İşler bu kadarla kalsa iyi olurdu. Ne var ki, Analiz Ekibinin direktörü kendisinin hiç katkısı (hatta haberi) olmadan gerçekleşen bu Türkiye’de ilk defaya kızgındı. Analizi yapılmayan bir projenin hayata geçirilmesine öfkelenmişti.

Bu proje sayesinde banka her sene yüzbinlerce dolar verim sağlayacak, operasyonel işler ciddi oranda azalacak… bunlar umurunda değildi. (Bu aşamada İbrikçi Memur yazısına bakabilirsiniz.)

Kime: kısmında benim olduğum, Cc: kısmında projedeki IT yöneticileri ve bağlı oldukları CIO olan ağır bir e-posta gönderdi.

Düşünebiliyor musunuz? Çok başarılı bir proje yapılmış. Kendisinin keyfinin yetmesini beklesek belki 2-3 ay daha uzayacaktı. Ama Analiz Direktörü hanım varoluş sorunlarını işe aktarıyor.

İşte silo davranışının ve ibrikçinin eğitim konusu olacak örneği…

Analiz direktörünün bu anlamsız mesajı karşısında dayanamadım. “Kendisinin bir müdahalesi olmadığında, işlerin ne kadar hızlandığının bir kanıtı olduğunu” yazdım. Maalesef orada duramadım. “Bu proje, Analiz ekibinin gereksizliğini kanıtlamıştır” diye ekledim.

  • O zamanlar yaptığım doğru gelmişti ama profesyonel hata olduğunu şimdi itiraf edebilirim.

Silonun Rövanşı

Sonra ne oldu.

Bir öğle, CIO beni Genel Müdürün yemek masasına davet etti. Bir saatlik yemek süresince, “haddimi bilmezliğim, IT’nin iç organizasyonuna karışmak cesaretini nereden bulduğum, terbiyesizliğim, ukalalığım” konusunda CIO’dan fırça yedim. “Ortada gerçekler ve yüzbinlerce dolar tasarruf var” bile diyemedim. Çok zor bir saatti.

Bir-iki ay sonra Analiz Direktörü hamilelik iznine ayrıldı. Hemen arkasından analiz ekibi, ilgili yazılım geliştirme ekiplerine dağıtıldı. İşler çok hızlandı. (Demek ki aslında haklı olduğumu CIO da biliyormuş.)

  • İş isteği kavramının, dönüşüm önündeki en büyük engel olduğu konusunda şu yazıyıokumanızı öneririm.

Fortis, Dışbank’ı satın aldığında IT’nin bu yeni yapısını çok beğenmiş. CIO ise direktörlere “eskiden beri böyleydi” demelerini söylemiş. (Bunu da yeni öğrendim.)

Meraklısına

2000’li yılların başında, teknolojiye dayalı işlemlerde, bu gibi sorunları hemen her kurum yaşıyordu. Henüz Pazarlama Teknolojisti kavramı oturmamıştı. Benzer durumlarda, arada olması gereken kişinin nasıl konumlandırılacağı konusunda Scott Brinker‘in ilgili yazısını öneririm. 13 yıllık yazı ama tedavülden kalkmadı.

Yukarıdaki şekil, o yazıdan alınmıştır. Her bir örnek pozisyonun artı ve eksileri yazıda tartışılmıştır.

Özetle

  • Aslında bizde de silo vardı. Sadece ana iş birimlerinde değil,  IT’nin içindeki ekiplere kadar…
  • Şinasi, Serkan ve benim bakış açımız farklıydı.
  • Aslında yazının adını İnovasyon ve Silo değil İnovasyon / Silo (İnovasyon bölü Silo) koymak gerekiyor. Silo ne kadar büyükse, inovasyon o kadar azalıyor.

Geriye dönüp baktığımda “iyi ki…” diyorum. Ne güzel yapmışız.

.

22 Mayıs 2022 Pazar

BT ile çalışmadan önce…

Değerli arkadaşım Zafer Babür “BT SÖZLEŞMELERİ” diye kitap yazmış.

Her konuda olduğu gibi, bu konuda da bilgi paylaşmanın çok değerli olduğuna inanıyorum. Kurumlarda çoğunlukla yazılım ve donanım satın alma, kiralama ve kullanma sözleşmesi birikimi sadece bir-iki kişide yoğunlaşır ve paylaşılmaz. Aslında kurumlar da zaten paylaşılmasını beklemez. Zaten biri uzmanlaşmışsa, her sözleşmeyi onun üzerine yıkıp rahatlar. Bu nedenle Zafer Babür’ün kitabını çok önemsedim.

Uzun yıllardır tanıştığımız için takılmadan edemedim.

Usta, çok tebrik ediyorum. Önemli bir noktaya dokunuyorsun.
Bir de “ticari iş birimleri için, satıcıların kurduğu dünyanın somut gerçekleri” diye çalışma yapılmalı.
Yüzbinlerce dolar ödeyip satın aldığınız yazılımı verimli kullanmak için yapmanız gerekenler…” veya “siz işinizi yapmazsanız, yazılım ne yapsın?” gibi bazı kısımlarda yardımcı olurum. 😄

Evet, yazılımcılara sıkça dokunuyorum ama kendi işini bilmeyen iş birimleri de hiç az sayılmaz.

🙁

Zafer Babür’ün yanıtı şahane:

Çok teşekkürler. Onlarca yıldır müşteri-tedarikçi arasında yaşadığımız acı-tatlı anıları da yazalım kesin 😊
Bu arada içine birkaç karikatür de koyduk mu konuları farklı işleyen;

    • kainat sistemi talebi,
    • testin nasıl yapılacağını idrak edemeyenler,
    • Demokles’in kılıcı SLA,
    • müşterinin küçük talebi evrenin yeniden inşası,
    • müşteri ürkek serçe-tedarikçi şahin ya da tam tersi,
    • yanlış anlaşılmalar,
    • küçük bir gürültünün gelmekte olan tufanın habercisi olması,
    • dil kullanımı, sözlü taleplerin muğlaklığı, dumanla haberleşme,
    • audiocall ve videocall dan farklı anlaşılmalar,
    • ne istediğini bilmeden ne istediğini anlatmaya çalışanlar,
    • aya merdiven dayamanı isteyenler,
    • hak edişe göre ödememe,
    • toprağın üzerinde filiz çekmeye kalktığında devasa köklü yapı,

. (Not: Metni aynen alıntıladım, formatı biraz değiştirdim)

Zafer’in bu muhteşem saptamalarının yorumlarda kalmasına gönlüm razı gelmedi. Bence de BT sözleşmeleri kitabının yanında

İş birimleri için
BT İLE NASIL ÇALIŞILMALI

diye kitap yazılsa ne iyi olur.

😉

08 Mart 2021 Pazartesi

Algoritma ile Düşünmek – 2

CRM projelerine başlamadan önceki zamanlardan, IT ile pazarlamanın ikiz kardeş gibi çalışmaya başladığı 1980’lerden beri birlikte çalıştığım ekiplere “algoritma ile düşünmeyi” öneririm. Bunun bir nedeni (kimin söylediğini hatırlamıyorum ama bence çok doğru olan) “IT’ye pazarlamacı gibi düşünmeyi öğretmek, pazarlamacılara IT gibi düşünmeyi öğretmekten zordur” saptaması.

Profesyonel iş hayatımın son yıllarında “tecrübeli” değil mümkün olduğunca “yeni mezun” işe almaya çalıştım. İlk iş deneyimlerini doğrudan benimle yaşamalarını istedim, bildiklerimi şahsen aktarmaya çalıştım. Yıllar önce, 2000’lerin başında ilk yöneticisi olduğum bir iş arkadaşım geçenlerde bir bankanın Dijital Kanallar ve Ürünler İş Geliştirme Direktörü oldu. Gururlandım ve kutlama mesajı gönderdim. Bana

Kariyerimin başında IT’nin dilinden iyi anlamak, süreçlerin detaylarına hakim olmak, trend’leri takip etmek gibi birçok konuda bana çok güzel vizyon kattınız ve bana güzel kapılar araladınız. Üzerimde emeğiniz büyük, sevgiler

diye yanıt verdi. Var ya… O günüm çok güzel geçti. Ayaklarım yere değmedi.

Her zaman işe yarar ama “IT’nin dilinden anlamak” için algoritmayla düşünmek, en azından algoritmayla IT’ye anlatmak gerekir. Algoritma ile düşünmek deyince “Çok zor değil, iyi bir yemek tarifi veya iyi bir adres tarifi de algoritmadır” diye söylüyorum. Özetle yaklaşık 20 yıldan beri ben de “Algoritma ile Düşünmek” diyorum (hatta 6 sene önce yayınlamıştım bile). Ayrıca “herkes kodlama öğrenmeli” diyenlere “Hayır, herkes algoritma ile düşünmeyi öğrenmeli[1] ve [2]  diyorum.

Bu hafta gelen mesajlar içinde Harvard Business Review (HBR) Türkiye’nin web sitesinde bu konuda bir yazı olduğunu gördüm.  Güzel bir tesadüf, yazıda da örnek olarak bir yemek tarifi yazılmış.

CRM derslerimizde [a] , [b] , [c] , [d]   işbaşı eğitimi gibi çalışıyoruz. MBA katılımcıları birer sektör seçiyorlar ve dönem boyunca o sektörde CRM projesi yapar gibi ilerliyorlar. Süreç tasarımı aşamasına geldiğimizde “müşteriye en çok dokunan süreçlerden birini ideal olması gereken duruma getirin ve IT’ye bir algoritma ile nasıl bir süreç istediğinizi anlatın” diye ödev veriyorum.

HBR Türkiye web sayfasında yazıyı okuyunca, MBA katılımcılarına mesaj gönderdim. “Lütfen o yazıyı okuyun, hatta basılı alıp saklayın. Bu konuda bir ödevimiz olacak” diye bildirdim.

😉