"IT" etiketli yazılar:

01 Nisan 2016 Cuma

Kodlama değil Algoritma

Danışmanlığını yaptığım bir CRM projesi için, yazılım ekipleriyle konuşuyorduk.

Analizden sorumlu olan uzmana “Dünya’nın büyük yazılım evlerinde, eleman değişimi hemen hiç sorun yaratmazken, bizde her yazılımın bizzat kodlayana bağımlı olmasının nedenini” sordum. Türkiye’de kodlama dersi verildiğini, ancak öncesinde tasarımla düşünme eğitimi verilmediğini söyledi.

Ek olarak, kodlamacıların büyük çoğunluğunun hemen yazılım yapmaya giriştiği, öncesinde planlama yapmadığı (yani algoritmayla düşünmediği) konusunda da – maalesef – mutabık kaldık.

kodlama

Daha önce yazmıştım. 30 seneden beri IT’ye yakın çalışıyorum. Yıllarca “neden yapamayacaklarını” anlattılar. Projeyi dinledikten sonra “Dediğin gibi yaparsak 12 ayımızı alır. Şunlardan vazgeçebilirsen, 3 ayda teslim ederiz” cümlesini ilk duyduğumda, çoktan 10 sene geçmişti. Bu cümleyi söyleyen IT’ci, yurtdışından mezundu.

Sonraki yıllarda bile bu YAPICI cümlelerle pek sık karşılaşmadım.

😉

Diyeceğim şu: Herkese kodlama öğreterek bilişim çağı yakalanmaz. Bugünün dünyasında, kodlamacılar da mavi yakalı olmak üzereler (Bakınız: Hindistan)

Eğer üretken insan yetiştirmeyi amaçlamışsanız başkasıyla çalışmayı bilen, algoritmayla düşünen, veriyi kullanmayı bilen adam yetiştirmelisiniz.

Kodlama bilinmese de olur.

03 Kasım 2014 Pazartesi

Ne iş yaptığını bilmemek 3

CRM’in Öğrettikleri yazısında:

Teknoloji ekipleri Pazarlama’yı bir iç müşteri” diye algılamaktan vaz geçmelidir . İç müşteri kavramı, şirketlerde silo yapısının duvarlarının yükselmesine yaramaktadır. Müşteri şikayetlerine çözüm bulunmaması, departmanların “bizim işimiz değil” diyerek müşteriyi mağdur etmesi de bu silo anlayışının sonucudur. Oysa artık şirketin bir bütün olarak algılanması gerekir. Pazarlama departmanının değil, şirketin müşteri temasları düzeltilmelidir.

Pazarlamacılar da veri konusunda daha bilgili olmalıdır. [a] , [b]

Teknoloji ekipleri (işine öylesi geldiği için) Pazarlama’nın taleplerini yerine getirmekle sınırlamayıp gerçek üretici görevine dönmelidir.

demiştim. “Pazarlama, sadece pazarlamacılara bırakılmayacak kadar ciddi bir konudur” diye de okuyabilirsiniz.

🙂

E-Ticaret şirketinde çalışan bazı arkadaşlardan yanıt geldi. “Pazarlama zaten hiç iç müşteri olmadı ki” diyenler oldu. Açıkçası, bunu bekliyordum. Çeşitli vesilelerle sohbet ettiğim ve çoğunlukla hayal kırıklığına uğradığım e-ticaret girişimcileri de benzer düşüncelere sahipler. Şirketin direksiyonunun IT’de olması gerektiğini savunurlar.

Bir örneği sınıfta da gördük. Ürün Yönetimi dersinde e-ticaret projesi olan bir grup Pazarlamanın 6P’sinden People (İnsanlar / Çalışanlar) başlığını şöyle tanımlamıştı.

teknoloji-eleman(Sayfanın konuyla ilgisiz diğer kısımlarını ve resimleri kaldırdım) 

Hepsi bu kadar… Pazarlama filan YOK.

Gerekçelerini de anlattılar. “Bir e-ticaret şirketi oldukları için sadece IT… (filan, falan…)”

😉

Gelin CRM’in Ekonomik Kökeni yazısında verdiğim marka değeri tablosuna yakından bakalım.

CRM-tarihce-5

Google‘un hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji
Apple‘ın hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji
IBM‘in hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji
Microsoft‘un hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Teknoloji

Amazon‘un hangi sektörde olduğu yazılmış?.. Perakende

Gidecek (başta kitap satıcıları olmak üzere) üreticiler veya büyük satıcılarla anlaşacak, lojistiğin düzgün yürümesi için düzenleme ve sözleşmeler yapacak, müşterinin aklında kalmak için nerelerde ve hangi sıklıkta görünmesi gerektiğini çıkaracak, hatta sürekliliği ve büyümeyi sağlamak için hangi (Kindle veya Drone gibi) donanımlara ve hangi (klik izleme veya referans sistemleri gibi) yazılımlara yatırım yapılması gerektiğini belirleyecek…

Hepsini teknoloji doktoralı kişilere mi yaptıracaksınız?

😛

E-ticaret şirketlerini gemilere benzetirim. Şu soruyu sorarım: Geminin nereye gideceğine kaptan mı karar verir?

Teknoloji kökenlilerin hemen hepsi EVET der. Oysa geminin nereye gitmesi gerektiğine de ya yolcu, ya acente, ya da yükün sahibi karar verir. Kaptan sadece operasyonu iyi yönetmekten sorumludur.

Yaptığı işi anlamak gerekir. Anlatabildim mi?

😉

 

08 Mart 2014 Cumartesi

Dinleyen, söyleyenden arif

Eskiden sık söylenen bir söz vardı: “Dinleyen söyleyenden arif gerek” derlerdi büyüklerimiz. (A. Selim Tuncer’in bu konuda okunası bir yazısı var.)

Montaigne’in, “Aydın okuyucu, yazarın düşündüklerinden daha fazla anlam bulabilir” cümlesinin de aynı anlama geldiğini düşünmüşümdür.

Umberto Eco,  “Genç Bir Romancının İtirafları” isimli kitabında, kendi yazdıkları konusunda okurların bulduklarının derinliğinden bahseder.

😉

Yıllar önce, uluslararası bir marka Türkiye’deki mağaza zinciri için kart çıkaracaktı. Sadakat kartı projesinin 3 kilit kişisi benden eğitim talep etti. Şimdiye kadar yaptığım en odaklı eğitimlerden biri oldu. Sadece 3 kişiyle, 3 tam gün boyunca “veriyi ve değişimi anlamlandırma” çalışmaları yaptık.

Bana güzel bir teşekkür mesajı yazmışlardı.

🙂

Geçtiğimiz hafta bir workshop’ta, güzel bir şekilde karşıma çıktı. O şirkete CRM projesinde teknoloji hizmeti veren şirketin Genel Müdürü ile tanıştım.

Şirketin RFM modelini [1] , [2] , [3] çok beğenmiş. “Kimin modeli?” diye sorduğunda benim adımı vermişler. O zamandan beri benimle tanışmak istediğinden söz etti.

Şirketin CRM sistemi o kadar gelişmiş ki, bütünleşik alt-yapı düşünen Avrupa’daki genel müdürlük “Bizden 10 sene ileridesiniz, siz devam edin” diyerek onları serbest bırakmış.

Bana anlatıldığında gururlandım.

😀

Gururlandım ama… böbürlenmedim. Bir şirkette çalışan 3 orta kademe yöneticisi, hepi topu 3 gün boyunca anlatılanlardan yola çıkıp güzel örnekler yaratmışlarsa, başarı benden çok anlatılanları hayata geçirenlere aittir.

Dinleyenlerin söyleyenden arif olduğu kesindir.

😉