"itibar" etiketli yazılar:

01 Ağustos 2010 Pazar

Rol çelişkisi açısından Sosyal Mecralar

Sosyal mecralardaki aktif arkadaşlarımızın çeşitli kurumlar adına Sosyal Mecralar Uzmanı (SMU) olmasını destekliyorum. Sonrasında işlerini güzel yaparlarsa, markayı duymayanların da duymasını sağlarlarsa, temsil ettikleri şirketlerin adını yüceltirlerse… daha da iyi olur.

Bu noktada SMU’ların dikkat etmesi gereken bir madde var.

  • Eminim çok fazla madde vardır. Ama ben SMU olmayıp, geleneksel pazarlama kökenli olduğum  için en gözüme  çarpan yanlışlıktan bahsedeceğim.

Temsil ettiğimiz marka ile kendimizi (kafamızdaki şapkaları) karıştırmamalıyız.

Kendi adımızla yazdığımız zaman bile, temsil ettiğimiz markaya hasar verme tehlikesi var. Bir de marka adına yazarsak… kendi kişisel görüş ve duygularımızı markanın adı altında iletmeye başlarsak…

İtibar yönetimi olmaz, itibar felaketi olur.

Örnek aşağıda (Üzerine tıklayınca rahat okunacak kadar büyütülüyor.)

Eski hali de  şurada. Oradaki yazımı burada tekrarlayacağım.

😛

Kendi adıyla değil de lokantanın adıyla başkalarını karalayan kişileri çalıştıran bir lokantada yemek yer misiniz? Yanıtım HAYIR.

İtibar yönetimi bu nedenle önemli. İspatı olmayan karalar çalan ve “ben sadece duyduğumu söylerim bunu ispatlamak zorunda değilim” diyen bir lokanta…

Sosyal mecralarda marka ile kişi’nin karıştırılmaması bu nedenle gerekli bir ön koşul.

😛

Meraklısına, bu yazı ile birlikte okunacak yazılar:

😛

19 Haziran 2009 Cuma

"Hoşçakal" listesi

Sayın Erol Batislam “Bir ajans müşterisinden ne zaman boşanmalı?” konusunu işlemiş.

Sn. Selim Tuncer’in Friendfeed’e eklediği bir girdi sayesinde öğrendim.

Okuyunca, “İlginçtir ki, bazılarını da “Müşteri ajansından ne zaman boşanmalı” için kullanabiliriz. Erol Batislam’dan alıntı yaparak yazmaya karar verdim” diye yazdım.

Selim usta da “Valla, ben de aynı şeyi düşünmüştüm Uğur Hocam, hatta okurken zaman zaman karıştırdım. Yaz da netleşsin! :)))” deyince…

Buyurun…

😛

Bir müşteri ajansından ne zaman boşanmalı

  • İş ortağımızsınız deyip, tedarikçi gibi davranıyorlarsa,
  • İş kalitesi istikrarlı bir şekilde düşüşte ise,
  • Müşteri hakkında iyi konuşmuyorlar, itibar zedeliyorlarsa,
  • Ajans Başkanı pazarlamadan çok finans konularıyla ilgiliyse,
  • Müşterinin karşısına aynı kategoride daha etkili iş yapacağı daha verimli bir ajans çıkmışsa,
  • Önemli pazarlama kararlarını işe yeni girmiş mezunlara bırakmışlarsa,
  • Effie ve Kristal Elma alma ihtimali (yani müşterisini değil,  kendisi) dışında bir şey  düşünemiyorsa,
  • Ajans başkanı müşteriyle yemeğe dahi gitmeyi istemez hale gelmişse,
  • İki sene üst üste müşterinin ajansı değerlendirmesi kötü ise
  • Ajans işten anlamayanları “müşteri temsilcisi” yapıyor, ama hangi elemanı tutacağı konusuna karışılmasına tepki gösteriyorsa,
  • Toplantılar 8 saat sürüp bir sonuca varılmıyorsa,
  • Müşteri  çalışanları (pazarlamaya hevesli çömezler bile) “yine mi ajans” deyip, toplantılara girmek istemiyorlarsa,
  • 5 kere anlatılmasına rağmen, ajans yine de rakibin benzeri bir öneriyi “yaratıcı” diye sunuyorsa,
  • “Bizim kreatif direktörün kaprisleri” gibi kendi iç işlerini düşük kalite bahanesi olarak sunuyorsa,
  • Ajans tarafında son 6 ayda 3’üncü müşteri temsilcisi değişimi yaşandıysa,
  • Ajans “biz sanat yapıyoruz, siz anlamıyorsunuz” diyorsa,

Müşteri, ajansından boşanmaya cesaret edebilmelidir, etmelidir…

Yukarıdaki nedenler, memlekette kriz olduğu durumlarda daha da geçerlidir…

Yani her zaman

🙂

05 Şubat 2009 Perşembe

Çalışanı severler

Müşteriye nasıl davranılması gerektiğinden Müşteri = Sevgili yazısında biraz söz ettim.

Bu konudaki yabancı sitelerde geziniyordum. Okuduklarımı paylaşmak isterim.

Yine Anna Farmery.

“Bazı firmaların çalışanlarına müşterileri gibi davrandıklarını duyuyorum. Yanlış yoldalar. Müşterilere çalışanlar gibi davranmalı. … Çalışanlara gösterdikleri itibarı, saygıyı ve şeffaflığı müşterilerine de göstermeliler” demiş.

Aklıma bir fıkra geldi. Bizde çalışanı …

Neyse ki müşterilere daha iyi davranıyorlar. Bence bize müşteri gibi davranmalarında bir sorun yok.

🙂