"Kamil Kozan" etiketli yazılar:

18 Şubat 2010 Perşembe

Oyunu paylaşmak

17 Şubat’ta yazdığım “Beklenti düzeyi” isimli yazıya friendfeed’de gelen yorumlar etkileyiciydi.

😀

Fundalina’nın “Yanımda yürüyen birine tempomu uydurur ve ritmini yakalarım ama beni geçmeye çalışırsa geride kalır. Mücadele ve rekabet insanın doğasında vardır ve ayarını kaçırmazsak çok da gereklidir.” sözleri, beni de anlatıyordu.

Tuğçe Tuğ “Ben bu yazıyı okuyunca Youngguns sürecimi düşündüm de kazanamasam bile çok eğlendiğim bir oyundu benim için…  üstelik bana çok şey  katan…” diye yazmıştı.

Evren Elif Kuyu ise “kazanmayacaksam bile ..oyunu paylaştıklarımın isimlerini ”ama bunlarla oynadım”diye geçirmeyi diliyorumm :-)” demişti.

  • İtiraf ediyorum. Yorum cümlelerinin tamamı burada değil. Funda,  Tuğçe ve Evren’in yorumlarından  sadece belli kısımları, beni en çok etkileyen satırları buraya yazdım. Hepsini birden, şu linkte bulabilirsiniz. basketteam

😀

Bu cümleler üzerine düşündüm.

Oyunu paylaştıklarımın adlarını başkalarıyla paylaşamasam bile “içimden keyifle geçirmek”, “ben bunlarla birlikte oynadım” demek…

Muhteşem hocalarım oldu. Muhan Soysal, Osman Ata Ataç, Kamil Kozan… sizlerle paylaşabildiklerim. Ve benim ben olmama neden olan daha niceleri…

Bazılarıyla birlikte yürüdüm. 30+ yıllık onlarca arkadaşım var. Akşamın bir saatinde sesini duyduğumda kızmadığım, aksine sevindiğim…

Bazılarının yanında çalıştım. İsmail Yalçınkaya’yı, Metin Ünal’ı, Ayhan Keyman’ı, David Owen Hill’i hep mutlulukla andım. Yazmadığım ama şükranla andığım diğerleri de var elbette…

Nice değerli ekiplerle çalışmışım. Ve nice değerli öğrencilerim olmuş…

Oyun deyince… Sonradan milli takımda oynamış kaç kişi ile karşılıklı veya beraber maç yapmışım…

😀

Düşündüm de, oyunda onlarla birlikte olmak zaten ödülün kendisi…

Yani, kazanmak aslında oyunda olmak… Gerisi pek de önemli değil.

😀

21 Ocak 2010 Perşembe

Takım oluşturma kültürü

ODTÜ’de öğrenciyken “Sosyo-Teknik Sistemler” diye bir ders almıştık.  Aslında UCLA’de doktora düzeyinde verilen bir dersi, hocamız Kamil Kozan bize uyarlayarak anlatmıştı.

Her üretim sisteminin her ülkede aynı şekilde başarılı olmadığını… Üretim sistemlerinin, ancak topluma uygun ise verimli olduklarını görmüştük. Volvo arabalarını 16’şar kişilik iş istasyonlarında üretiyorlardı. Hem kalitesi, hem de verimi giderek artan bir yöntem oluşmuştu.

😛 CoolPrintVikingShip_1

Nedeni şu idi (yanlış anımsamıyorsam)… Viking gemileri de 16’şar kişiden oluşuyordu. Beğenmedikleri kişiyi başka gemiye yolluyorlar, başka gemilerdeki beğendikleri kişilere teklifte bulunuyorlardı. Ganimetleri de 16 kişi paylaşıyordu. Böylece hep iyi anlaşan, aynı hedefe yönelik 16’lı ekipler oluyordu.

Araba üretirken de aynı yöntemi uygulamışlardı. Bir işçi, jant kapağını takıyor, sonra farı vidalıyor, sonra tamponu yerine yerleştiriyordu. Her işçi her işi yapabilecek şekilde gelişiyordu.  Hep aynı yerde, aynı vidayı sıkmadıklarından, işe karşı yabancılaşma da yaşamıyorlardı.

Volvo_factory_1940sHangi ekibin arabayı yaptığı seri numarasından anlaşılıyordu. Araba bozulduğunda, hangi ekibin işi olduğu bilindiğinden, “hep daha iyi” yapmak için aralarında yarışıyorlardı. “En iyi ekip” için ölçülebilir kriterler vardı.

Ekip arkadaşları kadar özen göstermeyenleri aralarından gönderiyor, diğer ekiplerdeki iyilere teklifte bulunuyorlardı. Viking gemileri gibi…

😛

Aynı yöntemi ABD’de denediklerinde çok başarısız oldu. ABD’de fazla çalışanın emeğini paylaşmaya (onun üzerinden fırsat sağlamaya) yönelik bir kültür vardı. Birisi daha yavaş yapmaya başlayınca… “Ben çok çalışırsam emeğimi sömürürler” diye düşünüyorlardı. Herkes, en yavaş çalışana uyum sağlıyordu.

  • Türkiye’de de bir apartmanın su gideri ortak ise, herkes daha az harcamaya değil, daha fazla su kullanmaya çalışır. Benim kullandığımı onlar ödüyor mantığı ile… Aynı düşünce yapısı…

Bırakın kaliteyi artırmayı… Korkunç finansal zararlar ortaya çıktı.

ABD için en iyisinin montaj hattı olduğu anlaşıldı. Hani şu “en zayıf halka” konusu…

🙁

Bunları niye mi yazdım. Eğer birisi, “diğerleri daha az çalıştığı için” performansını bilerek düşürüyorsa…  Orada bir ekip yoktur. Ama daha fazlası, oradakilerle zaten ekip oluşturamazsınız. Kültür uygun değildir.

Boş yere çabalamayın.

😉

03 Aralık 2009 Perşembe

Tutarlılık üzerine

Araştırma Metodları dersindeydik.

Hocamız Kamil Kozan, bir konuda iç tutarlılık olmasının yetmeyeceğini, dış çevre ile de tutarlı olunması gerektiğini şöyle anlattı…

Herkesi ayaklarının altından tutarak kaldırabilirsin.  Bir kişi hariç. Kendin…

😀

Dış tutarlılık… Her türlü düşünce sistemi için geçerli…  Kulağıma küpe olan sözlerden biridir…

😛