"kitap" etiketli yazılar:

29 Aralık 2012 Cumartesi

Taşlar Yerinden Oynarken

Fatoş Karahasan uzun süredir bu kitap üzerinde çalışıyordu. Kendisiyle zaman zaman konuşurduk ama, hem öğretim üyesi, hem de pazarlama ustası olan Fatoş Karahasan’ın dijital pazarlamanın çeşitli konularına nasıl baktığını merak da ediyordum. Nihayet, 2012 bitmeden kitaba kavuştuk.

Taşlar Yerinden Oynarken, dijital pazarlamanın tematik ansiklopedisi gibi yazılmış. Tematik derken, ansiklopedilerin çoğu gibi kelime veya kavramlar üzerine inşa edilmemiş. Konular açıklanmış.

Pazarlamanın hemen her konusu, geleneksel kökenlerinden başlanıp ele alınmış. Bugüne gelene kadar geçirdiği aşamalar, bu aşamalara neden olan değişiklikler, bunlardan ötürü değişen veya yeni oluşmaya başlayan kurallar, değişime karşı koyanların bakış açıları anlatılmış. Geleceğe ilişkin olası sonuçlar da tartışılmış.

Kolay anlaşılır duruma getirmek için maddeler şeklinde yazılmış. Mutlaka yapılması ve kesinlikle uzak durulması gerekenler de listelenmiş. 

Pazarlamanın bugüne gelmesine neden olan onlarca önemli kitabın özünü yazmış, anlamlı özetlerini vermiş. Öylesine ki, bazılarını okumanıza gerek bile kalmamış. Kitapta özetlenmişi var!

Her bölümün sonunda sektörün ve iş dünyasının pek çok tanınmış ismi de yazılarıyla katkıda bulunmuş.

Ahmet Pura, Alemşah Öztürk, Ali Levent Orhun, Bülent Hiçsönmez, Emre Sayın, Erkan Akdemir, Faruk Eczacıbaşı, Gökhan Öğüt, Gürkan Coşkuner, İzzet Karaca, Karpat Polat, Rima Erdemir, Serdar Erener, Serhat Akkılıç, Serhat Gürcü, Suat Özyaprak, Tahsin Yılmaz, Tamer Özmen, Tolga Tatari, Tuna Tiryakioğlu, Uğurcan Ataoğlu ve Yüce Zerey dijital alana bakış açılarını, saptamalarını ve öngörülerini aktarmışlar. Ben de bloglara ilişkin bazı saptamalarımı yazmıştım.

Kitabın tanıtım videosuna da gözatabilirsiniz.

Okurken, bazı yerlerde kısa bahsedildiğini, aslında tek bir satır için bir-iki paragraf (veya blog yazısı) gerektiğini düşündüm. Sayılı bazı noktalarda ise farklı fikirde idim, “Fatoş Karahasan ile bunu tartışmalıyım” diye karar verdim.

Bu kitap  bir ansiklopedi. Türkiye’nin dijital pazarlama dünyası için önemli bir rehber. Bir kere bakıp sonra rafa kaldıracağınız bir kitap değil.

Geleneksel veya dijital farketmeksizin ister marka temsilcisi, ister ajans çalışanı olsun pazarlamayla ilgilenen herkes önce baştan sona okumalı. Sonra da, ihtiyaç anında yeniden göz atmak için hep el altında bulundurmalı.

 

03 Aralık 2012 Pazartesi

Rework

Basecamp, Highrise ve Campfire ürünleri ile bilinen 37signals‘ın kurucuları Jason Fried ve David Heinemeier Hansson girişimcilerin mutlaka okumaları gereken bir kitap yazmışlar.

Adı Rework

2010 yılında yayınlanmış olan bu kitabı bazılarınız çoktan okumuştur. Neredeyse 1 yıl önce eski öğrencim (şimdiki arkadaşım) İlyas Boydak vermişti.  Elimde epey süründü. Boş vakitlerin iyi yanı, kitap okumaya zaman bırakması.  Nihayet bitirdim.

Okurken mutlaka not alma eğiliminde olduğum için, yanımda kağıt-kalem vardı. Bir çok sayfayı da hatırlatıcı notlarla kaydettim.

🙂

Rework, girişimcilerin birçoğunun ezberini bozacak içeriğe sahip.Hemen büyümek ve dünyaca meşhur şirketlere hizmet vermek isteyen girişimcilere SAKIN HA! diyor.  Kısmen veya tamamen exit isteyenleri ağır eleştiriyor. Şirketi küçük tutmanın erdemlerinden sıkça bahsediyor.

İş süreçlerinin yazılıma yansıtılması açısından CRM derslerimde kullanacağım cümleleri var.”Kendi temel taşlarını oluşturmadan önce, başkaları neler yapmış diye bakma. Farklılıklarını kolayca unutup bir kopya / klon daha üretebilirsin”, “Kendin kullanmak için en iyisini yapsan, hangi özelliklere sahip olmasını isterdin” diyor.  (CRM projelerinde kendileri süreç tasarlamadan, “rakip firmalar ne yapmış” diye soranlara aynı cümleleri söylüyorum.)

Anlamlı projelerin kopyalanamayacağını TV’lerdeki yemek programlarını örnek vererek anlatıyor. Blogunda tüm maddeleri yazan, TV’de nasıl yapıldığını anlatan şeflerin “izleyicilerden birileri yan dükkanı satın alıp beni işimden edebilir” diye korkmamasının nedenlerini düşünmemizi ve işimize uyarlayabileceğimizi söylüyor.

İşe alma sürecinde “5 yıllık tecrübe” şartı koşanları “5 yıllık anlamsızlık” diyerek alaya alıyor. Özgeçmişlerin komik senaryolar olduğunu söylüyor.

Kadro şişirmekten inatla kaçınılması ve ancak başka çare kalmayınca birini işe almak gerektiğini belirtiyor.  (Robert Townsend’in 1970’de yazdığı ve 28 hafta boyunca “best seller” olan Up The Organization [Türkçeye İş Bilenin Para Kazananın diye tercüme edilmişti] kitabı da aynısını söyler.)

Geç saatlere kadar çalışmanın ve çalıştırmanın anlamsızlığını da vurguluyor. (Kesinlikle aynı fikirdeyim.)

Avukatlar tarafından yazılmış olan iletişim cümlelerini bir yana bırakmamızı öğütlüyor. Arkadaşlarımızla nasıl konuşuyorsak ve yazışıyorsak, müşteriyle de aynı uslup ile yapmamızı istiyor. (Aynı öğüdü Zappos’un kurucusu Tony Hsieh’in kitabı olan Delivering Happiness’de de okumuşsunuzdur.)

😀

Yukarıda yazdıklarımla sınırlı olmayan çok sayıda konu var.

  • Önceliklendirme için uzun uzadıya çalışmayın.
  • Büyük kararlar vermeyin, kısa ve çabuk hedefler belirleyin.
  • Müşterinin fahişesi olmayın.
  • Daha fazlayı değil, daha azı yapın.

bunlardan birkaçı.

Basit ingilizceyle yazılmış, oldukça rahat okunabilen bir kitap.

Benim gibi, büyük şirketlerde yıllarca çalışmış kişilerin yadırgayacağı çok sayıda söylem de var kitapta. Açık beyin ve açık yürek ile okunduğu takdirde, herkesin işini daha iyi yapmasını sağlayacak konular olduğunu rahatça iddia edebilirim.

Çoğu ingilizce 1000+ yorum şurada

 

04 Mart 2012 Pazar

Aklına, arkadaşlığına sağlık

Saçları sarı (boya mı gerçek mi bilmediğim) kadın, önüne geleni (ve senin cici eşini de) itekleyerek sana kadar geldi.

– Biliyor musun, benim bilmemne yayınlarından çıkan bir hikayemle senin şu kitabındaki bir öykünün adı aynı” dedi.
– Öyle mi? Okumadım. Kitabın adı ne?
– Kitap değil, dergi…
– Hangisi?…
– bilmemne dergisi…
– Okumadım.
– Ama öykülerimizin adı aynı…

Kadının “benden kopya çektin” demek istediğine aldırmadan gülümsedin.

– Edebiyatın birleştirici gücü herhalde…
– Arkadaşlarım senin uslubunun bana benzediğini söylüyor” diye üsteledi kadın.

Ve gitti.

Sen 10 kitap yazmışsın, hanımın tek bir kitabı yok. On ve sıfır. Sen yıllardır yazıyorsun, onun nihayet bir öyküsü bir dergide yayınlanmış. Sen Sait Faik Hikaye Armağanını, Yunus Nadi Öykü Ödülünü, Haldun Taner Öykü Ödülünü almışsın, hanımın adı bilinmiyor. Ama gelip “Arkadaşlarım senin uslubunun bana benzediğini söylüyor” diyor. Sen de sakin bir gülümsemeyle karşılıyorsun.

Bir kez daha önünde saygıyla eğiliyorum.

🙂

Dün akşam söyleyemedim. Kitabını okudukça hem babamla, hem de oğlumla aramızdaki baba-oğul ilişkisini defalarca gözden geçirdim.

Aklına, duygularına ve arkadaşlığına sağlık arkadaşım.

Gülümsemen eksik olmasın.

🙂