"kovulma" etiketli yazılar:

25 Ekim 2024 Cuma

Mikro Yönetim Konusunda

Değerli Arkadaşım MEHMET ŞEREF AKKAŞ mikro yönetim durumunda “sınırları belirleme ve özgüveni koruma” konusunda yazmış.

Amirlerinin mikro yönetiminden şikayetçi olanlar çok fazla. Masanın her iki tarafında da yer alan biri olarak yaşadıklarımı anlatayım.

Önce ast olarak yaşadıklarım:

 

Deniz Acenteliği – 1

ODTÜ İşletmecilik’ten mezun olduktan sonraki ilk işimi Çömezlik Günlerim yazmıştım. Patronun tutarsız davranışlarından sıkıldım. İstanbul’da bir deniz acenteliğinde Ayhan Keyman’ın yanında işe girdim. Ayhan beyin titizliğini de yazmıştım.

Başka yazıya gitmeyeyim, özetini okuyayım derseniz…
_______________________________________

Bir gün yurt dışı ile yazışıyorum. Türkiye’de bir yere mesaj iletmeleri gerek. Bazı yanlışlar yapılmış. Düzeltme yazısı gönderdim: “true wording should be as …”

Ayhan bey yanına çağırdı. Benim gönderdiğim teleks metni önünde duruyor. Baktım, “true” çizilmiş. Fransız okulunda aldığı kaligrafi dersinin hakkını verir güzellikteki el yazısı ile “correct” yazılmış.

– Doğrusu, “correct wording should be as …” olmalıydı” dedi. “Elbette “true” yazarsan da anlarlar. Ama sen en doğrusunu yazmalısın.”
________________________________________

Deniz acenteliği, adrenalin bağımlıları için çok keyifli bir iştir. Maliyet gün – saat – dakika ile ölçülür.  Önünüzdeki saat ilerledikçe acentesi olduğunuz kurumun para kaybettiğini bilirsiniz. Geminin telsiz çağrısını duyduğunuz andaki keyfi anlatamam. Ayrıca yanlış yapan bir ordino görevlisi şirketi batırabilir.

Belki de bu nedenle Ayhan bey aşırı titizdi. Şirkete gelen tüm belgeleri okur, kime gönderilecekse o karar verirdi. Kendi %40 ortağına bile ancak belli oranda güvenirdi. Önemli bir hata olduğunda (ortağı dahil) herkesi çocuk gibi azarlayabilirdi.

  • Yanında 2,5 yıl çalıştım. Hiç azar işitmedim.
  • Ayhan bey acentenin ana ortağı olduktan sonra 20 yıldan beri ilk defa iki hafta izin yapmıştı. Bana (ortağına değil, bana) güvendiği için. Bunu kendisi bana söyledi.
  • Sabah erkenden işe gelir, gelen teleks mesajlarını Ayhan beyden önce okurdum. Defalarca (ortağı dahil olmak üzere) diğerlerinin yanlış yaptığı işleri görmüş ve düzeltmişimdir. Bunları Ayhan beye anlatmadığım ve kimseyi şikâyet etmediğim için, ortağı başta olmak üzere diğer çalışanlar da bana güvenirdi.

Maalesef bir hata yaptım ve başka bir acenteye (2,5 katı maaşla) GMY olarak geçtim 🙂 .

Deniz Acenteliği – 2

Patron AG bey, babasından kalan küçük bir taşra acentesini Türkiye’nin 4’üncü büyük denizcilik şirketi haline getirmişti. Deniz acenteliği, gemicilik, taşıma brokerliği, armatörlük, turizm acenteliği, vb… Karaköy’de 4 katlı bir apartmana sığamıyorduk.

Bu patron da titizdi ama… farklı bir titizlik. Oradaki anılarımın bir kısmını [1] ve [2] ve [3] ve [4] ve [5] ve [6] ve [7] ve [8] ve [9] ve [10] ve (şimdilik) son olarak [11] yayınladım.

Kendisinin hayatını kolaylaştıracak ve itibarını artıracak işlere bile bağıra çağıra itiraz ediyordu. Toplantımız bitti. İstifa mektubunu kendisine sundum. Yıllar sonra bana “senin dediğini yaptım” [2] dedi.

 

Bireysel Bankacılık

Bir bankada Satış Müdürü olarak işe başladım. (Bir önceki GMY görevimden 2 kademe aşağıdan…) Bireysel Bankacılık Pazarlama Bölüm Başkanı’na bağlı çalışıyordum. Bireysel Bankacılık Türkiye’de yeni kuruluyordu. Bu görevi üstlenen Genel Müdür Yardımcısı da aşırı titizdi. O da tepkilerini çok sert göstermesiyle bilinirdi.

Birlikte sadece 20 gün çalıştık. Bu 20 gün içinde bile beni mikro yönetmeyi bıraktı. Sonra başka bir GMY geldi. Beni işe alan GMY’nin sekreteri “Onunla çalışıp 20 gün içinde 2 kere “Aferin” yazılı mesaj alan tek kişi olduğumu” söylemişti.

 

Leasing

Direktörlük dönemimde… Müdür bana geldi. Yanındaki eleman ile çalışmak istemediğini söyledi.

Nedenleri tartıştık. Sorumlulukları doğrultusunda yetkisine de saygı gösterdim.

– Peki” dedim. “Kendisine bildir. Yasal görevlerimizi yerine getirelim. Tazminatını ödeyelim.”
– Siz bildirin.” dedi.

– Neden ben bildireyim? Senin kararın değil mi? Kararının arkasında durmalısın”
Yapamayacağını söyledi. “Kendisinin bildirmesi” konusunda direndim. Yarım saatten fazla konuştum. Yetki / sorumluluk ilişkisinden bahsettim. Çaresizlik içinde kıvranan bir müdür görmek hoş değil.

– Öyleyse birlikte bildirelim.” dedim.
– Ben olmasam…”
– Sen kendi kararını açıklayamazsan, ben hiç söylemem.”

 

Masanın Diğer Tarafı

Ben de işimde çok titizimdir. Ne de olsa, ustalarım öyleydi ve bazılarının yanında sonsuza dek çırak olarak kalacağımı da bilirim.

Bir başka bankada, bankanın tüm perakende projelerinden sorumluydum. İrili ufaklı onlarca proje. İşe başlayalı 6 ay olan çömezlere bile 30 – 40 bin dolarlık projeleri emanet ediyorduk. Müdürler, çömezlerin projelerini denetliyorlar ama kendileri de yüzbinlerce dolarlık projeleri yönetiyorlardı. Taşın altında küçük parmağımızdan, hatta elimizden çok daha fazlası vardı. 🙁

Bizim ekibimizin hatası, bankaya onbinlerce dolara mal olurdu. Proje belli bir aşamaya gelince, Teftiş Kurulu ve IT denetimi istemişizdir. Yine de çoğunlukla kendi hatamızı biz bulup çıkartırdık. Böyle olunca, hepimiz çok titiz davranırız ve aynı titizliği birbirimizden bekleriz.

Tüm projeler nihayetinde benim sorumluluğumda olduğundan herkesten daha dikkatli olmak zorundaydım.

Bu kadar uzun girişten sonra kendimden olumlu / olumsuz örnekler vereyim:

___________________________________________

Yeni bir proje söz konusu. Gençlerden birine verileri sundum. Fizibilitesini çıkarmasını istedim. Birbuçuk saat sonra geldi. Sonuca baktım ve
– Sanırım bir tane sıfır kadar (10 kat) fazlası çıkmış. Tekrar kontrol et” diye geri gönderdim. Yarım saatten fazla uğraştı.

– Hata yok” diye geldi.
– Bir daha bak” dedim. Israr etti.
– Eğer bunca zaman harcayıp bulamadığın yanlışını 10 dakika içinde bulursam terfiin 6 ay gecikir” dedim. Tekrar inceledi. Yine yarım saat sonra “hata yok” diyerek geldi.
İncelemeye başladıktan 4 dakika sonra yanlışını buldum. Yıllık faiz oranını aylık oran gibi almıştı. Elbette terfii 6 ay ertelendi.
_________________________________

Karmaşık bir projeydi. Bankanın birçok departmanı işin içindeydi. Projenin yönetimi (dolayısıyla tüm sorumluluğu) bizim tarafta.

Yazışmalar başladı. Sonra her departman kendisine ait kısma farklı renklerle eklemeler yaptı. “Görüşümüzü kırmızı ile ifade ettik” veya “Aşağıda mavi renkle belirttiğimiz gibi…” Üç hafta sonra kırmızı, mavi, yeşil, mor ve diğer ara tonlarda… rengarenk mesajlar gelip gitmeye başladı. Yazılarda renkler bitti, üzeri renklendirildi. Kimisi en son mesajlara değil, aralarda bazılarına yanıt verdiği için tarihsel akış da kayboldu. Mesajları görseniz, “gözlerim kanadı” deyimini hemen anlarsınız.

İşe yani başlamış, henüz stajyer olan arkadaşlardan birine durumu anlattım. Muhatap olduğumuz her bir departman bazında son durumu izlemek için nasıl ayrım yapacağını söyledim.

  • Aslında çok zor bir iş değil. Tüm yazışmaları, gönderen kişinin çalıştığı bölüm – birim bazında ayıracak. Her birini ayrım bazında sıralayacak. Böylece Hukuk veya IT veya Operasyonların, hangi durumda ne düşündüğünü ve ne beklediğini, nelere olumlu veya olumsuz baktığını görebileceğim.

Aradan birkaç gün geçti. Bu arada yazışmalar devam ediyordu. Ne durumda olduğunu sordum. Microsoft’un merge opsiyonunu kullandığını söyledi. Gösterdiği örnek çok daha karmakarışıktı. Nasıl yapılacağını yeniden anlattım.

Yine aradan birkaç gün geçti. Tüm gün ekran başında çalışıyor gibi görünüyor ama ilerleme yok. Bir sabah (zaten 07.00‘de işbaşı yapıyordum) kendi işimi kendim yapmaya karar verdim. Yaklaşık 3 saat içinde tüm yazışmaları bölüm – birim bazında ve tarihi akışına uygun şekilde düzenledim.

Sonra… 3 saatlik ücretimin onun 15 günlük maaşından çok daha az olduğunu hesapladım. Tembel birinin sorununu yaşamaktansa, yolları ayırdım.

__________________________________
Onlarca projeyle tek başıma uğraşmam olanaksız. Hak edenlere tüm yetkileri devrettim, hak etmeyenlerle yolumuzu ayırdık.

Birlikte çalışırken, “size verdiğim yetki birçok bankanın direktör unvanındaki kişilerinde yok” diyordum, inanmıyorlardı. Benden sonra bankacılığa devam edenler, yıllar sonra bile aynı yetkileri alamayınca fark ettiler.

O ekipten 2 tane banka GMY, çok sayıda direktör çıktı.

 

Özetle

Masanın her iki tarafında da defalarca yer alan biri olarak şöyle düşünüyorum.

“Ben öyle yapmanızı söylememiştim” cümlesini çokça duydum ama çoğunluğun derdi olan amirlerin “bilgimle döverim” davranışıyla hiç karşılaşmadım. Tecrübeyle damıtılmış bilgiye açığım, ötesini zaten öğrenirim.

Doğa genelde (sadece fizik değil) “enerjinin sakınımı” ilkelerine uygun çalışır. Vahşi hayvanlar, yavrulara ve savunmasız avlara saldırırlar. Enerjilerini boşa harcamak istemezler. Her amir / patron / yönetici de çok farklı davranmaz. Rahat etmek isterler. Dolayısıyla

  • açık ve net bir iletişim
  • işin sahipliğini üstlenmek
  • sonuç odaklı çalışarak yöneticinin güvenini kazanmak

gerekir. Bu güven sağlanınca, sizinle uğraşarak zaman kaybetmez ve başka işlere zaman harcarlar. Zaten yetkisini düzgün kullanmayan onlarca kişi var. Gidip onlarla uğraşırlar.

Bazı amirler veya patronlar gerçekten çok sorunlu oluyor. Deniz Acenteliği – 2‘deki örnek gibi… O zaman daha iyi bir yere geçmenin yolunu arayın.

Ne var ki, masanın her iki tarafında otururken gördüğüm çoğunluk mikro yönetimi hak ediyor.

🙁

08 Ekim 2012 Pazartesi

Başarı unsurları

E-Tohum’un “Başarısızlık Zirvesi” sayesinde BAŞARI konusu yine gündemde. Facebook’da 4 ay önceki yazımı hatırlattım.

“Her kim “ŞANS’ın rolü az” diyorsa, kesinlikle yalan söylüyordur” diye vurguladım.

Hepsi eski iş arkadaşlarımdan gelen yorumları irdelerken çok uzadı. Çok sayıda da eski yazıya referans vermem gerekti. Ayrı bir blog yazısı yapmaya karar verdim. Şöyle ki:

🙂

“Şans= hazırlık + firsat” diyebilir miyiz?

Basitce o anda CRM de çalışmıyorsunuzdur, ama surekli bu konu ile ilgili okuyup birikim ediniyorsunuzdur, bunu zaman zamanki konusmalarinizdan yoneticiniz de anliyor, ilgi ve cabanizi goruyor, sonra diyelim ki CRM bolumunde bir ihtiyac oldugunda hemen aklina bu kisi geliyor ve burada degerlendiriliyor.

Kişinin kendi hazırlığı gayreti firsatla beraber adi ŞANS denen birseye dönüşmüş oluyor 🙂 Hazırlığını yapmamış olsaydı yoneticisinin bu konuda algısı oluşmasaydı, bu durum oluşmazdı gibi..

Yanıt-yorumum:

Sevgili Seval,

Yazdıkların benim çocuklarıma söylediklerime çok benziyor. Şans ve yetenek uygun olsa bile çaba gerekiyor. Bu çaba, aynı işyerinde değerlendirilmese de başka yerden iyi teklif almanı sağlıyor.  

Bir de çabasız elde edilen şans var. Babamın “racon kesmek” yerine “ansiklopedilere bakalım” demesi ve benim bilmeden araştırma yapmayı öğrenmem gibi. Ama o bile, hazırlık ve çaba ile pekiştirilmezse, sadece “bir bilene soralım” düzeyinde kalırdı.

Çok haklısın.

🙂

Benim “Başarı “tanımım; BAŞARI=BİLİNÇ .

Yetenek,Potansiyel,Gerçekcilik ve Şans. Bunların farkında olabilme, kullanmayı isteme ve ne kadar kullanabildiğinle ilgili. Yani kendinin ne kadar FARKINDA olduğundur.

Yanıt-yorumum:

Sevgili Ebru,

Çok önemli bir noktaya değinmişsin. FARKINDALIK veya BİLİNÇ. Benim BAŞARI tanımım içinde değilse bile, temel taşlarından biri olarak çok doğru bulduğum bir unsur.

Bilinçli seçimler ile oluşturulmayan “ideoloji” ve/veya “fanatiklik”, sorgusuz sualsiz bir inancın, dogmanın peşinde koşan kişi, başkasının tanımında başarılı olsa bile benim tanımımda da sadece KUKLA’dır.

Ayrıca, elindeki gücün nereden kaynaklandığını bilmeyen (farkında olmayan) kişi, en güçlü olduğu anda bile kaybeden’dir. Emekli bakanların, milletvekillerinin, genel müdürlerin, subayların bazılarında gördüğümüz “eşekten düşmüş karpuz” tavrı da bunu doğruluyor.

Özetle, EVET.  Bence de çaba + yetenek + şans alanlarının hepsinin farkında olan ve anlamlandıran  bir BİLİNÇ gerekiyor. Bilinçli olunmazsa başarılı olunmuyor.

🙂

Si Nem

Doğru zaman + Dogru yer + Şans = BAŞARI

Yanıt-yorumum:

Sevgili Si Nem,

Bence “Doğru zaman + Doğru yer + Şans= BAŞARI” tanımı, sanki “tekrarlayan tanım” olmuş. Zira “Doğru zaman + Doğru yer = Şans” gibi geliyor bana. Bu durumda “Şans + Şans = Başarı” gibi oluyor.

Bence bu “Doğru zaman + Doğru yer + Şans= BAŞARI” tanımı, anlık veya geçici başarılar için geçerli. Ama hayatın ileri aşamalarında yeterli değil.

Örneğin iş hayatının zor zamanlarında da ayakta durmak için başka beceriler ve çabalar da olmalı.

Hele ki başarı tanımı, mutlu ve keyifli bir yaşam diye belirlenmişse.

🙂

Sizin BAŞARI tanımlarınız ve/veya sizin için BAŞARI’yı oluşturan unsurlar neler?

.

 

21 Mayıs 2012 Pazartesi

Kovulmak üzerine

Bir yorumda soruldu:

Merhaba Uğur abi,

Daha önce işten hiç çıkarıldınız mı?
Çıkarıldıysanız sonraki iş yerinizle görüşmelerde neler yaşadınız?
Paylaşırsanız çok sevinirim.

Bir başka yorumda ise okurlardan Metin Akın

“Sonra 1 yıl işsiz kaldım. 2 çocuklu ve işsiz. Sıfırın epey altına indim. Daha büyük tecrübeler edindim.” cümlemi ele almış
Şu cümleyi okurken, o sıkıntıların bu kadar ile özetlenebiliyor olmasına hayret ediyorum. Tabii zaman

demiş.

Açıklayabilirim.

😛

Kovulmalarımın bir kısmından Hayatım roman yazısında bahsetmiştim. Ayrıca başka yazılarda anlattım [1] ,  [2] , [3] . Bu konuda anlamsız duygusallığım pek yoktur. (Beni kovanları haklı bulduğumu yakınlarım bilir.) Zaten duygusallık yanlıştır.

Kovulma sonrasının daha önceleri yazmadığım kısmı şöyle

2 küçük çocuklu ve işsiz günlerde epey sıkıntı çektim. Ama güzel olaylar da oldu. İstanbul’a ilk geldiğimde ODTÜ Mezunlar Derneği İstanbul Şubesi yeni açılmıştı. En genç üyelerden biriydim. Kapıda giriş ücreti tahsil etmekten sorumlu birkaç toplantı geçirmiştim. Önce hesaplar çıkar, ödemeler Dernek Başkanı’na yapılır. Aklandıktan sonra Mezunlar Toplantılarına herkesden çok geç katılırdım. (İyi ki öyle yapmışım.)

İşsiz kaldığımda ODTÜ Mezunlar Derneği‘ndeki büyüklerim bana iş buldular. Birkaç ayrı projede kısa süreli işler verdiler. Daha sonra 1988’de Yapı Kredi Bankası’na girmemi de ODTÜ’lü tanıdıklar sağladı. Network etkisini öğrendim.

🙂

Yapı Kredi’deki işi almamı sağlayan etmenlerden biri de takipçiliğim oldu. Bir tatil kampında kalıyorduk. En yakın telefon 10 km uzakta idi. Her gün gidip telefon ettim. İş başvurumun sonucunu sordum. Benim o işe ihtiyacım vardı zaten.

Beni işe aldıktan sonra bu her gün aramamın ibreyi bana çevirdiğini söylediler. (Tek ODTÜ’lü aday değildim ama tavsiye edilenler arasından beni tercih ettiler.)

😉

Zor zamanlarda ayakta kalmak için geçerli koşulları – ister istemez – edindim.

  • Gerçeği kabul etme ve yüzleşme kapasitesi
  • Dayanıklılık
  • Doğaçlama “çare bulma” yeteneği

Bunların son 2’si zaten vardı. İlkini de iyice öğrendim. Öyle ki – yıllar sonra – 2008 Eylül‘ünde, dünya ve Türkiye global krizin zirvesindeyken maaş garantili işi bırakıp serbest hayata atıldım.

🙂

Daha sonra pek sorun yaşamadım. 2 kere, öğrenme merakım sayesinde kovulduğum gün yeni iş buldum. Sonraki yıllarda da taksitli kartlar konusundaki yenilikçiliğim, çok sayıda bankanın peşimde koşmasını sağladı. Zaten kendi öz eleştirimi yapmış,   önceliklerimi ve felsefemi belirlemiştim. Bana “çok sayıda iş değiştirmişsiniz…” diyenlere bazen “orada yapacak yenilik kalmamıştı” dedim, bazen de “sizin gibi iyi patron adayları çağırdığında HAYIR demek kolay olmuyor” diye yanıtladım.

Şunu da söyleyeyim. Zaman ilerleyip de belli bir maddi ve (çok daha önemlisi) manevi birikim elde edildikten sonra, kovulmanın ertesi günü keyifle karşılanır.

😛