"kredi" etiketli yazılar:

06 Eylül 2026 Pazar

Taksitli Kredi Kartları hakkında

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, “Yıllarca Batı’da yaşamış bir insanım. 10 yıl İngiltere’de yaşadım. Şu kredi kartına taksit meselesini bilmiyorum. Böyle bir şey yok. Herkes ayağını yorganına göre uzatsın” demiş.

Linkedin’de sayın Ceyhan Atasoy bana yönlendirip “bu işin mucidi olarak siz ne dersiniz?” diye sordu.

Sayın bakanın yukarıdaki cümleleri zaman zaman farklı kişiler tarafından dile getirilir. Çoğunlukla tartışmaları izlemekle yetinirim. Bazen de konuya dahil olurum. Bu sefer uzun bir yazı ile yorumlamak istedim.

Bu yazıyı Linkedin’de ve ugurozmen.com blogumda tutacağım. Benzer iddialar konuşulduğunda yorum olarak siz de web bağlantısını gönderebilirsiniz.

Önce İhtiyaç, Sonra Ürün

Taksitli kredi kartı işlemlerinin sona erdirilmesi sonucunda (sıkça değinilen)  ticaretin yavaşlaması, enflasyon, tüketicinin maaş düşüklüğü, alım gücü, vb. konulara girmeden önce temel çıkış noktasını hatırlatmak istiyorum.

Önce ihtiyacın gerekçesini anlamaya çalışalım.

  • Öyle ya… Ne oldu da birkaç sene içinde bütün bankaların kredi kartları taksitli işlemler yapmaya başladı. Bu bir ihtiyaç değil de ek özellik olsaydı, bu kadar yaygınlaşır mıydı?
  • Markalar bu uygulamayı desteklemeseydi, bu kadar yaygınlaşır mıydı?

İlgililerin kendilerine sormaları gereken soruların yanıtını onlara bırakıp devam edelim. İlk bilmemiz gereken şey şu: Bu ülkede önceden de taksit vardı. Kredi kartıyla birlikte icat olmadı.

😉

Ben (ömrüm yettiği için çocukluğumdan aklımda kalan anılara) 55-60 sene öncesine gideceğim. Anadolu’nun birçok kasabasına (önce eşek arabasıyla, sonra motosikletten bozma triportörü mobil vitrin haline getirerek) gelip taksitle terlik ve ayakkabı satan kişiler vardı. O dönemde haftada veya 15 günde bir gelirler, yeni satışlar yaparlar, eski satışların ödemelerini defterden takip ederlerdi.

  • Dikkat edin: “defterden takip ederlerdi” dedim. Kredi kartı zaten yoktu ama senet filan da yoktu fakat taksit vardı.

Vitrin-araba örneği

Taksitli kredi kartlarını çıkarmadan önce ciddi bir araştırma yapmıştım. Atalar grubunun Altın kartı 1970’lerde çıkmıştı. Yeni Karamürsel de yine yıllardan beri taksit yapıyordu.
Beyaz eşya, zaten uzun yıllardan beri taksitle satılıyordu.

1993’de Yapı Kredi Bankası Bireysel Bankacılığın 5. Yıl Dönümü etkinliği yapmıştı. O yıllarda taksitli kredi kartları yoktu. Zaten Visa ve MasterCard “Sakın ha… Kesinlikle taksit olmaz” diyorlardı.

Arçelik’in üst düzey yöneticisi Sayın Cengiz Solakoglu konuşmacılardan biriydi. Taksitli ödemeler konusunda söylediklerinin bir kısmı hâlâ aklımda: “İnsanlar o kadar güvenilirdi ki, bayilerimiz senet filan istemezler, sadece müşterinin adresini yazarlardı. Şöyle bir kayıt görmüştüm.

… köyünde Ayşe bacı,
Evinin önünde iğde ağacı.“

Sayın C. Solakoğlu’nun bu cümlesi bana şunu düşündürdü. “Bugün, (1993’de) müşterinin kredi ödeme becerisi hakkında en büyük bilgi, yerel bayilerde var. Banka olarak buna nasıl sahip olabiliriz.”

Önce Taksitkart‘ın, sonra daB2B – Doğrudan Borçlanma Sistemi‘nin DBS (benim fikrim ve projem olduğu pek bilinmez) ortaya çıkarılmasında bu düşünce yatıyordu. Belki bir ara, Doğrudan Borçlanma Sistemi’nin ilgili taraflara yararları ve hızlı yaygınlaşmasını da konuşuruz.

🙂

Taksitli Senetler

Sevgili Cemil Türün’ün sıkça vurguladığı bir konuyu gündeme getirmek istiyorum. 30 – 60 – 90 gün vadeli senet, hatta vadeli çek gibi bir enstrümanın tamamen bu topraklarda icat edilmiş olduğunu unutmayalım. Yani, taksit zaten vardı ama güven duygusunun azalmasının doğal sonucu olarak kağıda dönüştü. Önce 30 – 60 – 90 günlük taksitli senetler, sonra da vadeli çekler icat edildi.

Bir anımı anlatayım:

Beni yakından tanıyanlar bilir. Kendi işime ait bütçeyi hazırlarken aşırı titizdim. Her varsayımın ağırlığını anlamaya çalışırdım, olasılıkları ölçmek isterdim. Sene başında “en ayrıntılı bütçeyi hazırlayan” ve sene sonunda “en yüksek oranda doğru tahmin eden” olmak isterdim. Bir cins saplantı.

Sene başında bütçeyi hazırlarken, önceki yıllardaki varsayımlarımı, gerçekleşenleri, sapma nedenlerini iyice incelerdim. İlk bulgularla kendimi kandırmayıp, “acaba” diye tekrar ve tekrar kurcalardım.

1990 senesi öncesinde Türkiye’de kredi kartı cirosunu aylar bazında tahmin etmeye çalışıyordum. O sene dini bayramlar, resmî tatillerle birleştiği için 2 kere (Nisan ve Temmuz aylarında) 9 günlük tatil olacaktı. Geçmiş yıllarda 3 günlük ve 4 günlük tatillerde kredi kartı cirolarının nasıl olduğunu inceledim. 4 günlük tatillerde daha fazla harcama oluyordu. Daha önce, 9 günlük tatil olduğu yıllarda kredi kartı yaygın olmadığı için, tek dayanağım bu veri idi. “Buna göre, 9 gün tatil olursa…” diye daha yüksek ciro olacağını varsaydım.

Çuvalladım. Sadece bizim değil, Türkiye’deki tüm bankaların kredi kartı cirosu kötü düştü. Üstelik bu düşüş, 2-3 ay devam etti. Elbette “neden böyle oldu” diye inceledim.

Bayram tatili 3-4 gün olduğunda, büyük çoğunluk tatil yerlerine gitmeyi tercih etmiyorlardı. Eşi-dostu, akrabaları ziyaret ediyorlar veya evlerinde ağırlıyorlardı. Giderken yanlarında ufak tefek bir şeyler, tatlılar, vb. götürüyorlar veya misafire ikramda bulunuyorlardı. Bayram 4 gün olursa, daha fazla ziyaret, daha fazla misafir… harcamalar artıyordu.

Tatil 9 gün olunca… Ziyaret veya misafirlik olmuyor, çoğunluk tatile çıkıyordu. O yıllarda kredi kartı limitleri (bakın, burası çok önemli ve çokomelli) 3-4 kişilik ailenin bir hafta tatile çıktığı zaman harcayabileceği paradan daha az idi.

Sonuçta müşterilerimiz kredi kartlarını kullanmadılar. Tur operatörleri üçte biri peşin, kalanı 2,5 – 3 aylık taksitler yaptılar. Bazılarının taksit senetleri şöyleydi. 20 Nisan peşin ödeme, ilk taksit 20 Mayıs, ikinci taksit 10 Haziran, üçüncü taksit 1 Temmuz. (2,5 ay dediğim bu 😉 )

Taksitlerin ödemesi bitene kadar kemerleri sıkıyorlar, diğer harcamalarını da azaltıyorlardı. Kredi kartı cirolarının düşüşe devam etme nedeni buydu.

Kısaca, kredi kartı kullanılmayınca taksitli senetler kullanılıyordu.

😮

1995 Sonrası

1970-80’lerde başlayan mağaza kartı uygulamaları, perakendeyi büyük hızla içine aldı. Firmalar kendi kartlarını çıkardılar. Daha önce de defalarca söylediğim gibi, sadece istanbul’da 200’ün üzerinde markanın kendi sadakat kartı vardı. (İlk resim) Ancak o zaman “müşteri tekilliği, veri tabanı, müşterilerin davranışlarının izlenmesi, doğru zamanda doğru teklifin yapılması, vb…” gibi CRM kavramları akıllarında yoktu.

“Cüzdandaki poster” diye düşünüyorlardı. “Cüzdanı açınca o markayı göreceksiniz, aklınıza bizim dükkandan alışveriş gelecek…” gibi yüzeysel bir bakış açısı içinde kart vermeye başladılar.

  • 2010’lu yıllarda, “Size bir mobil uygulama yapalım. Telefonunu eline aldığında…” diye başlayan konuşmalar aklınıza geldi mi 😛

Bazı markalar da “bizim markamız indirim yapmaz, taksit yapmaz” diye konumlanmıştı. “Markamız indirim yapmaz derken ÖZEL MÜŞTERİlere indirim; taksit yapmaz derken ÖZEL MÜŞTERİlere taksit yapacağız. Yani hem söylemi bozmayacağız, hem de ufaktan yarışa dahil olacağız” cümleleri söylendi, benim de bulunduğum görüşmelerde.

Sonuçta sadakat kartlarına taksit ve indirim özelliği eklendi. Sonra mağaza kartı şirketleri kuruldu. Bankalar markalara kart çıkardılar. Ortak markalı kartlar çıktı. Vb… (Daha önce yazdığım için burada kısaca değindim. Ayrıntılı bilgi isterseniz, şu yazıda.)

Ara Dönem

Taksitkart’ı çıkarma sürecinde kavramsal çerçeveyi oluştururken, kendi kendime “piyasayı inceledim, en iyisi bu” demedim. İstanbul, Ankara ve İzmir’de, kendi marka kartlarını çıkarmış 200’e yakın kurumla görüştüm. Onların ihtiyaçlarını anlamaya çalıştım. (Mağaza ve marka kartları konusundaki yazılarımın listesi, yazının sonunda)

Bazı marka kartları sadece puan toplamayı amaçlayan sadakat kartlarıydı. Ama çok büyük çoğunluğu, senetlerin getirdiği “kağıt-kürek” işlerle uğraşmak yerine, yazılım tarafına rahat aktarılacak bir araç olarak düşünüyorlardı. (O yıllarda dijitalleşme kavramı moda değildi.)

Yani, taksit yine vardı ve gelecekte de olacaktı. Kurum/marka açısından izleme kolaylığı ihtiyacını karşılıyordu.

2010 senesinde Yerel Zincirler Buluşuyor isimli Perakende Konferansı’nda oturum yöneticisiydim. (Artık bankacı kimliğim ortadan kalkmıştı.)

Benim yönettiğim oturuma katılanlardan, Kiğılı’nın CEO’su sayın Hilal Suerdem, bu kartların çok arttığı dönemi şöyle anlatmıştı: “O dönemde müşterinin finansmanını marka/kurumlar karşılıyordu. Bu durum, kriz döneminde şirketlere büyük hasarlar verdi. Bankalar taksit konusunu üstlenince rahat ettik.” (Oturum hakkında blog yazım şurada.)

Bankadayken biz de kurumlara “Kredi vermek ve tüketiciyi finanse etmek bizim işimiz. Siz pazarlama ve satışa odaklanın” diyorduk.

Taksitli kredi kartı yönteminin, sadece tüketiciler değil, ilgili tüm taraflar (tüketiciler, markalar ve bankalar) tarafından desteklendiğini, bu nedenle yaygınlaştığını unutmayalım.

Taksitli kredi kartları yaygınlaşmaya başladıktan sonraki (2000 sonrası) yıllarda,  Dışbank‘ın İdeal kartını çıkardığımızda, Anadolu’nun önde gelen markalarını ziyaret etmiştim. Anadolu markalarının ezici çoğunluğu, büyük bankaların kendileriyle taksitli ödeme anlaşması yapmamasından şikayetçiydi.  “Onlar elitler klubü. Bizi beğenmiyorlar” cümlesini defalarca duymuşumdur. “Onlar” sayesinde (rakip bankaların deyişiyle “kıçıkırık Dışbank” olarak) Anadolu’nun en bilinen kredi kartı bankalarından biri olmaya başlamıştık.

Kredi kartlarına taksit yapılması sayesinde, mağaza kartı çıkartabilecek teknolojik becerisi olmayan yerel markalar da, büyüklerle rekabet edebilmeye başladılar. Bu faydasını da göz ardı edemeyiz.

Bankaların taksitli işlemleri üstlenmesi sayesinde, kısa sürede mağaza kartlarının büyük bir kısmı ortadan kalktı. Sadece bazı mahalli zincirler, kendi kart uygulamalarını sürdürdüler.

İşlemlerin kredi kartıyla yapılması, nakit akışını izlenebilir kılması açısından kamu maliyesi için de faydalıdır. İnanmazsanız, mahalli markalardaki uygulamaları gözleyin.

Taksitli İşlemlerin Sınırları

Hangi işlemlerin taksitli yapılacağına dair bir sınırlama getirilmesi doğrudur. İlke olarak, bir ürün veya hizmetin ödeme (taksitlendirme) süresi tüketim süresinden uzun olmamalıdır.

Bu çerçeveden bakıldığında bir eve 20 yıllık konut kredisi (mortgage), bir arabaya 3-4 yıllık veya beyaz eşyaya 2 yıllık taksiti kredi verilmesi uygundur. Elbette miktara bağlı olsa da, tatil için 3 aydan fazla olmasını önermem. Gıda, konfeksiyon, vb. tüketim ürünlerinde hiç taksit yapılmayabilir. (Oysa 60 sene önce, terlik bile taksitle satılıyordu. Orası ayrı.)

🙂

Özetle

Bu ülkede taksitli işlemler kredi kartıyla başlamadı. Markalar, taksitli işlem yapmak için kendi finansal ve teknolojik alt-yapılarını zorluyorlardı. Kredi kartı olmadan çok önceleri de taksitli işlemler vardı.

Kredi kartları ortadan kalksa da, taksitli işlemler devam edecektir.

.

Meraklısına

Mağaza / marka kartları hakkında geniş bilgi almak isteyenlere daha önce paylaştığım yazılar:

Bazı öngörüler…

Özellikle mağaza kartlarının artması konusunda endişelerimi ve varsayımlarımı da belirttim.

 

24 Ekim 2022 Pazartesi

Tahmin Modelleri

Sayın Prof. Özgür Demirtaş hocamız şöyle tweet atmıştı.

Kendisinin çok doğru teşhis ettiği ve defalarca haklı çıktığı konulara gereksiz itiraz eden trollerden değilim. Ancak bu sefer, yeterince bilgilenmeden bu tweet’i attığını düşündüm. Neden yanlış olduğunu düşündüğümü anlatayım:

1988 senesinde Yapı Kredi Bankası’nın (YKB) Bireysel Bankacılık ekibine katıldım. 1987’de Bireysel Kredi vermeye başlamışlardı. Benim katılmamdan kısa süre sonra da kredi kartı vermeye başladılar. Daha önce onlarca yıldan beri Diners Club kartları vardı ama çok dar bir çevrede biliniyordu. O dönem YKB sayesinde bireysel bankacılık kavramı ortaya çıktı. Bireylere kredili bankacılık ürünleri verilmeye başlandı.

O yıllarda bankacılık duayeni sayılan, Türkiye’de en uzun süre banka genel müdürü olan (sonradan adına Bankacılık Ödülü verilmeye başlanan) bir üstat “Bankalarını batıracaklar. Bilançosu olmayana – insana – kredi verilir mi?” demişti. Karadeniz fıkrası gibi sorayım: “Hani, n’oldi?“

İlk başlarda, Yapı Kredi’de “müşteri hakkında bilinenler [formda yer alan bilgiler] çerçevesinde” bir kredi skorlama sistemi oluşturulmuştu. Kişisel verileriniz, okulunuz, medeni haliniz, yaşınız, geliriniz, vb. üzerinden bir karar veriliyordu. (Sayın Özgür Demirtaş’ın tweet’ine ne kadar benziyor değil mi?) Eğer geçmişte protestolu senedi veya ödenmemiş çeki varsa, kesinlikle kredili ürün verilmiyordu. Bir süre sonra, risk tahmin modelleri üreten kurumlarla görüşüldü.

Hatırladığım kadarıyla, risk tahmin modeli kurumları Türkiye’ye ilk geldiklerinde YKB’nin elindeki verileri incelediler ve “Henüz erken. Önce 500.000 kart verin. Aradan biraz zaman geçsin ki ödeme / ödememe davranışları oluşsun. Sonra biz oluşumları inceleyelim” dediler. Gittiler.

Zaman içinde yeterli sayıya ulaştık ve tekrar davet ettik. Böylece Türkiye’de ilk defa kredi skorlama sistemini YKB kullanmaya başladı. Bu sistemin bir üstünlüğü de, zaman içinde batan kredi verilerinin de girdi olarak alınması ve modelin giderek daha ustalaşmasıdır.

Bir konu daha var.

Bugün bankaların kullandığı Doğrudan Borçlandırma Sistemi adlı yapı ilk aklıma geldiğinde (ki öncesinde Türkiye’de ilk defa taksitli kredi kartı alt-yapısını kurmuştuk) amacım bakkal gibi küçük esnaf için kredi skoru belirleyecek değişkenleri bulmaktı. Bakkallar sigara markalarına nakit ödüyorlardı ama deterjanlara 30-60 gün sonra ödeme yapıyorlardı. Tüm bu işlemler senet-kağıt üzerinde yürüyordu. Tüm bu işlemleri sisteme aktardığımızda, verileri işleyerek bakkalların ne kadar kredi kullanabileceklerini ve ne zaman dara düştüklerini önceden tahmin edebileceğimizi düşünmüştüm.

Ek olarak

1998’de YKB’nin hem kredi kartı hem de üye işyeri pazar payı %40’lara yakındı. Türkiye’nin %60’a yakın kredi kartı işlemini görebiliyorduk. “Hangi caddenin neresinde hangi konuda dükkan açılırsa ne kadar satar” konusunda YKB’ndan daha bilgili olan tek yer Bankalararası Kart Merkezi idi. Düşünsenize, Nişantaşı’nda bir dükkana birkaç yüzbin lira hava parası vermeden önce, doğru soruyu sorarsanız yanıt alabileceğiniz en önemli kaynakları konuşuyorum. Üst yönetimi veri analizi şirketi kurmaya ikna edemedim.

Aşağıda yer alan yanıtımın nedeni de bu birikimdir. Ne var ki cevabımı da aldım.

Sayın Özgür Demirtaş’ın verdiği örnek için atalarımız “sui misal emsal olamaz” derler. Nitekim bunu da 2 tweet’te yazdım.

Sayın Demirtaş’tan yanıt alamadım ama açıklayayım:

2000-2001 krizinde de bir anda onlarca banka battı veya el değiştirdi. Bazı -eski- üst yöneticiler villalarını terk edip şehir içinde apartman dairesine döndüler. Çocukları özel okullardan alıp devlet okullarına vermek zorunda kaldılar. Bazı esnaflar (ellerinde para olsa bile) “her ihtimale karşı” diyerek borçlarını ödemediler ve başkalarının batmasına neden oldular. Bazı esnaflar ise, para çıkışını geciktirmek için farklı bankalar üzerinden para aktarma hareketi yaptılar. Parasını ödemek isteyenler bile nereye ödeyeceğini bilemedi ve senetleri protesto oldu. Daha önce %15-17 olan İstanbul’da adres değiştirme oranı %40’lara yaklaştı. Sonuçta, eski modellerin dayanakları yetersiz kaldı ve kriz nedeniyle değişen risk modelleri yeniden ele alındı.

2003’e geldiğimizde, 2000-2001 senesi bize “içgörü üreten” duruma gelmişti. Önceki yılların “protestolu senedi veya ödenmemiş çeki olana kredi verilmez” yargısı değişti. Kriz yıllarında ödeme sorunu yaşamış ama sonraki dönemlerde işini toparlamış ve düzgün ödeme yapmış kişi ve kurumlar için “kriz yaşamış ve atlatmış” sıfatı eklendi. Hatta, o dönemde hiç olumsuzluk yaşamamış olanlar “belki de dükkan açıktı ama iş yapmıyordu” veya “belki de o sırada küçük çaplıydı ve kredi konusunda deneyimi yoktu” diye daha fazla incelenir oldu. Araştırmada protestolu senedi ve ödenmemiş çeki çıkanlar eğer sonradan iş yapmaya devam etmişlerse “kriz yaşamış ve atlatmış” olarak daha muteber sayıldılar.

🙂

Risk modellerinin en önemli girdilerinden biri gelir tahminidir. Bankada

  • Ücret veya gelirler (maaş ödemesini bankadan alan kişiler veya ana hesabı bankada olan kurumlar)
  • Harcamaların toplamı
  • Kredi kartı kullanımı detayları
  • Borçların toplamı
  • Vergi ödemeleri
  • Elektrik / su / gaz gibi giderler
  • Gelirler ve harcamalar arasındaki farklar
  • Kredi başvuru formlarındaki bilgiler
  • KKB verileri

ile modelleme yapıldığında (maaş dışı gelirleri olsa bile) %90’a yakın doğru tahmin edilebilir. Kriz dönemi geldiğinde model geçici olarak şaşırır ama normal zamanlarda iyi bir göstergedir.

😉

Veri anlamlandırma eğitimlerinde, istisnaların önemi üzerinde de dururum. Ne zaman bir istisna “daha fazla anlam” taşır, ne zaman istisnalar “artık modelin son kullanma tarihi gelmiştir” mesajını verir, bunu konuşuruz.

Özetle, her krizden sonra tüm tahmin modelleri gözden geçirilir. Bir kriz dönemini örnek alıp %70’in iyi bir oran olduğunu savunmak… Tekrarlıyorum “sui misal emsal olamaz” ve Sayın Özgür Demirtaş’ı hiç haklı bulmadım. Yanıtına “beğeni” veren 22 kişinin ise bu konudan anladıklarını hiç sanmıyorum.

Not: Sayın Özgür Demirtaş’ın birçok teşhisinin haklı çıktığını biliyorum. Bu konuda da amacım ona saldırmak değil, yanlışı düzeltmektir.

.

EK OKUMA MALZEMESİ: Bu nasıl modelleme

.

16 Haziran 2021 Çarşamba

Müşteri İletişim Tercihi

15 Haziran 2021 günü, öğleden sonra, Twitter’ın Bildirimler sekmesinde adımın anıldığı şu tweet vardı.

Şu birkaç satırda, bankanın bir dizi yanlışına değinilmiş.

  • Maaş ödemesi o banka üzerinden yapıldığına göre çalışıp çalışmadığını bilmeli. Hatta belki de “kimlere kredi teklif edileceği” modeli hazırlanırken “maaş müşterisi” diye yola çıkılmış bile olabilir.
  • Müşteri defalarca “arayıp kredi teklif etmeyin” demiş. Demek ki çağrı merkezi ekranlarında, “ilk temas anında müşteri talebini kaydetmek” gibi bir seçenek yok. Burada temel kavram “ilk temas anında“… Aklıma 15 yıllık şu vakayı getirdi.

Musteri_Sikayeti

Bağlantıya tıklayıp bu vakayı okumaya üşenecekler için özet: Müşteri “iş değiştirdiğini, artık kredi kartı bildiriminin eski faks numarasına gönderilmemesini” defalarca söylüyor. Kredi kartı harcamaları eski işyerine bildirilmeye devam ediliyor. Sonunda kızgınlıkla bankasına yazdığı mektup, tüm bankaların çağrı merkezlerinde konuşuluyor. Merak edenlere, sonrası da var.

  • Eğer müşteri, bu olay üzerine maaşını başka bankaya aktarmaya karar vermiş. Banka için büyük kayıp.

2005 yılına ait “bizimle çalışmayı neden bıraktınız” çalışmasından bir araştırma sonucunu paylaşayım.

    • Not: Bu çalışmanın 2005 yılına ait olduğunu unutmayalım. Bugün, elbette başka gerekçeler de yer alır.

Dikkat ederseniz, o yıllarda en büyük terk nedeni, “artık maaşının başka banka üzerinden ödenmesi“. Maaş ödeyen banka olarak önemli bir engeli aşmışsanız, “elde tutmak için ne yapmalıyız?” diye sorgulamanız gerekirdi. Bankanın isteklilik modeli ve benzeri bir çalışma yapmadığını, ilk akla gelen öneriyi yaptığını düşünüyorum.

😉

En yukarıda gördüğünüz tweet’e banka yanıt verdi.

Bu yanıt, (sosyal medya deyimiyle) “beni benden aldı“.

(Hem yazıyı daha fazla uzatmamak, hem de bankanın iletişim tercihi altyapısı hakkında bilgi sahibi olmak için, bankanın tweet’i hakkındaki yorumumu sonra yayınlayacağım.)

😉