"kültür" etiketli yazılar:

11 Ocak 2012 Çarşamba

“Kurum kültürü” bahanesi

Bazı devlet kurumları özelleştiriliyor.

Satın alan şirket kendi yöneticilerini getiriyor. Özel sektörden gelenlerin eski kamu kuruluşlarında yararlı işler yaptığı oluyor. Ne yazık ki aksini de görüyoruz.

Her 2 yönde de şahit olduğum vakalar var.

  • Özel sektörden gelip kamu kurumunu çağdaş, vizyoner duruma getirmeye çalışanlar, bu yolda cesaretle direnenler…
  • Özelleştikten sonra kamu kuruluşunda zaten var olan “Burası Devlet” bakış açısına hemen uyum sağlayanlar, hatta bundan fazlasıyla yararlananlar

İlk gruptakilerle yürüttüğümüz CRM çalışmalarında iyi niyetli çabalarına ve azimlerine hayran olduğumu kendilerine de söyledim. Onlarla çalışmak keyif ve gurur verici.

İkinci gruptakiler ise… Var olan kurum kültürünü bahane ediyorlar. Kendileri de ondan yararlandıkları için… Müşteriyi bile unutuyorlar.

Bana sorarsanız, profesyonel ile ücretli arasındaki farkı buradan anlarız. Boşuna Profesyonel ≠ Ücretli diye tutturmuyorum.

🙁

21 Ocak 2010 Perşembe

Takım oluşturma kültürü

ODTÜ’de öğrenciyken “Sosyo-Teknik Sistemler” diye bir ders almıştık.  Aslında UCLA’de doktora düzeyinde verilen bir dersi, hocamız Kamil Kozan bize uyarlayarak anlatmıştı.

Her üretim sisteminin her ülkede aynı şekilde başarılı olmadığını… Üretim sistemlerinin, ancak topluma uygun ise verimli olduklarını görmüştük. Volvo arabalarını 16’şar kişilik iş istasyonlarında üretiyorlardı. Hem kalitesi, hem de verimi giderek artan bir yöntem oluşmuştu.

😛 CoolPrintVikingShip_1

Nedeni şu idi (yanlış anımsamıyorsam)… Viking gemileri de 16’şar kişiden oluşuyordu. Beğenmedikleri kişiyi başka gemiye yolluyorlar, başka gemilerdeki beğendikleri kişilere teklifte bulunuyorlardı. Ganimetleri de 16 kişi paylaşıyordu. Böylece hep iyi anlaşan, aynı hedefe yönelik 16’lı ekipler oluyordu.

Araba üretirken de aynı yöntemi uygulamışlardı. Bir işçi, jant kapağını takıyor, sonra farı vidalıyor, sonra tamponu yerine yerleştiriyordu. Her işçi her işi yapabilecek şekilde gelişiyordu.  Hep aynı yerde, aynı vidayı sıkmadıklarından, işe karşı yabancılaşma da yaşamıyorlardı.

Volvo_factory_1940sHangi ekibin arabayı yaptığı seri numarasından anlaşılıyordu. Araba bozulduğunda, hangi ekibin işi olduğu bilindiğinden, “hep daha iyi” yapmak için aralarında yarışıyorlardı. “En iyi ekip” için ölçülebilir kriterler vardı.

Ekip arkadaşları kadar özen göstermeyenleri aralarından gönderiyor, diğer ekiplerdeki iyilere teklifte bulunuyorlardı. Viking gemileri gibi…

😛

Aynı yöntemi ABD’de denediklerinde çok başarısız oldu. ABD’de fazla çalışanın emeğini paylaşmaya (onun üzerinden fırsat sağlamaya) yönelik bir kültür vardı. Birisi daha yavaş yapmaya başlayınca… “Ben çok çalışırsam emeğimi sömürürler” diye düşünüyorlardı. Herkes, en yavaş çalışana uyum sağlıyordu.

  • Türkiye’de de bir apartmanın su gideri ortak ise, herkes daha az harcamaya değil, daha fazla su kullanmaya çalışır. Benim kullandığımı onlar ödüyor mantığı ile… Aynı düşünce yapısı…

Bırakın kaliteyi artırmayı… Korkunç finansal zararlar ortaya çıktı.

ABD için en iyisinin montaj hattı olduğu anlaşıldı. Hani şu “en zayıf halka” konusu…

🙁

Bunları niye mi yazdım. Eğer birisi, “diğerleri daha az çalıştığı için” performansını bilerek düşürüyorsa…  Orada bir ekip yoktur. Ama daha fazlası, oradakilerle zaten ekip oluşturamazsınız. Kültür uygun değildir.

Boş yere çabalamayın.

😉

22 Mart 2009 Pazar

Aşağıdan bakınca…

Üst yönetim örnekleri verdim. Bir de alt kademelerden örnek vereyim. (Alt kademe deyince, sadece örgütsel şema kastedilmiştir. Bir sıfatlama kaygısı yoktur.)

Bir Patronum vardı. Görmüş geçirmiş bir İstanbul beyefendisi. Damıtılmış zevklere sahip. İnsan kavramlarına vakıf.  Aradan yirmibeş sene geçti. Saygım sürüyor.

Patron, herkese bir baba gibi davranır, elinden gelen yardımı yapmaya çalışırdı.

Herkes, rakip şirketlerde çalışanlara göre %50 fazla maaş alıyordu.  Hemen hepsi, işe girmiş ve orada kalmıştı. Zaten bazıları, o şirkette çalışmaktan başka iş yapamazdı.

İşe girdiğimde 17 yıllık şirket idi. On yedi yıldan beri çalışan elemanlar vardı. Ben sadece iki buçuk yıl çalıştım. Sonra, bedelini ödeyeceğim tecrübelere yelken açtım. 😮

Aradan yirmi yıla yakın zaman geçti. Arada şirketi ziyarete gittiğimde, çoğu aynı elemanlardı. İş büyüdükçe katılan vardı, ayrılan yoktu.

Globalleşme etkisini gösterdi. Temsilciliği yapılan firmalar kendi ofislerini açtılar. Şirket yok oldu.

Patron “Yükümü tuttum, bana ne” demedi. Çok üzüldü. En çok da elemanları başka yerde iş bulamadığı için… Hepsine hak ettiğinden fazla tazminatlar ödedi. Gönüllü olarak…

Eski iş arkadaşlarım… Geçmiş olsun diledim. Onlarla konuştum. Hemen herkes Patron’u suçladı. Geleceği göremediği, şirketi iyi pozisyonlamadığı için.  Otuz küsür yıldır, en az %50 fazla maaş aldığı için Patron’a şükreden hiç yoktu…

🙁