"lokanta" etiketli yazılar:

15 Aralık 2013 Pazar

Et lokantası

Et lokantalarının adı dikkatimi çekmeye başladı. Bildiğim kadarıyla Nusret Gökçe’nin lokantasına Nusr’Et adı vermesinden sonra bir furya başladı. Önce

  • Hasr’et
  • Hayr’et
  • Gayr’et
  • Sabr’et

gibi isimler görmeye başladım. Sonra da

  • Et’kin
  • Et’nik
  • Et’men

isimleriyle karşılaştım.

  • Not: Aynısı olmasın diye gördüklerimi değil, benzerlerini yazmaya çalıştım. Bu isimleri görmezseniz şaşırmayın. Görürseniz, ben yapmadım.

😉

Pazarlama yöneticisi ve akademisyeni olarak “marka uzmanı” olmadığımı söyleyeyim. Bu nedenle markalama konusuna girmeyeceğim.

Ama “et” üzerine böyle kelime oyunları aklıma şu fıkrayı getiriyor.

Lokantada bir müşteri garsona seslenmiş.

– Bana bir pilav, üzerine de bir parça et.

Diğer müşteri de isteğini söylemiş.

– Bana da pilav. Ama üzerine etme.

😛

EKLEME: Twitter’de yorum yapan @CocodeMedina şu sayfaya yönlendirmiş.

Cenab-et

😀

26 Eylül 2010 Pazar

Ben garson değilim

Arkadaşlarımız bizim oralara geliyorlarmış. Aradılar. Yarım saatlik bir sohbet zamanımız vardı. Hemen yakınımızdaki yerel tatlı gıda zincirlerinin birinde buluştuk.

Dükkanın iç dekorasyonunu yenilemişler. Süslü bir menu hazırlamışlar. Resimler insanın iştihasını artırıyor.

Son zamanlarda atak yaptığından bahsettik. Kimi dükkanları çok genişletmişler. Pek kurumsal kimlik kalmamış. Ama anlaşılan durumları iyi… diye konuştuk.

Yanımızdan geçen bir görevliye, “sipariş verelim mi?” diye sorduk. “Ben garson değilim” bakışı ile birlikte öyle “Bir dakika” dedi ki… Yaramaz çocuğuna “dur bir dakika” der gibi… Gitti, kasaya geçti.

Eldeki bu” dedik.

😀

Rixos’da yanınızdan geçen komi, garson, şef, hatta başka bir görevli hemen masadaki boşları alıveriyor. Hepsinden üst olan, ortamı denetlemekle görevli olan kişinin bir masaya hizmet ederken, gözleriyle garsona diğer masayı işaret ettiğini defalarca izledim.

😀

Dalaman Havaalanında bir ailenin işlettiği kafeterya var. İki cici (sanırım büyüğü 12-14, küçüğü 8-9 yaşlarında) kız çocuğunun, oradan yüzünüzde gülücükle ayrılmanız için verdiği mücadeleyi görün.

😀

Sonra da yerel gıda zincirinin bir dükkanında çalışan bu arkadaşa, hizmet sektöründe en zayıf halkanın tüm kalitenin belirleyicisi olduğunu anlatın.

😛

20 Temmuz 2010 Salı

Kanalıma dokunma

Cihangir’de bir yer. Bir otelin en üst katı. Terasta harika Boğaz ve Haliç manzarası var.

Ailecek çok severiz orayı. Bir hafta önceden yer ayırtırız. Köşe masada otururuz.  Geçen hafta içi bir akşam gittik.  Dar sokaklarda park yeri bulmak zor. Arabayı vale’ye verdim. Ailenin büyükleri ile birlikte orada yemeğimizi yedik.

Yine büyüklerimiz ile oradan ayrıldık. Amcam Selahattin Özmen yanımızda.  90 yıla tanıklık etmiş, bir dönemin en üst siyasileri ile arkadaşlıkları olmuş… Sürekli çalışmaya ve üretmeye devam eder. (Yanda Selahattin amcamın 5 yıl önce yazdığı kitabı. Şimdi de kitap yazmaya devam ediyor 😀 ).

Onun anlatacağı, bizim dinleyeceğimiz çok anı var. Radyoyu açmadık, keyifli ve ders verici konuşmasını dinledik eve gelirken.

Ertesi gün arabayla yola çıktım. Radyoyu açtım. O da ne?  Bangır bangır bozlak…  Tüm kanalları değiştirmişler. Hepsi de aynı kanal olmuş. Gıcıklık ve kasıt kendini ortaya koyuyor.

Öfkelendim. Lokantaya anlamlı bir para bırakalım. Valeye bahşiş verelim. Ve böyle bir saygısızlık ile karşılaşalım.

O yere bir kez daha gider miyim? İstanbulda müşteri olmamızı bekleyen onlarca yer varken. Sürekli müşteri böyle kaybedilir.

🙁

Daha önce de yazmıştım. Arabanın radyo kanallarını değiştiren yıkama yerine bir daha hiç gitmedim. Hemen evimize yakın olduğu halde… Lokantanın kaderi de aynı.

Bu sayede şunu da bilgi hazneme ekledim. Bir lokanta ile yaşadığın müşteri tecrübesi, yemeğin hazmı ile sona ermeyebilir. Ertesi gün araba kullanırken bile o lokantadan nefret edebilirsin. Bu anıyı hiç unutmayabilirsin.

🙁