"lokanta" etiketli yazılar:

18 Kasım 2009 Çarşamba

Kapıya yakın oturmak

Geçenlerde yazmıştım. Bazı genç arkadaşlar, internet sitesi fikirlerini benimle paylaşıyorlar.

Bir kısmı daha asıl fikri oluşturmadan exit stratejisi tartışıyor.

🙁

Onları neye benzetiyorum, biliyor musunuz?

Hesabı ödemeden kaçabilmek için, lokantada kapıya yakın oturanlara…

Yemeği şöyle ağız tadıyla yiyemezler… Çoğunlukla da hesabı ödemek zorunda kalırlar. Onlar bu işi belki ilk kez yapıyordur. Lokantacı ise onlarcasını görmüştür.

😉

Sizinle aynı masada oturanlar da bu numaraları yemez. Davranışlarınız kendini ele verir. Hesabı onlara yıkamazsınız.

😛

Siz önce afiyetle tabağınızdakini bitirin. Sonra etrafınıza bakının…

😀

13 Ekim 2008 Pazartesi

Soğanı ince doğra…

Kulaktan kulağa anlatıyorum. Bugünün ünlü tıp adamlarından birinden dinleyen bir dostum bana aktardı.

Ortaokul yıllarında babası ölmüş. Babasının ortak olduğu lokantadan gelen para azalmaya başlamış. Bizimki, ailenin en büyük erkek evladı… Okula ara vermiş, lokantada çalışmaya başlamış.

Sabah erkenden amcaoğlu ile beraber işe başlıyorlar. Kör karanlıkta alışverişi yapıyorlar. Sonra tüm sebzeleri tertemiz yıkıyorlar. Aşçı geliyor. “Şunları soyun, bunları doğrayın. Öyle değil, böyle kesin…” deyip duruyor. Sürekli olarak talimatlar yağıyor. Zaten garsonluğu da bizimkiler yapıyor.

Giderek “Her şeyi biz yapıyoruz!” demeye başlıyorlar. Her akşam eve geldiklerinde annelerine söyledikleri bu: “Her işi biz yapıyoruz!”

Bu durum, aşçının hasta olup gelemediği güne kadar sürüyor. O gün, “her şeyi biz yapıyoruz” diyen iki amcaoğlu, bir tek kap yemek bile çıkaramıyorlar.

O zaman anlıyorlar ki, patates soymak, soğan doğramak, havuç rendelemek aslında yemek yapmak anlamına gelmiyor.

İş hayatında da bütünü göremeyenler, “her şeyi ben yapıyorum” diyorlar. Fıkrası biliniyordur. “Siz de söyleyin” demiş doktor, “tıbben bir sakıncası yok”. Tıbben yok ama fikren var. Kendinizi kandırmayın.