Müzakere Kavramını Anlamak – 1
Pazarlamanın çeşitli konularında eğitmen olarak uzun yıllar geçirdim. Eskiden kalma yöneticilik deneyimim de var. Geçmişte eğitimlerime katılanlarla ve eski ekip arkadaşlarımın bir kısmıyla dostluğumuz sürüyor. Bunlardan biri yakın geçmişte, uluslararası bir şirketin Türkiye ofisini kurdu. Kendisi de sermaye yatırdı, böylece üst düzey beyaz yakalı olmayı terk edip girişimci oldu.
Ana şirketle bir sorun yaşadığında beni aradı. Konuyu nasıl ele almak gerektiği ve müzakere üzerine uzunca sohbet ettik. Bu yazı, o sohbette anlattıklarımdan oluşuyor.

Bu yazıyı “Müzakerenin Temel İlkeleri” diye adlandırıp, 6-8 tane ilkeyi alt alta sıralayabilirdim. En başta birkaç ilkeyi vurguladım ama, aşağıdaki şekilde anlattığımda, daha fazla akılda kaldığını gördüm. Bu nedenle, müzakere eğitimlerinden aklımda kalanları ve iş hayatımda kullandığımda başarı getirenleri destekleyen anılarla yazmayı tercih ettim.
Özellikle belirtmek isterim ki, müzakere teknikleri konusunda eğitim verecek düzeyde olmadığımı biliyorum. Bu nedenle yazıyı, bir pazarlama aracı değil bir öğretiler tortusu olarak okumanızı isterim.
Temel İlkeler
İlk müzakere eğitimini 1980’de ODTÜ’de, efsane hocamız Muhan Soysal’dan aldım. Muhan hocamız, her sene ABD’nin önde gelen okullarında okutulan dersleri inceler ve önemli gördüklerini bize aktarmak için çalışırdı. Derslerde okutulan kitapları da getirtirdi. (40 sene önce öğrendiğini sürekli anlatan hocalardan değildi.) Sanırım globalleşmenin etkisiyle şirket evlilikleri (M&A) yoğunlaşmıştı ve ABD’nin zirve okullarında müzakere psikolojisi dersi veriliyordu.
Muhan Hocamızın tüm yaz boyunca çalışıp, ders döneminde bize aktardığı Müzakere Psikolojisi dersinden aklımda kalanlar:
.. A – Müzakere ve pazarlık, aslında birçok konuda benzer ama müzakere uzun vadeli ilişkiler için geçerlidir. Bir seferlik fiyat veya miktar pazarlığı müzakere değildir.
“Müzakere = öldüresiye pazarlık” değildir. İlgili taraflar için kazanç – kazanç yaratan çözümleri bulmak, dolayısıyla yeniden masaya oturmayı gerektiren anlaşmazlık ve yeniden sürekli müzakere ortamı oluşturmamak gerekir. Taraflardan biri işi gurur meselesine çevirirse, müzakere değil pazarlık yapıyor demektir. Unutmayalım, bir atasözü der ki “İki testiyi birbirine çarparsan, biri kırılırsa, diğeri de çatlar”.
.. B – Tarafların beklentileri karşılaştırıldığında, ancak bir müzakere tabanı varsa karşılıklı etkileşim olabilir. Şöyle örnekleyebiliriz:
-
- Satıcı 100 TL’ye satmak istiyor. Daha yukarısını, kendisi bile hayal etmiyor. En az 60 TL’ye de razı. Daha azına kesinlikle satmayacak.

-
- Alıcı ise 50 TL ödemeyi umuyor. Daha azı olsa çok iyi olur ama, kimsenin daha ucuza vereceğini düşünmüyor. Zorlanırsa, cebinden 80 TL’ye kadar çıkabilir. Daha üstünü ödemeye hiç niyeti yok.

.
Bu örnekte müzakere tabanı 60-80 TL arasında oluşmuştur. Bir şekle dönüştürürsek:

Yukarıdaki örnekte, satıcı “81 TL’den azına asla satmam” veya alıcı “59 TL’den bir kuruş fazla ödemem” deseydi, müzakere tabanı oluşmayacaktı.
Önemli not: Müzakere tabanı kavramının kolay anlaşılması için sadece fiyat örneği verdim. Bir müzakerede iş birliği koşulları, sermayenin ve kârın veya riskin paylaşılması, teslimat ve nakliyat koşulları gibi çok sayıda başlık söz konusu olabilir.
.. C – Müzakerelerde çoğunlukla en az iki pazarlık söz konusudur:
-
- Diğer taraf ile pazarlık;
- Kendisiyle pazarlık.
Müzakerenin her aşamasında “acaba kabul etsem mi” diye düşünmeyi, kendisiyle pazarlık etmek diye tanımlıyorlar. Aslında en yıpratıcı olan da bu “kendisiyle pazarlık” etmesidir.
Satıcı “Acaba Alıcı X TL’den çok verebilir mi? Yoksa çok ucuza mı gidiyor? Biraz daha direnseydim daha yukarıya satabilir miyim?” diye düşünürken alıcı da kendisiyle aynı savaşı vermektedir. “Kendime koyduğum sınırlar çok mu düşük? Ben yanlış mı değerlendiriyorum? Geri satmak için değil de yaşamak için alıyorum. Satıcının daha önce yaptığı yatırım işime yarar mı?”
Müzakerelerde, yukarıda örnekteki gibi tek boyut fiyat olmadığı için, kendimizle pazarlığımız da karmaşıklaşır. “Sermaye konusunda verdiğimiz tavizi, kâr paylaşımı konusunda geri alabilir miyiz?” veya “Eleman tahsis etmeye evet dedik ama bütçeyi artırabilir miyiz?” gibi, müzakerede masadaki başlıkların sayısı arttıkça iç pazarlığımız çoğalır. Bazen yönetemeyeceğimiz düzeye gelir.
Müzakerelerde çoğunlukla de en kârlı çıkan taraf, kendisiyle pazarlık etmeyendir. İnsanın kendisiyle pazarlık ettiğini düşündüğümde Nazım Hikmet’in şu dizelerini anımsarım:
Tavşan,
korktuğu için kaçmaz,
kaçtığı için korkar.
Dolayısıyla, ayrıntılı bir ön hazırlık yaparak, konular arasındaki etkileşimi ve kendi sınırlarını doğru belirlemek çok önemlidir.
😉
Bu eğitimi aldığımız sırada üniversitede öğrenciydim. Ön hazırlığın iyi yapılması, diğer tarafın azami ve asgari beklentilerinin belirlenmesi, kendi tarafımın sınırlarının saptanması gibi bazı ilkeler aklımda kaldı ama en önemli konuyu atladığımı iş hayatının ileri yıllarında anladım. “Nedir o konu?” derseniz… yazı dizisinin son bölümlerinde değindim.
Bu yazı BrandMap’in Kasım-Aralık 2025 sayısında yayınlanmıştır.

1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
