"marka kartı" etiketli yazılar:

30 Nisan 2010 Cuma

Kartla Sadakat Olmaz @ YZB-2010

Bugün Yerel Zincirler Buluşuyor 2010’da “Kartla sadakat olmaz” konulu oturumun yöneticisi idim.

Konuşmacılar sadakat kartı olan kurumların üst yöneticileri idi.

  • D&R Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Dilek Çuhacı
  • Kiğılı Genel Koordinatörü K. Hilal Suerdem
  • Teknosa Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Kadircan Erkıralp

😀

Açılış sorum şöyleydi:

Tıpkı Rambo dizisi gibi,

İlk filmde 1997- 1999 yılında kart sayısı inanılmaz artmıştı. Sadece İstanbul’da 200’ün üzerinde markanın kartı vardı.

İkinci filmde 2002 yılında, kartı olan 8 – 10 marka kalmıştı.

Şu anda üçüncü film oynanıyor. Kartın dönüşü… Yeniden herkes kart çıkarıyor.

“Sizce dördüncü filmde ne olacak?” diye sordum. (Okuyanlar anımsayacak… Blog’da da sormuştum.)

🙂

Konuşmacılar ayrıntılı bilgiler aktardı. Kısaca özetlersem…

Sayın Kadircan Erkıralp, “kartın sadece müşteriyi tanıma aracı” olduğunu vurguladı. “Müşteri kartı yanında taşımak zorunda değil. Cep telefonu numarası ile aynı işlemi yapabilecek.” diye belirtti. Zaten Teknosa’larda bu uygulama başlamış.

Sayın Dilek Çuhacı, “kartın iyi müşteriyi ayırt etmek için firmalar açısından bir mecburiyet” olduğunu belirtti. “Diğer perakendeciler ile ortaklaşa projeler geliştirileceğini” söyledi.

Sayın Hilal Suerdem, önemli bir ayrımı vurguladı. Benim “ilk film” diye adlandırdığım dönemde, finansmanı marka sahibi kurumlar karşılıyordu. Bunun kriz döneminde ne kadar hasar verdiğini hatırlattı. (Neden ikinci film ile ortada kart kalmadığını da söylemiş oldu.) “Bundan sonra müşterinin iç dünyasına seslenen projelerin sayısının artacağını” belirtti.

😀

Her üç konuşmacı ile aynı fikirde olduğumu belirteyim. Teknoloji sayesinde, “kartınız yanınızda olmasa bile, size özel işlem yapılması sağlanacak. Sadakat ortaklıkları kurulacak (ki bunu uzun süreden beri iddia ediyorum). Ve müşterinin sadece ihtiyaçlarına değil, duygularına seslenen projeler de ortaya çıkacak.

😀

Daha sonra “kartı konuştuk, biraz da sadakati konuşalım” dedik.

Teknolojinin giderek artan kullanımı, cep telefonunu veren müşteriler için her mağazada tanıma sistemlerinin geliştirilmesi, doğru teklif sunmak için kullanılan modeller konuşuldu. Bunların yanı sıra, insani unsurların önemi, duygulara seslenmenin ne kadar müşteri sadakati sağladığı, çalışanları dışlayan sistemlerin işe yaramayacağı da vurgulandı.

😀

Hepi topu 45 dakika olan, keyifli ve öğretici bir toplantı olduğu kanaatindeyim.

😀

12 Kasım 2009 Perşembe

Yönetimde basiret

Türkiye’de marka kartlarının yoğun olduğu bir dönem yaşandı. Sadece İstanbul’da 200 kadar markanın kendi kartı vardı.

Bankalar da bu kurumların listelerine el attılar. Birçok eş-markalı (co-branded) kart çıktı.

Bu dalga, her topluluk, dernek, oda, birlik, vb’yi de etkiledi. Hepsi, kredi kartları ile aynı şekilde olan “üyelik kartlarını” çıkarmak istedi. Yine bankalar devreye girdi. “Aidiyet” (affinity) kartları çıkardılar.

Hemen hepsi başarısız oldu. Bankalar başarıyı zaten umursamıyorlardı. Üyelerin listesi bir kere bankaya geçtikten sonra, bankacılık ürünleri satmak için yeterliydi. Yani kart bir yem konumundaydı.

😉

Üyesi olduğum mezunlar dernekleri de böyle kartlar çıkarmak istedi.  Asıl amaç, sadece bir kart çıkarmak değil, bu kart sayesinde derneğe para kazandırmak olmalıydı.  Derneklerden birine başarılı bir kart programının nasıl olması gerektiğini anlatmak için gittim.

Konuyla ilgilenen bir ağabey ile konuştum. Ona başarılı bir kart projesi için öncülleri aktardım. Derneğin bu işi nasıl yönetmesi gerektiğinden bahsettim.

Ağabey dinledi, bazı notlar aldı. Sonra beni az önce gelip hemen arkadaki masaya oturmuş olan başkan ile tanıştırmak istedi.

Başkan masada, biz ayakta… Şöyle bir konuşma geçti:

Ağabey – “Başkan, seni Uğur ile tanıştırayım. Bu kart meselesini  konuşuyorduk”
Başkan – (Bu sırada bir dizini masaya dayamış, hafif arkaya kaykılmış vaziyette… Eli biraz yukarıda… Parmakları da garsona “gel buraya” der gibi hareket ederek..) Yüzde kaç veriyorsunuz.
Ben – Ben F ağabeye derneğin neler yapabileceğini anlattım.
Başkan – (Eli ile sinek kovar gibi hareketler yaparak…) Bırak bunları ya… Yüzde kaç komisyon ödüyorsunuz. Sen onu söyle…
Ben – Önce projeyi nasıl yapacağımnızı konuşsak…
Başkan – (Sabrı taşmış bir ifade ile…) Bırak bu numaraları…
Ben – (F ağabeye dönerek…) Abi, durumu görüyorsun… Bana müsaade…

Geçenlerde bir friendfeed girdisinde bu dernek kartı konusu gündeme geldi. Artık işin aslını biliyorsunuz.

🙁

Uzmanlığa saygı göstermek, kurumunuza yararlı olmaya çalışanları dinlemek basiretli yönetimin önde gelen kurallarından biridir.

Siz yönetici olduğunuzda, yukarıdakinin benzerini yapmayın.

😛

20 Şubat 2009 Cuma

Mağaza kartlarının dönüşü

Sanki bir sinema dizisi gibi…

1997 – 1999 yıllarında sadece İstanbul’da 200’e yakın markanın kendi kartı vardı. Alışverişe çıkarken kartlarınızı yanınıza alsanız, küçük bir bavul taşımanız gerekirdi. (Birinci film 🙂 )

Sonra bu kartlar yok oldu. (İkinci film 🙁 ) O zamandan beri varlığını sürdüren bir tek Migros kart var diye biliyorum. Eksik bildiğim varsa, haber verirsiniz.

Aradan yıllar geçti. Şimdi yeniden mağaza kartlarının sayısı artıyor. Hemen her marka kendi kartını çıkartıyor. (Üçüncü film 🙂 )

Sizce gelecekte ne olur. Dördüncü filmin senaryosu nasıl olacak? 😉