"meslek odaları" etiketli yazılar:

23 Ocak 2024 Salı

Meslek Fanatizmi

Bir mesleği icra etmek, o meslekte profesyonel olmayı sağlamıyor. Sadece ücretli bir icracı olunabilir.

Sosyal mecraların ortaya çıkmasından yıllarca önce 28 Ağustos 1992’de, o dönemin iş dünyasının basılı yayın organı olan Dünya gazetesinde “Meslek Odaları ve Profesyonellik” isimli bir yazım yayınlanmıştı. Bu yazıda özetle şöyle diyordum:

Meslek Odaları ve Profesyonellik

Türkiye’de meslek odalarının bilgi, beceri ve ahlak konusunda standartlar koyma amacı ile kurulduğu düşünülebilir. Diğer bir deyimle, meslek odaları her mesleğin gerçek anlamda profesyonelce icra edilmesinin garantisi olmalıdır.

Meslek odalarına baktığımda umut verici bulmuyorum.

Bir filmde kötü bir doktor varsa, Tabipler Odası ertesi gün sahnededir. Babamın nabzını ölçmeden ona boyunluk takan doktor için ise önlem almaz.

Depremde binalar yıkılır. Mühendisler Odası, Mimarlar Odası ve Müteahhitler Odası’nın yüzlerce üyesine “meslekten men” cezası vermesini beklersiniz. Onlar, “bu genelgelerle yapılan binalar elbette yıkılır” deyiverirler. “Yıkılacağını bilerek yaptıysanız, cinayet işlediniz. Meslek onurunuz gereği bu ihaleye katılmasaydınız” diyemezsiniz.

Gazeteciler, başkaları hakkında yazdıkları zaman gazetecidir. Ama birbirleri hakkında yazınca “ayıp etti” oluverirler.

Örnekleri çoğaltmayacağım. Hepiniz mutlaka onlarca örnek söyleyebilirsiniz.

Bence meslek odaları, meslektaşlarını korumak için sarf ettikleri çabaları mesleki standartları, çalışma ve ahlak koşullarını belirlemek; bu koşullara uyulması için yaptırım gücüne sahip olmak için sarf etmeliler.

Belki birkaç tane meslektaşlarını kaybederler, ama meslekleri insan gözünde yücelir.

Klişeleri Sorgulamak

Elbette sadece meslekle sınırlı değil. Bence, sahip olduğun mesleği yapanları, tuttuğun takımı veya partiyi, mezun olduğun okulu, mensup olduğun bir topluluğu dışarıdaki birinin gözüyle bağımsızca eleştiremiyorsan, bakış açında ve düşünce sisteminde ciddi eksikler vardır.

Takım ve ideoloji fanatizmini ele alan çok yazı [1] , [2] , [3] , [4] , [5] , [6] , [7]  yayınlamıştım. Otuz yıldan daha önce yazdığım meslek fanatizmini bugün yine ele almamın nedeni, meslektaş duyarlığını aklının önüne getirenlerin olması.

Şöyle ki…

2010 senesinde “Web 3.0 gelecek, veri merkeziyetsiz olacak, açık ve tüketici faydası gözetecek” deniyordu. Google’da aradığınızda hâlâ aynı söylemleri görürsünüz. Ben farklı düşünüyordum. “Veriyi işlemenin ve kullanmanın sermaye gerektirdiğini, temelinde etkileşim olan Web 2.0’ın tüketicinin kurum ve markalardan güçlü olduğu bir dönem olduğunu ve bunu bitirmek için acele etmemek gerektiğini” savunuyordum. Bunları sadece anlatmakla yetinmedim. 2011 Haziran ayında yayınlanan Gennaration dergisine de yazdım.

Yazının son bölümü yukarıda. Tamamını okumak isterseniz şurada.

Bunları söylemeye başladığımda sosyal mecralarda aktif olanlar, beni karamsarlıkla suçladılar. Yazılımcı kökenliler ise “3 satır kod yazmayı bilmezsin. Bari bilmediğin konularda konuşma” dediler.  Hatta bir linç ortamı oluşturdular.

🙁

Hatırlatayım, yıl daha 2010-2011 idi. Cambrigde Analytica ortaya çıkmamıştı. Brexit ve ABD seçimlerinde etkisi olduğu duyulmamıştı. Web 3.0’ın daha kullanıcı dostu olacağı, merkeziyetsiz olduğu için verinin demokratikleşeceği sıkça söyleniyordu. Birçok yazar ve konuşmacı henüz algoritma hapsi ve/veya hiper normalleşme ve/veya yankı odası kavramlarını konuşmaya başlamamıştı. Hatırladığım kadarıyla çevremdeki hemen herkes “Dünyayı güzelleştirecek Web 3.0” diye bakıyordu.

Geçen hafta bir videoda bundan bahsettim.  (Resmin üzerine tıklayarak videoyu izleyebilirsiniz.)

 

Meslektaş Fanatizmi

Video Linkedin’de yayınlandı. Hemen arkasından şu yorum yazıldı.

Geri bildirim almak, ilerlemenin en iyi yoludur. Ben de bu “Lead Software Design Engineer” olan arkadaşa sordum.

Yanıt beklerken “acaba yanlış mı biliyorum” diye birçok ayrı kaynaktan Web 3.0 nedir diye yeniden baktım. Doğru biliyormuşum. Ayrıca, nedense hemen her tanımın içinde veri kelimesi geçiyordu. Arkadaş yanıt vermedi, aksine yorumunu siliverdi.

Ondan yanıt alamadığım için, kendi düşüncelerimi paylaşacağım. “Beni linç eden yazılımcılar” hakkında cümlem muhtemelen bu yazılımcı arkadaşa dokundu. Kendisini yorum yazmak zorunda hissetti. Belki de videoyu sonuna kadar bile izlemeden içini döktü. Sonra, kendisine sorulan soruları görünce yanıt veremeyeceğini anladı ve sildi. Belki de benimle ilgili daha fazla bilgi edinmiştir. Bilemiyorum.

Bu yazı yayınlandıktan sonra da, o kişinin yorumunun devamını bekleyeceğim.

Tuz Alıp Koşanlar

15 seneyi aşkın süre boyunca blog yazınca, böyle kişilerle çok karşılaşıyorsunuz.

  • Daha önce de “bilmediği konularda konuşuyor” diyen biri olmuştu. “Bunu daha geniş katılımla tartışalım” dediğimde başka kanaldan mesaj gönderip kaldırmamı rica etmişti.
  • Bir başkası, “bacağını kıracaksın, bir daha futbol oynayamasın” yazmıştı. İnsanlık açısından yazdıklarını eleştirdiğimde fanatizmini “insan olanın aidiyet duygusu vardır” gibi bir noktaya getirmişti. Ona da “bunu daha geniş katılımla tartışalım” dedim. O da kıvırdı, “dava ederim” filan dedi. “Hani sözlerimin arkasındayım” diyordun diye üsteledim. Klavye arkasından çıkamadı.
  • Kendisini veri bilimcisi olarak sıfatlayan birinin düzenlediği anket konusunda Linkedin’de tartıştık. O da hemen “bilmediği konular” demeye başlamıştı. Sonra işi hakarete döktü. Biraz ilerleyince, onun anket hazırlamanın temel kurallarını bilmediği ortaya çıktı. (Yazıyı, yorumlarla birlikte okuyunuz.)

Elbette hepimiz her zaman doğru tahminlerde bulunamayız. Yanlış yaptığımızı anladığımız zaman üstelemek veya silmek yerine, suçladığımız kanaldan özür dilemeyi bilsek ne iyi olurdu.

Son Söz

Neyse ki birçok yazılımcı, bu yazının öznesi olan kişi gibi değil. Geçmişte ya da şimdi kendileriyle yakın çalıştığım, hem bilgilerine hem de yaklaşımlarına saygı duyduğum çok sayıda yazılımcı var. Bir proje konuştuğumuzda, önce bütünü anlamaya çalışan, bir cümle veya kavrama sıkışıp kalmayan, hatta daha yazılım aşamasına geçmeden önce katkılarıyla hayatımızı kolaylaştıran tüm yazılımcılara teşekkür ediyorum.

Bütünü görmemek, çeşitli önyargılar nedeniyle sorgulama becerisinden yoksun almak veya “tuzum var” diyene salatalık alıp koşmak konusunda da defalarca  [a] , [b] , [c] , [d] , [e] , [f] , [g] yazmıştım. Bu vesileyle burada tekrarlayayım.

“Meslek onuru, doğru yapanların yanında durduğunuzda ve yanlış yapanları suçlama (hatta cezalandırma) cesareti gösterdiğinizde büyür.”

03 Şubat 2015 Salı

Bürokrasi kullanımları

Bürokrasi diye eleştirdiğimiz [a] konuların çoğu amaçlara ulaşmak için geliştirilen araçların, amaç yerini almasından kaynaklanır.

😉

Örneğin:

Amaç trafiğin güvenli ve düzenli biçimde akmasını sağlamaktır. Bunu amaca ulaşmak için araçlardan biri de kurallara uymayanları cezalandırmaktır.

Kırmızı ışıkta geçilmesini, emniyet şeridinde gidilmesini, ters yola girilmesini engellemek için bir yerde gizlenip yapanı yakalamak mı trafiğin akışını güvenli ve düzenli yapar; yoksa bunların olabileceği yerde bulunup zaten kimsenin yanlış yapmamasını sağlamak mı?

Amaç trafiği düzenlemek değil de ceza kesmek olursa, ceza kesecek kişinin olmadığı yerde her türlü yanlışı yapmak mubah görülmeye başlanır.

Kırmızı ışıkta geçeni yakaladınız… Ama daha siz yakalamadan önce bir kazaya neden olursa, kendinizi haklı hisseder misiniz?

🙁

Diğer bir örnek de Bütçe çalışmalarıdır.

Bütçeler aslında planlama için bir araçtır. Olası hedeflere ulaşmak için nelerin, hangi maliyetlerle yapılacağını ve ne kadar kâr edileceğini belirlemeye yarar. Bu araç, amaca dönüşür. Senenin son 3 ayı boyunca gelecek yılın bütçesi hazırlanır. Yetersiz yöneticilerin sorumluluk üstlenmemek için yeni çıkan bir fırsatı “Bütçede yok” diye reddedebilirler. Bunu engellemek amacıyla, gereksiz zaman alan ve hayata geçirilmeyen senaryolar üretilir.

🙂

Başka bir örnek de denetleme (teftiş)dir.

Denetlemenin amacı, işlerin önceden belirlenmiş hedeflere uygun gidip gitmediğini belirlemektir. İş yapma kuralları, aslında hedefe ulaşmayı kolaylaştırmak için saptanmıştır.

İlkokuldan beri, “müfettiş geliyor” denildiğinde ürkeriz. Müfettişin bizi değil, öğretmeni denetlediğini bilmeyiz.  Bizi sınava çektiğini düşünürüz.

İş hayatımdaki 35 yıl boyunca, kurallara uyulup uyulmadığını denetleyen, bu yönde çok saçma şekilde (örneğin “imzayı sayfanın yanlış yerine attın” diyerek) cezalandıran çok müfettiş gördüm. Ama hedeflerin gerçekleşmesiyle ve gerçekçi risklerle ilgilenenlerin sayısı sadece birkaç taneydi.

🙂

Unvanlar da bu değişimin bir parçasıdır.

Mesleğin yerini unvanlar alıverir. Mesleğini sorarsın, unvanlarını söyleyerek yanıtlarlar: Genel Müdür Yardımcısı, Başhekim, Operasyon Müdürü, Tedarik Kanalları Uzmanı, Okul Müdürü, Kürsü Başkanı, Kreatif Direktör, Evrak Memuru…” olduklarını söylerler.

😛

Bu sorunların bir kısmı bürokrasiyle ilgili görünebilir. Aslında hepsi, yetersiz insanların yanlış yerde durmasıyla ilgilidir. Bürokrasi icat edilmeden önce de imparatorluklar yıkıldı, kurumlar perişan oldu.

Bürokrasiyi tartışma konusu yaparken, “hangi bürokrasi tanımı” diye sormamın nedeni de budur.

😉

22 Nisan 2013 Pazartesi

Ne iş yaptığını bilmemek – 2

Yine Customer360 konferansında, yine Karen Purves‘in Social Branding (Sosyal Markalaşma) seansının başlarındaydı.

Herkesin kısaca çalıştığı firmayı, sektörü ve B2B mi yoksa B2C mi olduğunu söylediği aşama devam ediyordu.

Bir başka hanımefendi, “bankalardan birinin teknoloji şirketinde çalıştığını” söyledi. Karin “Hangi sektör?” diye sorunca, onu beklemeden “Bankacılık” diye atıldım. (Maalesef bana bariz görünen durumlarda kendime hakim olamıyorum.)

Belki de bir gün önceki konuşmamda IT’ciler hakkında anlattığım fıkra nedeniyle, hanımefendi alındı. Sektörünün IT olduğunu “Bin kişilik bir IT firmasıyız” diye vurgulayarak söyledi.

B2B mi yoksa B2C mi?” sorusuna “B2C” diye yanıt verdi.

Son kullanıcıya nasıl hizmet sundukları soruldu. Uygulamalar mı, oyunlar mı?.. Ürettikleri neleri bireyler kullanıyor?

IT’ci hanımefendi yanıt vermekte zorlandı. Hemen yanında oturan aynı bankadan bir delikanlı “ATM’leri onlar yönetiyor” gibi cümleler söyledi.

😛

Bu sefer aculluk yapıp araya girmedim.  “B2C diye vurguladığın zaman, IT şirketi değil BANKA demeliydin. Ya da IT’de ısrarlıysan, tek müşterin banka olduğundan B2B demeliydin” demedim.

Ah şu ücretli (profesyonel ≠ ücretli) çalışan banka ve GSM şirketi IT’cileri.. Hangi iş kolunda olduklarını bilmezler. Fıkrayı çoğunlukla haklı çıkarırlar.

😀