"modelleme" etiketli yazılar:

20 Temmuz 2026 Pazartesi

Müzakere Kavramını Anlamak – 3

Müzakere konusunda aldığım ilk iki eğitimi daha önce [1][2] paylaşmıştım. Bankalarda çalıştığım zamanlarda birkaç kere müzakere teknikleri eğitimlerine katıldım ama hiçbiri klişeleri veya daha önce öğrendiklerimi aşamadı. Ancak, sonraki iş hayatımda en derin iz bırakan müzakere eğitimi de yine o zamanlarda geldi.

Bir gün, o zamanların ünlü eğitim şirketi FED Training’in patronu (rahmetli) Arman Kırım aradı. Müzakere konusunda dünya çapında bir eğitmenin geleceğini, sadece 12 kişinin katılacağı özel bir seans olacağını söyledi. Zaten pazarlık ve müzakere konularını bildiğimi sanıyordum. Hatta Arman’a “Ben bunları yeterince gördüm” dedim  ama ısrarlara dayanamadım.

Büyük Resmi Anlamak

Eğitime katıldığımda, Arman’ın dediği gibi çok seçme katılımcılar olduğunu gördüm. Sigorta şirketi genel müdürü, banka ve leasing şirketi GMY’leri, büyük nakliyat şirketinin patronunun veliaht oğlu, Japonca bilen ve Japonlarla pazarlık yapıldığında o dili bilmeyen bir finansçı gibi masada yer alan müzakere ustası, vb… Hatta bizzat Arman da öğrenci gibi katıldı. Bu ustaların arasında çömez kalmıştım.

İlk gün, müzakereye ilişkin bazı klişeler konuşuldu. Farklı olarak, psikometrik test yapıldı. Kişiliğimiz konusunda temel noktalar ortaya çıktı. İkinci gün, daha önce benzerini görmediğim bir müzakere senaryosu oynandı. Senaryonun gerçekçi olması için (bugünün parasıyla) herkes kendi cebinden 1000 lira koyacaktı. Ayrıca Arman, kazanan gruptakilere FED training çantaları ve tişörtleri de vermeyi taahhüt etti. Kazanan grup hepsini alacaktı.

12 kişi 4 gruba ayrıldı. Gruplardan birinde Arman, diğerinde (onun sınıf arkadaşı olan) banka GMY Osman Bey, üçüncüsünde Japonca bilen müzakere ustası Zafer Bey ekip lideri konumundaydılar. Bizim grupta benden başka bir leasing şirketi GMY ve nakliyat şirketi veliahdı vardı.

Üçer kişilik gruplar arasında kura çekildi ve karşılıklı müzakere grupları belirlendi. Biz Zafer Bey’in grubuyla, Arman’ın ekibi de Osman Bey’in grubuyla kapışacaktı. Her gruba, diğer grubun psikometrik test sonuçları verildi. Böylece rakiplerimizin psikolojisini tanımamız sağlandı.

Oyun senaryosu ise belli bir vakadan oluşmuyordu. Çeşitli renkler ve puanlar vardı. Örneğin,

  • Siz kırmızı dediğinizde rakip de kırmızı derse, her iki tarafa da eksi 4,
  • Siz kırmızı dediğinizde rakip mavi derse, size +6, rakibe eksi 2,
  • Siz mavi dediğinizde rakip yeşil demişse size +4, rakibe +2…

Bu şekilde 3 rengin tüm kombinasyonlarına ilişkin senaryolar vardı. Elimizde rakiplerimizin psikometrik testleri olduğu için, “Onlar bizim şu rengi söyleyeceğimizi düşünür ve bu rengi söylerler. Ama biz öbür rengi söylersek onlardan daha fazla puan alırız” gibi varsayımlar yaparak müzakereyi yürütmemiz bekleniyordu.

Grup kendi arasında tartışma yaptıktan sonra ilk renkler kağıda yazılıp eğitmene veriliyor. İlk seans sonrasında rakiplerle buluşuluyor. Sonra her biri azami 10 dakika süren seanslarda grubun belirlediği renk kâğıda yazılıyor eğitmene veriliyor. Eğitmen renklere göre puanları açıklıyor. Rakipleri görmeden, sadece onların söylediği renkleri ve puanlarımızı öğrenip varsayımlarla tahminlere devam ediyoruz. Süreç içinde 4’üncü ve 7’nci turlardan sonra tekrar rakiplerle bir araya geliniyor. 10 tur olunca bitiyor. Hangi grup en yüksek skoru elde etmişse, o birinci olup ödülleri kazanıyor.

Ben, büyük Japon şirketleriyle anlaşmalar yapan kurumların baş müzakerecisi Zafer Bey’i yenmeyi kafama koymuştum. Sanırım onlar da kendini benzer bir heyecana kaptırmıştı. 1, 4 ve 7’inci turlardan sonraki buluşmalar pek kısa ve verimsiz oldu. Son tura geldiğimizde, “Tamam… Yendim” diye düşünüyordum.

Tüm katılımcılar bir araya geldiğimizde, müzakere konusundaki en ağır ama en verimli dersimi öğrendim. Diğer 2 grup, daha ilk tur sonrasında bir araya geldiklerinde aralarında anlaşmışlar. Gruplardan biri en kötü, diğeri en iyi seçimi yapıyorlar. Böylece fark çok açılıyor. Bir grup aşırı puan kazanıyor. Anlaşmaları da şöyle: toplanan parayı paylaşacaklar, 3 kişi bel çantalarını, diğer 3 kişi tişörtleri alacak. Böylece herkes kârlı çıkacak.

Ben, Zafer Bey’i yenmek için ego tatmini peşinde koşarken, asıl hedefi kaçırmışım. Hem parayı, hem de ödülleri kaybettim. İşte o zaman, daha önceki oyun senaryolarında başarılı gibi gözükmemin ne kadar aldatıcı olduğunu, aslında müzakere kavramından çok uzak olduğumu anladım.

Gerçek hayattan esinlenmiş bir uygulama senaryosu ve rollere bürünme olmamasına rağmen, düşünsel açıdan beni en zorlayan müzakere eğitimi olmuştu.

😉

Gerçek Hayat Uygulaması

2003 senesinde bankada çalışırken bazı faaliyetlerin “outsource” edilmesi gündeme gelmişti. Konu ile doğrudan ilgili değildim ama bizim tarafın toplantılarına beni de çağırdılar. Yukarıda anlattığım eğitimlerden ders almış bir kişi olarak bir fiyatlama modeli hazırladım. Model, her iki tarafın da karlı olmasına yönelik hazırlanmıştı. Bizim açımızdan, kabul edilebilecek en yüksek fiyat ile yüklenici açısından kabul edilebilecek en düşük fiyat arasında kalan “müzakere tabanı”nı belirlemeye yönelik bir çalışma yapmıştım.

Yüklenici adayı, işi almak için adeta “ne fiyat olsa yaparım” diyordu. Dolayısıyla, bizim açımızdan hayal denebilecek kadar düşük bir fiyat teklif ettiler. Üstelik, caymayacaklarını göstermek için 1.5 milyon dolar teminat mektubu vereceklerdi.

Bankada yaptığımız toplantıda “bu bakış açısının doğru olmadığını “kazanç-kazanç” olmayan anlaşmaların bozulacağını” söyledim. 20+ sene sonra bile hatırladığım sıkı bir azar işittim. “Sen onların nasıl kar edebileceğini düşüneceğine, bizim karlılığımıza odaklan” dediler. Zaten dışarı verilen işler benim ilgi sahamda değildi, sonraki toplantılara girmedim. Herkes de memnun oldu.

Anlaşma imzalandı. Teminat mektubu alındı. Devirler yapıldı. Yüklenici işe başladı. Kısa zaman içinde yüklenicinin yakınmaları duyuldu. Üç-dört ay sonra, yüklenici “ayda 250,000 dolar zarar ediyorum” dedi ve çözüm bulunmasını istedi. Bizimkiler “İşi almak için bu fiyatı sen verdin” dediler. “1.5 milyon dolarlık teminat mektubun var” dediler… Ayak diremeyi sürdürdük. Defalarca toplantılar yapıldı. İlerleme olmayınca, yüklenici firmanın patronu “İsterseniz teminat mektubunu bozdurun. Faaliyeti durduruyorum” dedi.

Ayda 250 bin dolar zarar ettiğine göre, faaliyeti durdurduğu andan itibaren zarar sürekli olmuyor ve 1,5 milyon dolar teminat mektubunun bedeli ile 5 – 6 ay içinde başabaş noktaya geliyordu.

Bu sefer, banka tarafı başladı, “etme, eyleme” demeye… Firma ile yeniden masaya oturuldu. Sözleşme yenilemesi zorunluydu. Daha önceki toplantılarda bulunan – beni “onların nasıl kar edeceğini düşüneceğine bizim karlılığımıza odaklan” diye azarlayan – üst yönetimin büyük çoğunluğu sorunların giderilmesi için yapılan toplantılarda yoktu. Hepsi de haklı 😛 gerekçeler bulmuşlardı. Bir önceki sözleşmeyi hazırlayan teknoloji ekibi ortadan kayboldu. “Biz teknik kısmı ile ilgilenmiştik. İşimizi bitirdik” dediler. Operasyonel konular dışarıya verilmişti ama bankanın  operasyoncuları da “yönetim ne istemişse, biz onu yaptık” dediler. Müzakere toplantılarını, banka adına benim yönetmem istendi. (Burada, hüzünlü bir gülümseme var.)

Toplantılar yapıldı. Sorun çözüldü. Yaklaşık bir yıl önce önerdiğim fiyatlama modelinin uygulanmasına karar verildi.

Sözün özü

İş hayatımın sonraki aşamalarında hep kazanç-kazanç oluşturmaya çalıştım. “Siz diğer tarafı değil, sadece bizi düşünün” diyen yöneticilerin kendilerini nasıl çıkmaza soktuklarını izledim.

Kazanç-kazanç ilişkisi çok konuşulur. Ancak satıcılar ve/veya yükleniciler ile görüşülürken çoğunlukla “öldüren fiyat” alınmaya çalışılır. Satın alma Müdürü’nün performansı, öldüren fiyata ne kadar yaklaşabildiği ile ölçülür. Eğer müşteri iseniz, B2B işlemlerde “müşteri kraldır” kavramına değil “stratejik ortak” kavramına yatırım yapın. Kendinizi, satıcı/yüklenici tarafından “kaybı göze alınmayacak müşteri” statüsüne getirin. Aksi takdirde, sürekli olarak sorun giderme toplantıları yaparsınız.

Evet… Müzakereyi, bir kerelik pazarlık diye algılayanlar, iş hayatında daha büyük zararlara neden oluyorlar. Tecrübeyle sabittir.

Bu yazı BrandMap’in Mayıs-Haziran 2026 sayısında yayınlanmıştır.

18 Şubat 2025 Salı

Ölçüm Kriteri

Aşağıdakiler, veriye dayalı pazarlama eğitimlerinde paylaştığım tartışma konularıdır.

2 > 100

Demirbank’da çalıştığım yıllardı. Bankalar, markalarla ortak (co-branded) kart çıkarma yarışına girmişlerdi. Bir de Telsim ile ortak kart projesi konuşmaya başladık. (Bu kurumların ikisi de artık yok. Biri bile hayatta olsaydı, isimlerini vermezdim)

Telsim müşteri verilerini bizimle paylaşacak, müşterilere Demirbank-Telsim ortak kredi kartı teklif edeceğiz. Kartı alan müşteriler, cep telefonu faturalarını kredi kartı ile ödeyebileceklerdi.

Notlar:

    1. Ortak kartların Türkiye’de sadakat programlarındaki yeri hakkında çok kısa özeti Sadakat kartlarının tarihçesi‘nde görebilirsiniz.
    2. Kapak resmi, bir dönemler Türkiye’de kullanılan ortak kartlardan bir kısmını gösteriyor.

Toplantılarda Telsim’den Pazarlama değil, Finansman Genel Müdür Yardımcısı bulunuyordu. Verinin fiyatını konuşmaya başladık.

Abonelerimizin isim-soyadı ve fatura adreslerini size, tanesi 2 dolardan verelim” diye teklifte bulundular.

Reddettim.

Müşterilere ortak kredi kartının yararlarını anlatan broşürleri ve başvuru formlarını, sizin her ay gönderdiğiniz faturalar ile birlikte postalayalım. Bizden kredi kartı alan her müşteri için, size 100 dolar ödeyelim” diye karşı teklifimizi söyledim.

Telsim’in Finansman GMY’si bizim 100 dolarlık teklifimizi reddetti.

“Arkadaşını Getir” Kampanyaları

Sayın M. Serdar Kuzuloglu’nun her Pazar günü saat 10.00’da gönderdiği Dünya Halleri bültenine Odea Bank sponsor oluyor.

Aşağıdaki promosyonu görünce

yine aklıma eğitim malzemesi geldi.

Sınav Sorusu

Soru şu:

  • Birinci örnekte benim 2 doları kabul etmeyip, kart kullanan müşteri başına 100 dolar önermemin;
  • İkinci örnekte, Odea Bank’ın gelen müşteri başına 1500 TL önermesinin;
  • Bankaların “maaş ödemesini bize getirin, şu kadar değerde para yatıralım” tekliflerinin

arkasında nasıl bir hesaplama vardır? Bu hesaplamaya CRM terminolojisinde ne diyoruz?

Not: Yakın zamanlı olarak Linkedin’de yayınlanmıştır.

08 Aralık 2024 Pazar

Segmentasyon Yok Oluyor (mu?)

Istanbul Bilgi Universitesi – MBA programında CRM eğitiminde geçen hafta segmentasyon konusunu işledik. Veri analitiğinde ilerleyen ve kapak resmindeki basamakların üst taraflarına yükselen kurumlarda artık segment terimlerinin pek fazla kullanılmadığını tartıştık.

Artık hiç kimse (veya hiçbir kurum) bir segment ile anlatılacak kadar az sayıda sıfatla tanımlanamıyor. Bir segmente tıkıştırmak yerine, o sektörde kaç farklı temel kriteri dikkate almamız gerektiğini düşünüyoruz. Zaten yapay zekaya aktardığımızda, o da birçok farklı değişken üzerinden değerlendiriyor.

Konaklama Örneği

Örnek vereyim. Konaklama (otelcilik) sektörünü ele alırsak:

  • Yolculuk amacına göre: Tatil / İş / İkisi birden
  • İlgi Alanına göre: Spor (tenis, golf) / Tarihi yerler / Doğa turizmi / Sağlık (wellness) / Gurme turları
  • Başka etkinliklere bağlı yolculuklar: Takımı için deplasmana gidenler / Düğün / Şirketin yıllık toplantısı
  • Rezervasyon tarihine göre: Erken rezervasyon / Kampanya – promosyon takipçileri / Son dakikada rezervasyon
  • Tatil zamanına göre: Yaz tatili / Hafta sonu kaçamakları / Sömestre tatili / Bayram ve Yılbaşı dönemleri / Ilık aylarda (fiyatlar ucuzlayınca) tatil
  • Fiyat duyarlığına göre: Lüks tatil köyü / 5 – 4 – 3 yıldız tesisler / pansiyonlar
    • Bunun alt başlığı da var: Denize bakan odalar / Alt kat odalar / Arka odalar)
  • Demografik özelliklere göre: Yaşam evresi (aile, çocuklu, yaşlı) / Cinsiyet
  • Birlikte yolculuk yapanlara göre: Yalnız yolculuk (solo travelers) / Grup turları /Birkaç aile birlikte tatil
  • Tatil yeri tercihi: Sadece ülke içinde / yurt dışı yolculukları
  • Deneyim tercihi: Bir yeri beğendiğinde hep oraya gidenler / farklı yerleri denemek isteyenler

Ek bilgi: Yazıyı uzatmamak için yukarıdaki başlıkların altını çok doldurmadım. Konaklama profesyonelleri hem kriter sayısını artırabilir, hem de her kriterin altına onlarca alt-kriter ekler.

Gördüğümüz gibi, bir kişiyi birçok kriter altında değerlendirebiliriz. Hedef kitle seçimi yaptığımızda, kriter sayısını azaltırız ama sadece 3-4 düzeyine indirmemiz de olanaksız.

Kriter sayısı 3 olsa bile…

… ne kadar çok sayıda alt-segment olduğunu görebiliriz.

Hastaneleri ele alsak… Sadece ilk 3 – 4 kriterde bile (yaş / cinsiyet / branş / alt branş) yüzlerce farklı alt-segment olur.

Toplumsal Beklentiler

Hepimiz kurumlardan “Ben farklıyım. Benim sana bildirdiğim ve ayrıca senin işlemler sırasında topladığın verileri analiz et ve bana en uygun şekilde davran” talebimize göre iş yapmasını bekliyoruz.

Bir kurum ile ilişkilerimiz arttıkça, beklentilerimiz de artıyor. Konaklama sektöründe bunu sıkça görüyoruz. Müşteri “Geçen sefer sizden kalın ve sert yastık istemiştim. Neden bunu kaydetmediniz. Akşamın bir saatinde yeniden yastık talep etmek zorunda kaldım” diyor.

Müşteri, kurumla her temas ettiği noktada veri üretildiğinin farkında. Bu verinin analiz edilmesini ve anlamlandırılmasını bekliyor. “Yeniden sana geliyorsam, sadakatimi ödüllendirmelisin. Beni daha çok tanıyıp en doğru teklifi sunmalısın” düşüncesinde…

Teknolojinin Yardımı YAE

Alt-segmentlerin sayısı artıyor. Müşteri artık anında hatta öncesinde (proaktif) çözüm bekliyor.

Bu noktada, teknoloji bize yardım ediyor. Yukarıda YAE yazmamın nedeni şu: Yetmez Ama Evet… Teknoloji ile akıllı olamayız, sadece hızlı oluruz. Akıl yine bizde… ne kadarını teknolojiye aktarabilirsek, o kadar kişiselleştirilmiş çözüm sunabiliriz.

Her bir kriterin her alt kırılımının duygularını, düşüncelerini ve beklentilerini biliyorsak ve bu bilgiyi sistemlerimize aktarmışsak başarılı oluruz. Geçmişte yaşadığımız her müşteri şikayetinden ders alıp, gelecekte benzer özelliklerdeki hiçbir müşterinin bunu yaşamaması için önlem almışsak başarılı oluruz. Burası işin insan kısmı.

Segmentasyonun Geleceği

Eğer “Bunca yılın pazarlama öğretisi boşa mı gitti. Segmentasyon ortadan kalkıyor mu?” diye endişeleniyorsanız, sakin olun. Henüz son kullanım süresi gelmedi. Biraz başka kavramlarla karşılaştı ve farklı noktalara evrildi.

Şimdilik, müşteri deneyim yolculuğu çıkartırken, en çok rastlanan 4 – 5 persona üzerinden çalışıyoruz. Müşterilerimizi tanımak için temel kalın çizgileri belirliyoruz. Bu çalışma da (şimdilik) insan işi.

Ek not: Persona konusunda Persona / Deneyim / Segment yazısının yorumlarında, çok saydığım iletişim ustaları Haluk Mesci ve Olcayto Cengiz ve Cem Batu‘nun değerli katkıları var. Onları okumadan geçmeyin.

Ez Cümle…

CRM eğitimi sırasında, klasik segmentasyon yaklaşımının hızla değiştiğini konuştuk. Şimdilerde daha çok kaç farklı ayrım kriteri üzerinde duracağımızı konuşuyoruz. Yapay zekayı hızlı eğitmek için.

Eş zamanlı olarak Linkedin’de yayınlandı.