"muhasebe" etiketli yazılar:

03 Şubat 2018 Cumartesi

Onay Sürecinde

Dijital dönüşüme hazırlandığı iddiasında olan kurumları en zorlayan iç olgu silolaşmadır.

Dijital dönüşüm eğitimlerine katılanlar henüz beyaz yakalı olarak yeterli zaman geçirmemişlerse, silo’dan bahsedince anlamazlar. Onlara örnekler bulmaya çalışırım.

Blogda yer alan :

yazılarında, kurum içindeki silo davranışının yansımalarını görürsünüz.

İstanbul Bilgi Üniversitesi MBA programında verdiğimiz Dijital Dönüşüm eğitiminin katılımcılarından biri, e-ticaret şirketinden ayrıldı ve sanayi şirketine geçti. İlk karşılaştığımızda bana şunları söyledi:

Hocam, siz silo dediğinizde ne demek istediğinizi anlamamıştım. Şimdi çalıştığım yerde silolaşmanın zirvesi var. Satış ekibi sahadan gelen bilgileri topluyor, analiz ediyor. Ama kimseyle paylaşmıyor. Sadece toplantılarda başkalarına “Siz yanlış biliyorsunuz” demek için kullanıyor

😮

Silolaşmayı nasıl anlatacağımı düşünürken, Facebook’ta gördüğüm bir tartışma aklımda ışık yaktı.

Eğer bir kurumda (ister satınalma işlemlerinde, ister IK’nın iş başvurusu değerlendirmelerinde, ister faturanın ödenmesini beklerken) birileri “Onay sürecinde” veya “Henüz imzadan çıkmadı” diyorsa, ORADA SİLO VARDIR.

🙁

23 Eylül 2014 Salı

Tabula Rasa = Boş Masa

Yıllardır dağınık masa ile çalışmışımdır. Sekreterimin olduğu yıllarda “Uğur bey, bir müsaade etseniz de…” dediler. Dinlemedim. “Bırak dağınık kalsın” dedim çoğunlukla.

  • Simto beni mimlemiş. Bir hafta içinde çalışma ortamımı birkaç resimle anlatacağım. Şimdilik aşağıdaki dağınık masa resmiyle yetinelim.

masam-1

Düzgün, düzeltilmiş masa mı?… Tapu dairesinde görmüştüm. Adamın masasında tek bir kalem bile yoktu… Öylesine bomboş bir masa… Bomboş…

Bir gün önce basketbol maçında parmağım sakatlanmış. Atel bağlanmış. Sarılıp, sarmalanmış… “Başından yukarıda tut” demişler… Sürekli olarak sınıfta parmak kaldıran öğrenci gibi geziyorum.

Annemle birlikte gittik tapu dairesine… Yaşlı kadın… Sakat ben…

Adamın masası tertemiz. Tek bir kağıt, tek bir kalem bile yok… Öylesi boş masada insanın canı sıkılır. Ama memur oturuyor. Sırada bekleyen onlarca kişi. Orada boş masa arkasında oturan ve sadece oturan bir memur.

Gerçekten TEMİZ MASA.

😛

Bir de diğer yönü var olayın.

Yabancı şirketlerde çalıştım uzun süre… “Temiz masa” (clean desk) kuralı vardı bazılarında…

Yanlış anlaşılmasın. “Masanı düzenli tut” demiyorlardı. “Masanı temiz tut” diyorlardı. Akşam çıkarken masada iş ile ilgili hiçbir şey olmamalı… Hepsi kilit altında olmalı. Özellikle Ar-Ge ve Strateji ile uğraşan birimlerde…

Dedim ya… “Masanı düzenli tut” değil “temiz tut”… İstersen masandakileri “halı altına süpürür” gibi… “Hoooop” diye elinle çekmecene süpür. Sonra da kilitle… Yeter ki sen ortamda yokken masanda da bir şey olmasın.

Neden derseniz… Temizlikçiler ucuz eleman… Çoğunlukla da taşeron firmasından… Masa üstündekilerin fotokopisi gitse… (Tekrarlıyorum, özellikle Ar-Ge ve Strateji ile uğraşıyorsanız…) Can yanabilir… “Acı var mı, acı?…”

Bundan ötürü olsa gerek, temiz masa kuralı bazı yabancı şirketlerde önemlidir.

😉

Sözü açılmışken, kendimi tutamayacağım. Büyük bir şirkette çalışıyordum.

Büyük patron (yani holding’in sahibi) işe gelirken simit alıyor. Simitçinin sardığı kağıt var ya!… Muhasebe çıktısı olan kenarı delikli “sürekli kağıt” (continuous paper). Üzerinde bazı bilgiler var… Tamamen iç işlerde kullanılıyor. Dışarıya kesinlikle çıkmamalı.

Hangisi olduğunu hatırlamadığım bir birim ekonomi yapmış. İmha edeceği yerde simitçiye satmış o “işe yaramayan” kağıtları…

Sonrası mı?… Fırtına….

🙂

Yazının adı “TABULA RASA”… Doğrudan tercümesi “BOŞ MASA” demek… Okulda “boş levha” diye okumuş olabilirsiniz. “Table” kelimesi “Tabula”dan geliyor. Latince kökenli olan dillerdeki tablo, levha, masa kelimeleri de aynı kökten…

Psikoloji’deki anlamını merak eden araştırsın.

19 Ağustos 2009

30 Ağustos 2014 Cumartesi

Balık Baştan Kokar

Neredeyse 20 yıllık bir öykü.

Şirket, inşaat sektöründe üretim (tuğla veya çimento veya kereste veya inşaat demiri vb…) yapıyor.  (Açıkça belli olmasın diye ürünü ve şirketi yazmıyorum.)

Bir arkadaşım şirkete ERP ve BI sistemleri kuruyor. Hammaddenin girişinden, çıkıştaki kamyon kantarına kadar her işlemi kayıt altına almaktan bahsediyor. Patron önceleri olumlu bakarken giderek huzursuz oluyor.

Bazen okul veya cami inşaatlarına yardım…”, ” Eş, dost…“, “Birkaç kayıtsız işlem olabilir…” demeye başlıyor. Aslında yardım olduğundan çok, kayıtsız çıkış yapıp… (Ben yazmayayım, siz anladınız. Anlamadıysanız, resme bakın)

rusvet-2

Arkadaşım onların da sistemde kayıt edilmesi gerektiğini anlatmaya çalışıyor. İşin muhasebe kısmıyla değil, üretim takip kısmıyla ilgilendiğini vurguluyor. Başka kaçaklar olabileceğini söylüyor.

Patron çok iddialı. Onun yaptığı bağışlar (kıyaklar) dışında kaçak olMAyacağını, olAMAyacağını ısrarla tekrarlıyor.

Güç bela kayıt altına alma izni alınıyor. Çalışmaları bitirdiğinde sonuç ilginç.

Patron kıyak yapıyor ya… Genel Müdür, Satınalma Müdürü, Satış Müdürü’nden başlayıp gece bekçisine, kantar memuruna hatta kapı güvenlik görevlisine kadar hemen herkesin birilerine kıyaklar yaptığı ortaya çıkıyor.

Öylesine kaçak var ki, patronun cebinden bu kıyaklar sayesinde kazandığından çok daha fazlası çıkıyor.

😛

Sonuç mu?

1 – Kaçak işinde doğrudan veya dolaylı bir işbirliği olduğu için hemen kimse hemen kovulmuyor. Gönderilenlere iyi bir sus payı ödeniyor.

2 – Tüm işlemlerin kayıt altına alınmasının şirketin (ve de patronun) çıkarlarına daha uygun olduğu ortaya çıkıyor.

😉

Yanlış anlama olmasın. Bu sadece Yerli Malı bir uygulama değil. Yurt dışında da veri tabanlarının muhasebe ve üretim sistemlerinde kullanılmaya başlanmasının bir nedeni de bu “kayıt dışı maliyetinin kayıt etmekten pahalıya gelmesi”dir.

🙂

Resim şuradan alıntıdır.