"muhasebe" etiketli yazılar:

07 Ekim 2011 Cuma

Rakamlar – 7

Şubat ayı bitti. Ciro raporları çıktı. İlk önce Muhasebe görüyordu raporları.  Sonra diğer bölümlere gönderiyordu.

Muhasebe MüdürüCirolarda düşüş olduğuna dikkatinizi çekerim” yazmış. Bana gönderdiği mesajın Cc’sine patronumu ve onun da amirini koymuş (Cirolar sürekli artarken öyle yapmazdı.) Ocak’tan Şubat’a düşüş oranı %4.

Ürün kredi kartı. O yıllarda büyük harcamalar kredi kartıyla yapılamıyor. Taksitli işlemler yasak olduğu için, ailecek tatil satın almaya limit yetmiyor. Dolayısıyla uzun bayramlarda, sömestre tatillerinde cirolar artmıyor, aksine azalıyor.

Ayrıca o sene Şubat ayında çok kar yağdı. İnsanlar pek dışarı çıkamadı. Alışverişler çok azaldı….

Ama bunların hepsinden önemlisi… Muhasebe’nin gözünden kaçan… Ocak ayı 31 gün, Şubat ayı 28 gün… (31 / 28 = 1.107) Yani, bu zor koşullar olmasa bile cironun %11 daha düşük olması “normal” karşılanacakken düşüş sadece %4 olmuş.

Kısa süre sonra BKM (Bankalararası Kart Merkezi) verileri geldi. O dönemde pazar payını artırdığımız, diğer bankalar ciddi ciro ve pazar kaybederken büyümemizin devam ettiği ortaya çıktı.

🙂

Sonraki birkaç yıl boyunca her fırsatta Muhasebe Müdürü ile dalga geçtim. Rakamlardan benden daha iyi anlaması gerekirken…

😛

12 Şubat 2011 Cumartesi

Piyon GMY

Dünkü yazının sonlarında, “o yolculuktan çok anı ile döndüm” demiştim. Onlardan birini anlatayım.

😀

Dün “Gitmeden önce görüşeceğim her firmanın bizdeki geçmişini, hesaplarını Muhasebe’den istedim”  diye yazdım. Seyahat listemde olmayan bir firmayı patron ısrarla ekletti. Bu çok sayıda gemi kiralayan bir İsviçre firmasıydı. Bize 10.000 dolar borçları vardı.

  • Gittiğim yerlerde önce şehrin haritasını çalışıp birbirine yakın müşterileri bulur, sonra da randevuları ona göre ayarlardım. Her konuşulanı yazmaya çaba sarfeder, iki firma ziyareti arasında bir yerde oturup, konuşmayı unutmadan notlarımı tamamlardım. Böylece bir günde 6 veya daha fazla görüşme yapabilirdim.

İsviçre firmasına gittim. Beni bir toplantı odasına aldılar. Ben otuz yaşındayım. Karşımda 40’ların epey üstünde iki kişi.

🙂

Sordular: “Daha yakınlarda üst kadrodan birçok kişinin ayrıldığını duyduk.” Ben 1 numaralı konuşmayı ezberden yapmaya başladım. “Şirketimiz Türkiye’de denizciliğin bir okulu gibidir. Daha önce de şu ve bu şirketler, tamamen bizden ayrılanlar tarafından kurulmuştu. Ama bizim büyümemiz yine de devam etti…

Firmamızın maddi durumunu da sordular. Ben de 2 numaralı repliği söylemeye başladım. “Dünya denizciliği krize girdiğinde 30 milyon dolar olan borçlarımız, şu anda 6 milyon dolar. Hem borçlarımızı ödüyoruz, hem de büyümeye devam…

Bize 40 bin dolar borcunuzu ne zaman vereceksiniz?” diye sordular.

Şaşırdım. Bendeki kayıtlara göre onların bize 10 bin dolar borcu vardı. Elimdeki kayıtları gösterdim.  “Atina’da yapılan Uluslararası Denizcilik Konferansı’nda var mıydınız?” dediler. “Evet” diye yanıtladım.

Orada firmanızın CEO’su ile şu sözleşmeyi imzaladık.” diye bazı belgeler gösterdiler.  Gerçekten CEO’nun imzası idi. Bizim firmamıza 10 bin dolar borçları vardı. Ama holdingdeki diğer şirketlerden 50 bin dolar alacaklıydılar. Sonuçta 40 bin dolar borcumuz kalıyordu.

Muhasebe kayıtlarının eksik verilmesi beni darmadağın etti. Ne söyleyeceğimi bilemedim.  Şaşırdım. Afalladım. Neyse ki karşımda oturanlar tecrübeli insanlardı. Beni teselli ettiler. “Genç profesyoneller bu tuzaklara düşebilir” dediler.

Ben yine kendime gelemedim.  “Gelin, en güzel Lozan gölü manzarası bizim terastan görülür” diye beni açık havaya çıkardılar. Hiç hatırlamıyorum ne gördüğümü. Dönüşte merdivenlerden inerken başım döndü, gözüm karardı. Düşmemek için trabzanı iki elle tutarak indim.

Özür dileyerek onlardan ayrıldım. Teselli cümleleri ile uğurladılar. Otele döndüm. Üzerimdekilerle uzandım. Saatlerce tavana baktım. Çoook sonra sakin düşünmeye başlayabildim.

🙁

İstanbul’a döndüğümde öğrendim patronun özellikle “sadece acente muhasebesi bilgisini verin” dediğini… Firmanın ne yapacağını merak etmiş, beni de piyon gibi göndermişti.

  • Not: Melih Cılga‘nın şuradaki yorumuna ne kadar uyduğunu farkettiniz mi? Sanki aynı girişimciyle çalışmış gibi…

30 yaşımdaydım. Güya Genel Müdür Yardımcısı (GMY) idim. Çalıştığım yer için en iyisini yapmaya çaba sarfediyordum.

😉

Birlikte çalıştığım tek girişimci o değildir. Bende çok örnek var.

😛

25 Haziran 2009 Perşembe

Başkasına mı, kendimize mi?…

Yıllar öncesinden bir öykü…

Enflasyonun yıllık %40 – 60’larda olduğu yıllar. Maaşlar çoğunlukla enflasyondan 10 – 15 puan düşük artırılıyor. İş değiştirme fırsatı olanlar biraz kurtarıyor. Aksi takdirde, geçinmek giderek zorlaşıyor.

İşte o yıllarda bir Genel Müdür farklı uygulama yapmaya karar veriyor.

Şirketteki herkesi teker teker değerlendiriyor. Aynı özelliklere, yeteneklere sahip bir kişiyi şimdi işe alsa ne maaş vereceğini buluyor. Herkese o maaşı veriyor.

Yüzde 120’nin altında zam alan kimse yok. Özellikle müşteri ile temas eden bölümlerde %250’ye ulaşanlar çıkıyor.

Muhasebe Müdürü, eline yeni maaş çizelgesini alıp Genel Müdür’ün önüne dikiliyor. “Kendisi %150 maaş artışı alırken, neden bir başkası %250 aldı” diye sorguluyor.

Genel Müdür, uyguladığı yöntemi anlatıyor. Ama Muhasebe Müdürü ikna olmuyor.

Genel Müdür soruyor: “Herkese enflasyon oranında zam versem daha mı iyiydi?

Muhasebe Müdürü yanıtlıyor: “O zaman itiraz etmezdim.

🙁

Hani bir fıkra vardır. Türklerin cehennem çukurunun başında bekçi koymaya gerek görülmemiş.

30 yıllık iş yaşamı da aynı tecrübeleri göstermiştir. Kendi fakirliğimizi yaratmaya / artırmaya çaba gösteririz.

😛