İlişki ≠ İletişim ve İletişimci ≠ Reklamcı
Son günlerde Ozgur Alaz, “Bırakın şirketinizi iletişimciler yönetsin”, “Bırakın kredinizi iletişimciler bulsun”, “Yeni unicornlar, reklamcılar tarafından kurulacak” gibi paylaşımlar yapıyor. Çıkış noktası, Akan Abdula’nın, “Yönetim Kurulu’nda iletişimci olmalı” önerisi.
Özgür Alaz’ın bu yazılarından birinin yorumlar kısmında şöyle yazıştık:
Böylece blog yazısına karar verdim.
İletişimci Gerekli hatta Zorunlu
Akan Abdula’nın önerisine katılıyorum. Anlamsız kararlar vererek ve/veya iletişim hataları yaparak kriz çıkardıktan sonra “Bunu çöz” diye iletişimcinin eline yanar topu bırakmadan önce, daha kararlar alınırken veya kurum adına açıklamalar yapılırken usta bir iletişimciye danışmakta fayda var.
Müşteriye sürekli anlamsız teklifler sunan ve asıl iş kolundaki sorunları bir türlü düzeltmeyen kurumuna dönüp bakmak yerine, sosyal mecralarda kurumun yaptıklarını (artık sabrı tükendiği için) amiyane deyimlerle eleştirenlere
veya
diye okumuş adam cümleleriyle ama ergen atarıyla yanıt veren genel müdürü frenlemek ve ayaklarını yere bastırmak gerekli. Burada “müşterinin sorunu çözülmediyse, en iyi AI uzmanları veya en gelişmiş veri modelleri kimseyi ilgilendirmez, saçmalamayalım” diyebilen iletişimciye ihtiyaç var. Genel Müdürü frenlemek söz konusu olduğu için de alt kademede değil, Yönetim Kurulu’nda olsa daha iyi olur elbette.
Buraya kadar mutabıkım ama son söyleyeceğimi baştan söyleyeyim. “Şirketinizi iletişimciler yönetsin” önerisine hiç KATILMIYORUM. Hayal olarak bile…
İletişimcinin İşi
40+ yılı aşkın iş hayatımda bırakalım şirketi yönetmeyi, marka iletişimini ve iç iletişimi (ikisi bir arada) hakkıyla yapan, iletişimcinin gerçek görevinin kurumun marka değerini artırmak olduğunu bilen, kendi katkısını harcadığı bütçe ile değil de kurumun marka değerindeki artış ile ölçebilen, sadece iletişimi değil aslında kurumun (pazarlama dahil) dışa dönük tüm yüzünü yönetebilen yalnız 1+2 kişi (1 büyük usta ve onun yetiştirdiği şimdi usta olan 2 kişi) tanıdım. (Elbette tüm iletişimcileri tanımadım. Ama gördüğüm örneklem sayısından yola çıkarsam tanımadığım 6-8 kişinin daha olduğunu da varsayarım. Daha fazla olduğunu sanmıyorum.)
Bahsettiklerimden biri söz konusuysa, şirketinizi yönetsin, kredinizi istesin. Evet ama… ya bu istisnalardan biri değilse?
Eldekiler Böyle…
Çoğunluğu nasıldır, onu anlatayım.
😫 Müşteri deneyim yolculuğu atölye çalışması yaparız. Her biri 25 kişiden oluşan 3 ayrı grupla ikişer günlük çalışma. Kurumsal İletişim etkinliğin Polonezköy’deki bir mekanda düzenlenmesi için gerekli işleri yapmıştır ve görevinin o kadar olduğuna karar vermiştir. Müşteri deneyim yolculuğunun çıkarılması faaliyetine katılmaz. (Üç kere fırsat vardır ve her seferinde davet edilmişlerdir ama…)
😫 Benim zorlamamla iletişim ajansı çalışanları (3 kişi) katılır. Ajans yöneticileri değil, oldukça alt düzeyde çömez gençleri göndermişlerdir. Ama onlar da çalıştay gruplarına dahil olmazlar. İşi bizzat yapanlarla kaynaşmazlar. Bir masada gözlemci gibi otururlar ve sıkça birbirleriyle sohbet ederler. Çeşitli vesilelerle ajans çalışanlarının oturduğu masayı ziyaret ederim. Üç kişi toplamda bir dosya kağıdının yarısını dolduracak kadar not tutmamışlardır.
- İmam-cemaat olgusu. Kim bilir Kurumsal İletişim onları nasıl yönlendirmiştir?
😫 Müşteri temas noktaları hakkında toplantı yaparız. Müşteri taleplerinin karşılanması, müşterinin aradığını hızlı bulması, sorunlarına doğru ve hızlı yanıt alması… gibi konuları masaya yatırmak isterim. Kurumsal İletişim yöneticileri web sitesinin önyüzü dışındaki konularda “bizi ilgilendirmez” derler. “Dükkanların vitrinleri, mağazalar üstündeki alınlıklar, arabaların üstündeki marka görüntülerinden şube içindeki evraklara, web sitesindeki süreçlere, müşteri şikayetlerine kadar, müşterinin marka-kurum hakkında gördüğü ve dokunduğu her şey sizi ilgilendirir” diye anlatmak zorunda kalırım.
- Bu toplantıda ajans çalışanları varsa (yine çömezleri göndermişlerdir ama) bu işten para kazanacaklarını düşünerek bana katılırlar. “Tabii ya… Kurumun adı geçen her nokta…” Onlara “Sizce müşterinin kurum ile temas ettikleri noktalar nelerdir?” diye sorduğumda hepimizin bildiği çizgi üstü ve altı iletişim mecralarını söylerler. Daha birkaç dakika önce (yukarıdaki paragrafta) saydıklarım bile akıllarına gelmez. Sehven katıldıkları müşteri deneyimini çıkardığımız etkinliklerde tuttukları yarım sayfa notlarda zaten buna dikkat etmemişlerdir.
😫 İçinde bulundukları pazarın dinamikleri, bu dinamikleri değiştiren etmenler gibi türev konuları bir yana bırakayım, hali hazırda var olan rekabet konusunda, “onlar şuralarda reklam yapıyorlar”, “bütçeleri bizden çok daha fazla” dışında zerre kadar fikirleri yoktur. (ayrıntısı şurada)
😫 Görevini, kurumun marka değerini artırmak değil, Genel Müdürü veya Patronu parlatmak zannederler. İletişimde özellikle patron veya genel müdürün videoda oynadığı, şarkıları onun söylediği, seslendirmeyi onun yaptığı vurgulanır.
- Zaten yıllardan beri, patron ve genel müdürün geçtiği yollardaki panolar kiralanıp marka iletişimi yapılıyordu. Bu da o çabanın yeni medyaya uyarlanmış halidir.
😫 Reklam ajansında 5-6 sene çalıştıktan sonra marka tarafına geçmiştir. İş hayatının ilk yıllarında düşünce yapısı “Ne kadar para, o kadar iletişim” diye şekillenmiştir. Pazarlama yöneticisi olduğunda tüm başarısızlıkların nedenini “bütçemiz az” ile özetler.
- Elbette birkaç istisna gördüm ama ajans kökenli pazarlamacıların büyük çoğunluğu “pazarlama = bütçe” çizgisindeydi.
Özetle
Evet, Yönetim Kurulunda bir koltuk verin ve onları dinleyin. Belki asıl görevlerini hatırlamalarına ve olması gereken perspektiften bakmalarına yardımcı olursunuz. Birlikten kuvvet doğar.
Ama… yukarıda saydığım 3-5 istisna iletişimcilerden biri söz konusu değilse “Hayal kurmayın… SAKIN ŞİRKETİNİZİ İLETİŞİMCİLER YÖNETMESİN” diyorum. Stratejik yönetim pozisyonları, acemilerin eğitim alacakları yerler değildir. Önce öğrensinler, sonra yönetime gelsinler.





1981 yılında ODTÜ – İşletmecilik Bölümünden mezun olduktan sonra, Price Waterhouse Consultancy’de iş hayatına başladı...
