"nakit sıkıntısı" etiketli yazılar:

20 Temmuz 2009 Pazartesi

Girişirken…

Genç girişimciler ile sohbet ediyorum.

Birçoğu ilk adımları için aynı cümleyi söylüyor. “Başkasını zengin edeceğime…”  Öylece yola çıkmışlar…

Bu düşünce ile kendi şirketlerini kurmuşlar. Bazıları da henüz şirket kuruluşu yapamamış, ama kararlı ve cesur…

Dertlerini de dinliyorum. Şirketini kurmuş olanların “nakit akışı” “kaynak planlaması” “pazar bileşenleri” “hedef kitle” “stratejik ortaklık” gibi temel kavramlardan uzak olduğunu görüyorum. Çoğunluğu “sözleşme yapmayı” bırakın, “sözleşme okumayı” bile bilmiyor. (Fikrini tümüyle başkasına kaptıranları biliyoruz.)

Sonra… Girişimciler dayak yemiş gibi oluveriyor…

e-tohum

(Resim e-Tohum t-shirt yarışmasını kazananlardan Mohaç’ın tasarımıdır)

🙁

Niye biliyor musunuz? “Başkasını zengin edeceğime…” düşüncesi… Onun yerine kendini bilgi birikimi ile donatmak düşüncesine odaklansalar… Ücretli yaşamda – başkasının cebinden – bilgi edinmek ve kişisel birikimlerini artırmak  için daha istekli olsalar…

Hem “bilginin en önemli servet olduğunu” söylüyorlar, hem de iş idaresi için gerekli bilgiden uzaklar.

Kendileri büyümeden işlerini  büyüttüklerini zannettikleri için…

Umarım ikinci, üçüncü girişimleri ile öğrenmek zorunda kalmazlar.

😛

22 Nisan 2009 Çarşamba

Parasız alışveriş – (sss-1)

Çeşitli röportajlarda sorulanlara arada bir değineceğim. (Başlıkta gördüğünüz SSS = “sıkça sorulan sorular” anlamına geliyor.)

  • Soru: Bir gün gelecek belki parayla alışveriş bitecek. Herkes kartlarla alışveriş yapacak. Önümüzdeki yıllarda bankacılık sektörü nasıl gelişecek?

Önce bankacılığı sadece ödeme sistemi gibi algılamamak gerek. Birikimlerinizi bir yerde değerlendirmek isteyeceksiniz. İhtiyaçlarınız için bir yerlerden kredi arayacaksınız. Bankalar sadece “ödeme sistemleri” ile var olmuyorlar. Yatırım ve kredi fonksiyonlarını göz ardı etmemek gerekir.

Ayrıca, nakit para ortadan kalkıp ödeme sistemi sanal olmaya başladıkça, “gerçek güvenilir taraf” olarak bankaların yükü ve sorumluluğu artar. Bir ürününüzü sattınız. Sistemi kuranlar, müşterinin hesabından sizin hesabınıza bir tutar aktaracaklar.

Acaba gerçekten para mı kazandınız, yoksa karşılığı olmayan bir bonus veya aferin mi aldınız. Acaba yanıldığınızı her seferinde deneyerek mi öğrenmek istersiniz? Varlık devri olması için, o miktarın bir yerde tutulması ve işlem anında el değiştirmesi gerek. Mutlaka en az bir güvenilir taraf olmalı. Özetle, sanal alışverişler yoğunlaştıkça tefeciler ortadan kalkar, ama bankalar daha fazla önem kazanır.

“Herkes kartlarla alışveriş yapacak” diyorlar. Oysa kartların kullanım ömrünün son bulması da çok uzakta değil. Türkiye’de ilk kez Garanti Bankası’nın denediği çip uygulamasını gördünüz. Bir santimetre karelik yüzeyi olan her şey kart yerine kullanılabilir.

Bankadan kartınız olmasa bile, size gönderilen bir şifreyi girerek nakit para aktarımı da yapılmaya başlandı. (Bunun Türkiye’ye özgü bir yenilik olduğunu da söylemeliyim.)

Diğer yandan cep telefonlarını -mobil alışverişi- unutmayalım. Şifre ile onay mekanizması, telefonda da var. Her işlem için, telefonun menüsünden hangi bankadan ödeme yapacağınızı seçersiniz. Şifre ile onaylarsınız. Onay mesajınız çeşitli yollarla (örneğin bluetooth ile) yazarkasa-POS cihazına gider. Bankadan da doğrulanır. Malı alıp çıkarsınız. “Kart mı?… Eskiden amma hamallık yaparmışız…” deyiverirsiniz.

Fikri ürünler de pazarda yer almaya başlayacak. Onları da GSM telefonunuzu kullanıp satabileceksiniz. Karşılıklı doğrulamayı yapacak, sonra da kendi ürettiğiniz yazılımı cep telefonunuz ile alıcıya göndereceksiniz.

Özetle, gelecekte bankalar, internet ve telekom ile yakın çalışacak. Her insan hem üretici hem de tüketici olunca, her GSM cihazı ve her PC de aynı zamanda hem POS hem de kredi kartı gibi kullanılacak.

  • Not: Bu soru ve yanıt, Teknokalem için yapılan röportajın bir parçasıdır. Tamamını okumak için tıklayın.

🙂

30 Kasım 2008 Pazar

Eninde… Sonunda…

Daha 30’lu yaşlardaydım. Kendi sektöründe ilk 5’e giren bir şirketin Genel Müdür Yardımcısı pozisyonundaydım. Bir seviye astlarım da dahil, tüm yönetim kademesindeki en genç kişiydim. (Bu şirketteki toplantı kültüründen bahsetmiştim.)

Patron, şirketin kasasını kendi arka cebi zannediyordu. Gelen paralar patronun hesaplarına aktarılıyor, şirket de nakit sıkıntısından kurtulamıyordu. Paraya ihtiyacımız öylesine artmıştı ki, müşterilerimize diğer şirketlerden satın alarak verdiğimiz mal ve hizmetlerin bile parasını ödeyemiyorduk.

Eski borçlulardan biri 400,000 dolar gönderdi. Tam da o kadar paraya ihtiyacımız vardı. Borçlarımızı kapatabilir ve müşterilerimize vereceğimiz hizmetleri satın alabilirdik. Ben yönetim kademesine “patrona haber verilmemesini” söyledim. Gerekli ödemeleri yapacak, nakit durumumuzu düzeltecek, patrona sonra haber verecektik.

Ne yazık ki, Genel Müdür Vekili pozisyonundaki kişi, fırça yeme riskini göze alamadı. Patrona haber verdi. Paranın büyük kısmı patronun yurt dışındaki hesabına aktarıldı.

Ben köpürdüm. Genel Müdür Vekili’ne gittim.
– Biz sana “para gelince patrona haber verme, acil borçlarımızı kapatalım” demiştik. Neden haber verdin.
– Para onun parası
– Hayır, para onun parası değil. Para bizim paramız. Biz bir anonim şirketiz.
– Ama eninde sonunda onun parası.

Genel Müdür Vekili’nin yanlışında ısrarlı yaklaşımını duyunca bağırmaya başladım.
– Hayır… Eninde bizim paramız. Sonunda onun parası… Sonunu bekler, sene sonunda bilançoya bakar, şirket karından payına düşeni alır.

Sektöründe ilk beş arasında olan şirket nasıl batıyor diye herkes hayret eder… Böyle batıyorlar…

Profesyonellikten uzak üst yöneticiler ve basiretten uzak patronlar sayesinde…

.