"Nazım Hikmet" etiketli yazılar:

20 Aralık 2024 Cuma

Hayal Kuracaksın

Bahanesiz düşünme eğitimi  isimli yazıma yorum yapan bir genç arkadaşım “iyi ki zamanında beni “insan kendisini en iyi kandıran canlıdır” diye uyarmıştınız” yazdı. Bunun üzerine bir başka yorumcu “Artık kendini hiç kandırmıyor musun?” diye sordu.

Bu soruya ben yanıt vermek istedim.

Kendini kandıracaksın bazen

Kendini kandıracaksın zaman zaman… “Hiç umut yok” dediklerinde aklın onlara hak verse bile, içini yine umutla doldurmayı bileceksin. Hani Nazım Hikmet‘in cümleleriyle

şayak kalpaklı adam
nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden
….. güzel, rahat günlere inanıyordu

var ya… İşte onun gibi inanacaksın güzel ve rahat günlere…

Çocukların (senin çocukların veya dışarıda gördüğün, neşeyle birbirleriyle şakalaşarak okula giden çocukların) gelecekleriyle ilgili güzel hayallerin olacak. Onlar sayesinde bu güzel vatanın şahane günler göreceğine inanacaksın. Onlar için hayaller kuracaksın, sonra o hayallere inanıp onlar için bir şeyler yapmaya çalışacaksın.

Her gün

Güneş batarken elindeki kadeh varsa, selamlayıp yaşadığın gün için teşekkür ederek uğurlayacaksın. “Yarın yine gel… Tekrar görüşelim” diyeceksin. Sanki evrene kazık çakan senmişsin de güneş bir ziyaretçiymiş gibi keyifle göndereceksin, dağların arkasından giderek yok olan ışığı…

Sabah güneş doğarken ayaktaysan “Hoş geldin” diye karşılayacaksın, en muteber misafirini görmüşçesine… Önündeki günün her dakikasının programını yapmış bile olsan, güneşin sana güzel sürprizler yapmasını dileyeceksin. Yüzün gülümseyecek ve için mutlulukla dolacak.

Yaz sabahında, güneşi denizde karşılayan biri

Aşk olsun

Kandıracaksın kendini. Evet – hatta elbette – bilerek kandıracaksın kendini. Aşık olmak da – çoğu kez – kendini kandırmak değil midir? Âşık olacaksın, muhakkak.

Ataol Behramoğlu’nun dediği gibi:

Yaşadıklarımdan öğrendiğim bir şey var
Yaşadın mı, yoğunluğuna yaşayacaksın bir şeyi
Sevgilin bitkin kalmalı öpülmekten
Sen bitkin düşmelisin koklamaktan bir çiçeği

Hayallerine sığınacaksın

Sen kendini bilerek kandırsan da başkalarının seni kandırmasına izin vermeyeceksin. Kendini ne zaman ve nasıl kandırdığını iyi bileceksin. Hayatın bazı acımasız gerçeklerinin senin düşünce yapına zarar vermemesi için hayallere sığınsan da başkalarının bunu bilmesine gerek yok.

Umut ticareti yapanların kandırmasına izin vermeden, zor zamanlarda aklının sağlığı için bilerek (ama hiç istemediğin olumsuzlukta bir sonuca hazır bekleyerek) kendini kandıracaksın ama o kandırmanın peşinden gidip, seni kandırmalarına izin vermeyeceksin.

Bahanelere sığınmayacaksın

Bahanelere sığınmayacaksın, kendinle yüzleşmeyi bileceksin. Kendine herkesten daha fazla kızacaksın ve “şeytan doldurdu” ya da “basiretim bağlandı” değil “ne büyük salaklık yaptım” diyeceksin açık açık. En ağır küfürleri kendine edeceksin. “Keşke”leri hatalarından dersler çıkarmak için kullanacaksın. En ağır tembihleri de kendine yapacaksın. “Ben hiç keşke demedim” diyenlerin hatalarından ders alma meziyetleri olmadığını bilerek uzak duracaksın.

Yine de, aklın aksine söylese bile “belki ona bile bir şeyle öğretirim” diye elinden gelen çabayı harcayacaksın. Dedim ya, hiç istemediğin olumsuzlukta bir sonuca hazır bekleyerek güzel hayaller kuracaksın.

Elbette bazen, o kapıdan çıkıp gidersen çekebileceğin sıkıntıları iyi bileceksin. Yine de gelecek güzel günlere inanarak, ceketini alıp gidebileceksin.

Vaktinden önce kaybettiğin yakın arkadaşın sanki hemen yanı başında aynı masada oturuyormuş gibi içini dökeceksin. Onun ağzından kendine öğüt vereceksin belki… Yapmalısın bunu… Yap zaten.

Kendini bilerek kandır

Eğitimlerde veriye dayalı düşünme konusundan bahsederken, “Bazıları zaten kandırılmak istiyor. Özellikle üst düzey yöneticiler ve patronlar. İsterseniz, verileri farklı yorumlayarak onları kandırın ama lütfen kendinizi kandırmayın” diyorum ya…

Yukarıda yazdıklarım hariç…

😉

 

22 Eylül 2014 Pazartesi

Kitaplar

Sosyal mecralarda “beni en çok etkileyen kitaplar” geçidi yapılıyor. Kendimce bir liste çıkarmak istedim.

Kitapları önemserim. “Bunlar kitaplarda yazmaz” diyenler genellikle zorunlu oldukları okul kitapları dışında (Red Kit, Tom Miks, Zagor, vb. hariç…) hemen hiç bir şey okumamışlardır. Oysa bunlar kitaplarda yazar.

kitaplar

Aynı konuyu 2 kere yazmayayım diye daha önce kitaplar konusunda yazdıklarıma baktım.

Asıl konusu tek bir cümle olan ama 200 sayfa yazılan kitapları konu almışım. Çok sayıda yorumcu bana katıldığını belirtmiş. 🙂

2011 yılında okuduğum kitapları listelemişim. Bunların arasında “yeniden buldum” diyerek İYİLER listesinden birini belirtmişim.

Birkaç kitabı anlatmışım:

Kitap konulu yazılarım bunlar.

kitaplar-2

Gelelim beni en çok etkileyen kitaplara… İlk 10 gibi bir sıra veremeyeceğim hatta daha fazlasını yazacağım. Öncelik de gözetmiyorum. Hemen hepsi vazgeçilmezlerim olanlar:

  • Kum Kitabı ve Labirentler başta olmak üzere Jorge Luis Borges’in tüm kitapları.
  • Sinağrit Baba başta olmak üzere, Sait Faik Abasıyanık’ın tüm hikayeleri.
  • Ayn Rand’in The Fountainhead‘i (Bir Pınar ki adıyla okumuştum) – Birey olma ve profesyonellik kavramlarımın temelini atmıştır. İş hayatımda birçok kişi beni Hovard Roark’a benzetmiştir.
  • Montaigne’in Denemeler‘i – Hayatıma yön veren bazı cümleler o kitaptandır.
  • Robert Townsend’den Up The Organization – İş hayatıma yön veren bazı cümleler de bu kitaptandır.
  • Antoine de Saint Exupery’nin Küçük Prens‘i – Çocuk kitabı değildir. Herkes yılda en az bir kez okumalıdır.
  • Richard Bach’dan Martı Jonathan Livingston – Yine, yılda bir kez okunmalıdır.
  • Samed Behrengi’nin Küçük Kara Balık‘ı – 12 Eylül’de burada yasaklanmıştı; İran’da halen yasak.
  • Giovanni Guareschi’den Patates Şövalyeleri – Okuduğum en komik mizah kitabı. Otobüste, metroda filan okumayın. (Zaten artık sadece sahaflarda bulabilirsiniz)
  • Wilhelm Reich’dan Dinle Küçük Adam – Yine, yılda bir kez okunmalıdır.
  • Başta Memlektimden İnsan Manzaraları olmak üzere Nazım Hikmet’in kitapları, şiirleri.
  • Kırmızı Pazartesi başta olmak üzere Gabriel Garcia Marquez’in kitapları
  • Soljenitsin‘in kitapları – Olayları farklı açılardan sorgulamayı hatırlatır.

Baktım da hepsi 30+ yıllık kitaplar. Sonraki yıllarda okuduklarımdan “hayatımı etkiledi” diyebileceğim kadar etkilenmemişim.

Bir dönemde, profesyonel hayatta ilerlerken iş dışında bir şey okumadığımı da itiraf etmeliyim. Sonraları yine öykü – roman – şiir kitaplarına döndüm.

Bu arada Yekta Kopan‘ın kitaplarını tekrar okuyorum. Aile Çay Bahçesi‘ni okuduktan sonra, öncekileri yeniden elime aldım. Kendimle hesaplaşmaya, birçok şeyi yeniden sorgulamaya ihtiyacım var demek ki…

Okumaya devam.

😉

07 Şubat 2010 Pazar

Müzakere sürüyor…

Bir çoğumuz müzakere’nin  2 kişi (veya taraf) arasında yapıldığını zanneder. Verdiğim örneklerde ([1] ve [2]) bu 2 taraf Satıcı ve Alıcı idi.

😉

Oysa müzakerelerdeki en önemli taraf insanın kendisidir. Yani satıcı bir yandan alıcı ile pazarlık ederken, bir yandan da kendisi ile savaşır.

  • Acaba Alıcı X TL’den çok verebilir mi? Yoksa çok ucuza mı gidiyor? Biraz daha direnseydim daha yukarıya satabilir miyim?

😉

İşin ilginç yönü, pazarlık süresince alıcı da kendisiyle aynı savaşı vermektedir.

  • Kendime koyduğum sınırlar çok mu düşük? Ben yanlış mı değerlendiriyorum? Geri satmak için değil de yaşamak için alıyorum. Satıcının daha önce yaptığı yatırım işime yarar mı?

😛

Aslında her türlü ilişkide (ast-üst; iki iş arkadaşı; ebeveyn-çocuk; kardeşler arası; vb.) bir müzakere ortamı doğar. Bunların bazılarında (çocuklarımız, aile bireylerimiz ile ilişkilerimizde) korku / endişe / gelecekte birlikte yaşama zorunluluğu / vb. gereği uzun vadeli bakış açısı söz konusudur. İş yaşamı da çok farklı değildir. Müzakere olduğunda “yenilmesi gereken karşı taraf” değil de “stratejik ortak olabilir mi acaba?” diye düşünülmelidir.

Az önce belirttiğim kendisiyle pazarlık olgusu, özel ilişkide daha fazladır. Korku / endişe / gelecekte birlikte yaşama zorunluluğu / vb. gibi etmenler, her aşamada pazarlığın yeniden gözden geçirilmesini ve yeni Beklenti ve Kabul seviyeleri oluşmasını sağlar.

🙂

İnsanın kendisiyle pazarlık ettiğini düşündüğümde Nazım Hikmet’in şu dizelerini anımsarım:  tavsan

Tavşan,
korktuğu için kaçmaz,
kaçtığı için korkar.

🙂

Kendisiyle pazarlık etmemek bir beceridir. Bunun için ya iyi hazırlık yapmak, ya da her şeyi göze almak gerekir.  Uğruna gözü kapalı mücadele edilmeyecek konularda, her şeyi göze almayı da önermem.

🙂