"ODTÜ" etiketli yazılar:

08 Aralık 2012 Cumartesi

Başarının İkiz Kardeşi

Otuz yılı aşan iş hayatım sırasında çok sayıda başarım oldu. Süre bu kadar uzun olunca, ister istemez olumlu şeyler de geliyor insanın başına…

🙂

ODTÜ İşletme’yi iyi bir dereceyle bitirdim. Daha ikinci sınıftan beri çalışıyordum. Patronum beni de dolandırmaya kalkışmıştı. Bu vahşi ve ahlaksız iş hayatında olmak istemedim. Babama “akademisyen olacağımı” söyledim.

“Madem öğretim üyesi olacaksın, açlığa şimdiden alış” dedi ve bana para vermeyi kesti. Şeref öğrencisi olarak mezun olduğum gün “işsiz ve parasız”dım.

Ankara’ya döndüm, Pazar araştırmalarında anketörlük yaparak başladım. Giderek araştırma tasarımı, anket oluşturma gibi işleri öğrendim. Sonraki iş yaşamında araştırmalarda güvenilirlik için yapılması ve yapılmaması gerekenler hakkında fikir sahibi olmam çok işe yaradı.

🙂

MBA’ye kaydoldum. Eylül geldi. Okul başladı. Öğrenci asistanlar arasında en yetkili bendim. Sınav kağıtlarını okuyor, notları veriyordum.

Ama beni akademisyen olarak kadroya almadılar. (Sınavda büyük hatalar yaptığımı itiraf etmeliyim.) Babama rağmen seçtiğim kariyer beni seçmedi. İstanbul’a geri döndüm.

Cuma sabahı İstanbul’a geldim. Aynı akşam babam “Bugün iş aradın mı?” diye sordu. “Baba, bir hafta sonu bekleyebilir misin?” diye sormak zorunda kaldım. Neyse, çok geçmeden Price Waterhouse’da işe başladım. Okuldaki  hocalarımı referans göstermiştim. Çok işe yaradı.

🙂

Mezuniyetten hemen bir yıl sonra, beraber bitirdiğimiz arkadaşlarla buluştuk. Bazıları bankalara girmişti. O yıllarda şube müdürleri bile lise mezunuydu.

“İşsiz kalacağınıza bankada çalışmaya başlamanız iyi olmuş. İşsiz olduğunuzu söylemekten bir nebze daha iyi” diye dalga geçenlerden biriydim.

Daha sonraki yıllarda en uzun çalışacağım işin bankalarda olacağını nereden bilebilirdim ki…

🙂

Bir deniz acenteliğinde çok yüksek maaşla çalışıyordum. Bir başkasından zaten yüksek olan maaşın 2 katı ücretle teklif aldım. Daha 30 yaşındaydım ve Türkiye’nin 4’üncü deniz acentesinin Genel Müdür Yardımcısı olacaktım. Hemen kabul ettim.

Genel Müdür gitti. Zaten bana teklifi şirketin kurucusu yapmıştı. Şirkette daha tecrübeli olan diğer  Genel Müdür Yardımcısı, genel müdürlüğe vekalet etmeye başladı. Ama benim muhatabım asıl kurucu idi.

Bir girişimcinin gel-git aklı ve sürekli değişen fikirleri ile yüz yüze kaldım. Dayanamadım. Yüksek ücreti boş verdim ve istifa ettim. Bir çocuk vardı, diğeri yoldaydı. Kısa süre sonra “iki çocuklu ve işsiz” durumda kaldım. Bir yıla yakın, her işe koşturmaya çalıştım.

Artık sıfırın altına değil en dibe ayaklarım değince, bir bankaya – yıllar önce dalga geçtiğim iş koluna – gittim.  Sonraki iş yaşamım için en geniş donanımı oralarda edindim. Bankada da yenilikler yapma şansım oldu.

🙂

İkibuçuk yıldır çalıştığım şirkette daha 1 aylık izin hakkım vardı. Genel Müdür’den 2 hafta izin istedim. Sadece bir hafta izin verdi. Döndüğüm gün beni kovdu.  (2 hafta izin verseydi, daha az tazminat ödeyecekti.)

Eşyalarımı toplarken telefon geldi. Sektörün en büyük şirketinin sistem analizi projesinde çalışmam teklif edildi. Hemen kabul ettim. Kovulmasaydım, sürekli maaşa güvenir, muhtemelen süresiz işi reddederdim.

Müşteriye yapılan ilk tekliften başlayıp, mali tabloların Vergi Usul Kanunu ve Uluslararası Muhasebe Sistemi’ne göre hazırlanmasına kadar tüm süreçleri, iş akışlarını, rolleri, görevleri, sorumlulukları, ihtiyaçları,  vs. çıkardım. Firma çok beğendi. Kendi verdikleri ücretten çok daha fazlasını hak ettiğimi söyledi.

😉

Sonra bir bankada işe başladım. Türkiye’nin ilk taksitli kredi kartı olan Taksitkart’ın iş isteğini hazırlarken (ve daha sonra tüm projelerimde) bu bilgi birikimi çok işime yaradı. Hemen her seferinde, IT ekipleri gördükleri en kapsamlı çalışmalar olduğunu söylediler.

Taksitkart’ı çıkarttım. Zaten şirket içinde sürmekte olan iç-savaşın aktörlerinden biri oluverdim. Kovuldum.

Eve geldim. Televizyonda gördüğüm reklamda, üzerinde adım yazılı olan Taksitkart vardı. O reklamı ilk seyrettiğimde  kovulduğum akşamdı.

İki çocuğun okul masrafları, büyümüş aile, vs… Başka bir bankada sadakat programlarını yönetmek üzere işe girdim. Şimdiki CRM uzmanlığımın önemli temelleri orada oluştu.

😉

İşin özeti şu. Başarı zannettiklerim çoğunlukla sonraki başarısızlıklara temel oluşturmuş. Çuvalladığımı sandığım olaylar da başarılara vesile olmuş. Gerçek yaşam böylesine dalgalı.

Arada değişmeyen şey öğrenme hevesi ve her ne yapıyorsam en iyisini yapma çabası.

Unutmadan… İşin şans bölümü de var elbette. Onu gözardı edersek, yukarıdakilerin hepsi farklı görünür.

Bu yazı ilk olarak E-Tohum’da yayınlandı.

24 Kasım 2012 Cumartesi

Hocaların hocası

ODTÜ işletmecilik’in son sınıfı, son döneminde Muhan Soysal hocamızın “Business Policy” (İşletme Politikası) dersi vardı. Salı ve Cuma günleri, en son 2 saat (15.30 – 17.30)  bu derse ayrılmıştı. Dünyanın en zorlu işletmecilik okullarındaki gibi vaka analizleri yapılırdı.

🙂

Vaka analizlerini uzun ödev şeklinde de çözmezdik. Bir “dahili yazışma” formatıyla yanıtlamak gerekirdi. Şöyle ki:

Kimden: Verilen vakada, sorunu yakalaması gereken her kim ise, onun adı yer alacak.

Kime: O vakadaki sorunu ortadan kaldırmak için kimin yetkisi ve sorumluluğu varsa, onun adı yazılacak.

Konu: 10 kelimeyi geçmeyecek. İşi başından aşkın olan üst yöneticinin ilgisini çekecek, devamını okumasını sağlayacak.

İçerik: En fazla 2 sayfa olacak. Gerekirse ekler (appendix) koyulabilir, ama konuyu anlatmak için değil, destekleyici bilgi sağlamak için…

Beyaz kağıda ve dolma kalem veya tükenmez kalemle yazılacak. İsteyenler daktilo kullanabilir.

  • O yıllarda bilgisayar yoktu. Ödevler elde hazırlanıyordu.  Yazıp çizmek, son dakikada değiştirmek mümkün olmadan “dahili yazışma”nın önceden hazırlanması ve üst yönetime verir gibi temiz yapılması gerekiyordu.

😀

Her ders günü, 10 öğrencinin adını okuyup onların kağıtlarını alırdı. Ayrıca sınıfta yoğun tartışmalar yapılırdı. Hepimiz hazır olmak zorundaydık.

Bazı vakalar Harward, Yale gibi okullarda MBA düzeyinde okutulan, 3 – 4 kişilik gruplara verilen ve 15 – 30 gün süreli ödevler olurdu. Ama Muhan hoca bize ancak 1 hafta süre tanırdı.

“Son döneme geldik, rahat edeceğiz, artık okul bitti sayılır” duygusuna kapılmamıza izin vermedi. Cuma akşamı ders çıkışı bir yerde buluşulur, birlikte eğlenilir ve ertesi gün, Cumartesi sabahı evde çalışma başlardı. Ancak o şekilde tempoyu düşürmeden idare edebiliyordum.

🙂

Bizi, iş hayatına başlamadan önce yeterince hazırladı. “Gerçekler okulda öğretilenlere benzemiyor” diyeni (Osman Ata Ataç hocamın cümlesiyle)  “teori ile pratik arasındaki fark, insanın aklıyla ters orantılıdır” diye yanıtlarım.

Muhan hocam nur içinde yatsın. Bende emeği geçen tüm hocalarım da sağlıklı ve keyifli yaşasınlar.

😀

 

29 Ağustos 2012 Çarşamba

Temel Atma Töreni

Bugün, Gartner EEE Buluşmaları‘nın 6’ıncısı vardı. (EEE = Excellent Experience Exchange ) Bugünün konusu iş zekası ve bilgi yönetimi idi. (Bu konuda öğrendiklerimi bu blogda ve uzaktanCRMegitimi.com‘da paylaşacağım.)

Ev sahibimiz Arçelik idi. Etkinlik Arçelik’in Sütlüce’deki binasında yapıldı. Toplantı salonuna giderken şu resmi gördüm.

Arçelik’in pişirici cihazlar ürettiği Bolu fabrikası. Gururla ve hüzünle baktım. O fabrikanın mimarı babamdı. Temel atma töreninde ben de vardım.

Hatta bir iki kürek harç koymuşluğum da var. (O zaman saçım vardı)

Arkadaki beyaz montlu olan babam Rahmi Özmen. İşçinin arkasında görünen uzun boylu ve gözlüklü kişi ise, bugünün TİSK Genel Başkanı Sn. Tuğrul Kudatgobilik‘tir.

O sırada ODTÜ İşletmecilik‘te okuyordum. Üretim ve organizasyon derslerine düşkündüm. Arçelik’te, üretim müdürü olmayı amaçlamıştım. Temelini attığım o yeri yönetme hevesim vardı.

İş hayatı ilginç. Okuldayken en sevmediğim konuda, Pazarlama‘da başarılı oldum.

🙂