"öğretim" etiketli yazılar:

01 Aralık 2018 Cumartesi

Final Sınavı Öncesi

Az önce Twitter’de Serdar Kuzuloğlu’dan bir ileti gördüm:

Benim de benzer anılarım var.

e-MBA (uzaktan eğitim) öğrencisi, CRM Final sınavı öncesinde bana mesaj gönderiyor. “Hocam, üst sınıflardan hiç tanıdığım yok. Sizin final soruları hakkında bilgi alabilir miyim?

Yanıtlıyorum: “Bütün bir dönem boyunca, okuma malzemelerini verdiğim uzaktanCRMegitimi.com‘a gir. Sağ üstteki arama yerine “final” diye yaz. Çıkan yazıları oku.

Biliyor musunuz, daha soruları verip final sınavını başlatır başlatmaz, soru kağıdının resmini facebook ve twitter’da yayınlıyorum. Sonra da uzaktanCRMegitimi.com‘da yanıtlarını yayınlıyorum. İşte örneği… Facebook’tan:

😉

Bir başka anı:

Sınav kağıtlarının kapak sayfasında isim soyadı yazılı. Yanıtlar 2’inci sayfadan başlıyor. MBA sınıfında, final sınavı konusunda bir sohbette “Etki altında kalmamak için, sınav kağıtlarını okurken tersten başlıyorum. Kimsenin ismini görmeden not veriyorum” diyorum.

Bir MBA katılımcısı final sınavında her sayfanın 2 – 3 yerine adını ve soyadını kocaman yazıyor. Aynı okulda öğretim üyesi olan eşim, sınav sırasında görüyor ve “Uğur bundan hiç hoşlanmaz” diye uyarıyor.Arkadaşın yanıtı “Uğur hoca beni sever“.

Muhtemelen beklenti, fazladan not almak. Beni şahsen tanıyan herkesin üstteki satırı okuyunca şöyle yaptığına eminim.

Düzgün final kağıdı verecek olan kişi, “Uğur hoca beni sever” gibi bir düşünceye gerek duyar mı?

🙁

İki ay boyunca yanlış derse giren öğrenciye ilişkin videoyu görmüşsünüzdür. Görmemişseniz:

Benzeri durumla başka okulda bir arkadaşım karşılaşmıştı. Neyse ki böyle bir durumu hiç yaşamadım. Bir eğitmen olarak beni ilgilendiren kısmı “öğrenmeyi öğrenmek[1] , [2][3][4] , [5] , [6] ile ilgili.

Final dönemi yaklaşıyor. Bu dönem MBA katılımcılarından çok memnunum. Memnun kalmak ve yıllar sonra yine olumlu hatırlamak istiyorum.

29 Nisan 2018 Pazar

Sormayı Bilmek

Birkaç gün önce, Özgür Alaz’ın bir tweet’inde gördüm.

On yılı aşkın zamandan beri bu siteyi izleyenler bilirler, doğru soruyu sormak ve sorgulamak konusunda çok sayıda yazı vardır.

Sadece davranışlar üzerine yazılarda değil, dijital pazarlamanın olağanüstü örneklerinin yer aldığı yazıda (kendisiyle röportaj yapılan CEO), Einstein’ın Bir problemi çözmek için bir saatim olsaydı ve hayatım çözüme bağlı olsaydı, ilk 55 dakikayı için uygun soruyu bulmak için kullanırdım. Eğer doğru soruyu biliyorsam, sorunu beş dakikadan az sürede çözebilirdim.” sözünü hazırlatmış.

Eğer her şeyin verilere dayalı olduğu bir dünyada sonsuz veri içinde boğulmak istemiyorsanız, öncelikle doğru soruyu sormayı öğrenmelisiniz.

Bunun için önce öğrenmeyi öğrenmek gerekiyor.

😉

Ne zaman SORMAK konusu geçerse, sosyal medya dönemi öncesindeki bir espri aklıma gelir.

😀

21 Şubat 2018 Çarşamba

Yorum, Eleştiri, Araştırma, Terbiye

Bu seferki yazı, bir bilgiyi paylaşmak amacı taşımıyor. Biraz şikayet, biraz da “iç dökme”  diye düşünebilirsiniz.

Agile ve Acil yazımı bir takipçim Facebook’da paylaşmıştı. Onun takipçilerinden biri şöyle yazmış.

Yanıtımdan anlaşıldığı gibi amacım, bunu yazan ile tartışmak değil, “yazıyı bir kez daha ama anlayarak okumasını” sağlamak idi.

Ne var ki, tartışma devam etti.

Dikkat edilirse, “yazıyı neden yazdı acaba?” diye düşünmek yerine saldırgan uslup devam ediyor.

Defalarca çok haneli milyon dolarlık projeleri yönettiğimi” söylediğim için bana tevazu öneriyor ama “Agile felsefe ile bir süredir ilgileniyorum, bu konuda blogumda yazılar yazıyorum. Kardeşim Scrum Master ve agile koçluğu yapıyor” demekten kendini alamıyor.

  • Tevazu genellikle böyle kişilerin başkasına tavsiyesidir.
  • Ortaokulda bir arkadaşımız, “Hocam, benim eniştem doktor. Sağlık işlerinden anlarım” demişti. Bu “Kardeşim Scrum Master ve agile koçluğu yapıyor” cümlesi bana onu hatırlattı

Yine de yanıtımda, aynı düzeyde davranmadan yanıt vermeyi tercih ettim. Yazıyı tekrar anlayarak okuması için çaba sarfettim.

  • Yukarıda yazdığım gibi, 2000’lerin başından beri işin içinde olmama rağmen “Agile felsefe ile bir süredir ilgileniyorum” konusunu da işlemeyip sonraya bırakmaya karar vermştim.
  • Yönetici olduğum yıllarda bana bağlı müdürler “Sizin çömezlerle konuşmanızdan sonra, biz Uğurca’dan Türkçe’ye tercüme yapıyoruz” derlerdi. Sanırım nazik uğurca nedeniyle karşı taraf tavrını sürdürmeye devam etti.

🙂

Tartışma burada bitseydi, unutacaktım. Ancak devam etme niyeti üzerine yukarıdaki 2 görseli, Facebook’daki yorumların arasına taşıdım. Şu cümleleri de ekledim.

Kanada’nın en büyük markası RBC (Royal Bank of Canada) “Bir CRM projesini 36 ayda yaptık” diye öğünüyordu.
Biz aynı noktada olduğumuzda 20 ay olmamıştı bile.
😉
Muhteşem bir IT ekibinin desteğiyle, 5 paralel kulvarda çalıştık. Çok sayıda kurumun yıllarca uğraştığı
– Kullanıcı ekranları ve müşteri ekranları
– Veri tabanı
– Kampanya yönetimi
– Tekilleştirme
– Alarm uyarı sistemleri
kurup hayata geçirdik.
.
İnsan merak ediyor… Akıl verme meraklısı arkadaşımız bunun gibi kaç projeyi “asıl sorumlu” olarak ve “eli değil kellesi taşın altında” yönetti acaba.

Buraya ekleme yapayım. Sadece 5 paralel kulvarda CRM projesini gerçekleştirmedik. Ürün Yönetimi ekiplerimiz de onlarca proje yaptı. 2 sene içinde Türkiye’nin en büyük bireysel bankasında ne ürün varsa, bizim de o kadar ürünümüz vardı. İyi hatırlarım, toplam (çömezler dahil) eleman sayımızın 3 katı kadar projemiz vardı. Bunca proje geleneksel bakış açısıyla yönetilebilir miydi?

  • Sadece işin ticari kısmından da bahsetmiyorum. Kullanıcıları, paydaşları ve özellikle bize destek veren muhteşem IT ekiplerini projeye katmadan, ne ön tasarım olabilirdi, ne de bunca proje başarıyla ortaya çıkarılabilirdi.

İlgili kişi, demek istediklerimi anlamamaya ve tavrını sürdürmeye kararlıydı.

Hem bu tavra rağmen kendimce uyarıyı tekrarladım, hem de bu yorumlarını kendi Facebook sayfama tşıdığımı haber verdim.

Açıkçası, konuyu bilip bilmediğimin daha geniş platformda sorgulanması beni rahatsızetmez. Ayrıca hemen tüm yorumları zaten blogumda, yazının yorum kısmında paylaştığım için bu eleştiri-yorum (?) konusunda da bir endişem yoktu.

Kendi Facebook sayfama geçince, “yanıtımın kaba olduğunu” ve “yaptığımın ayıp olduğunu” hatta “suç olduğunu” söyledi. Messenger’dan mesaj gönderip “Lütfen kaldırır mısınız” diye ricada bulundu.

Lütfen yukarıdakilere tekrar bakın. Bu kişinin

  • bu kadar isim yapmış bir insan, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmuş.. sığ, çiğ bir yazı..
  • o kadar hiç anlamamış ki agile’ı, azıcık araştırsa agile ruhuna ne kadar ters bir yorum yazdığını anlar..
  • “herşeyi ben bilirim, ben yaptım” demek bu devirde sakil duruyor..
  • en azından bir asgari düzeyde.. bilmiyorsan “ben de bu işi merak ediyorum, ne ola ki?” demek en büyük erdem.
  • en azından sizin bilmediğinizi anlayacak kadar biliyorum

cümleleri kaba değil, benim

  • Başkasına “azıcık araştırma” öneren kişi kendisi azıcık araştırsa, bu yazıyı yazanın defalarca çok haneli milyon dolarlık projeleri yönettiğini görür ve “bu yazıyı neden yazdı acaba?” diye düşünürdü.
  • Ben “agile = acele” demiyorum. “Bu topraklarda maalesef öyle uygulanıyor” diyorum.
  • İşin tavazu veya ben bilirim kısmını bana akıl verenlere bırakmak istiyorum.
  • İnsan merak ediyor… Akıl verme meraklısı arkadaşımız bunun gibi kaç projeyi “asıl sorumlu” olarak ve “eli değil kellesi taşın altında” yönetti acaba.

cümlelerim kaba.

Bu arada,

  • bilerek alenileştirdikleriniz” konusuna bir göz atan kişi, suç olup olmadığı konusunda fikir sahibi olur. Araştırmayı öneren, gider bir avukata sorar.
  • Yazdıklarının arkasında duramayacak kişi, bunları yazmaz… Ya da yanlış anladığını kabul eder.
  • “Ayıp olduğunu” söylediği için, kişinin ismini kaldırdım. Bu tavıra rağmen,  aynı davranışı paylaşmak istemedim.
  • Bilirsiniz, kavramlara düşkünüm. Kavramların birden ortaya çıkması ve moda olması konusunda birkaç yazı daha gelecek.

😮

Sadece şunu söyleyebilirim. İçim içimi yiyor ama… Birçok cümlesini derslerimde sunduğum Ali Nesin’in “Başkasını ahmaklıkla suçlayarak aydın olunmaz” cümlesi nedeniyle bir sıfat takmak istemiyorum.

.